STRES
Stres kelimesi ile “kişinin fizyolojik, biyokimyasal, psikolojik stres tepkileri” anlatılır. Stres kelimesinin ifade ettiği diğer anlam ise organizmanın dengesini bozabilecek etkenlerin tümüdür. Stres vericiler, fizyolojik (travma, sıcak, soğuk gibi), psikolojik (duygusal gerilimler, iç ve dış çatışmalar, eş problemleri) veya sosyal (çevre etkenleri, kültürel değişim v.b) içerikli olabilir.
Stres, Latince den türemiş ve İngiliz dilinde kullanılan bir terimdir. Stres kelimesi mühendislik alanlarında da kullanılagelmiştir (Baltaş, 1990). Stres Latince de “estric-tia”, eski Fransızca da“estrece”kelimelerinden gelir. İsim olarak birinci anlamı“zorlanma, gerilme ve baskıdır”. Kelime 17. yy da “felaket, musibet (adversity), bela, dert, keder, elem (affiliction)” gibi anlamlar da kullanılmıştır.
18. ve 19. yüzyıllarda kavrama yüklenen anlam değişmiş ve “güç, baskı, zor” gibi anlamlarda objelere ve insanlara yönelik kullanılmıştır. 19. ve 20. yüzyıllarda “stress” ve “strain” kelimesi, sezgi yolu ile bedensel ve psikolojik hastalıkların sebebi olarak düşünülmüştür.
İnsan doğal ortama, bilincinin, bilgisinin dışında ya da içinde uyum sağlar. Buna karşılık toplumsal ortama uyum sağlamak için, bilinçli ve bilgili olması gerekmektedir. Uyum sağlamak için çeşitli yollar dener, çözümler üretir. Gayretleri netice vermezse sosyal uyumu bozulur. Bunun sonucunda kişide, bedensel, ruhsal belirtiler ve yakınmalar meydana gelir. Kişi sıkıntılı, kaygılı ve kızgın olur.
1842 de İngiliz hekim Thomas Curling, ağır bir yanık vakasında; 1867 de cerrah Albert Billreth, enfeksiyon sebebi ile yapılan önemli bir cerrahi müdahaleden sonra, strese ait belirtilerin ortaya çıktığını aktarmışlardır.
1878 de Cla ude Ber nard, bü tün ha ya ti gö rev le rin, dış or ta mın de ği şen şart la rı karşısında canlının iç vasatının belirli sınırlar içinde sabit tutulması amacına yönelik olduğunu söylüyordu. Araştırmacı, stresi “organizmanın dengesini bozan uyaranlar olarak”tanımlamıştır.
Alman fizyoloğu Pfluger e göre stresin tanımı: “hayatın ihtiyaçlarını doyurmak ve karşılamak için organizmanın zararlı etkenlerden kaçıp korunması” olarak yorumla-mıştır. 1880 yılında Belçika da fizyolog Fredericq ise, “stres yaşayan organizmanın zararlı etkenlere karşı tepkisi, bunun sonucunda organizmanın ya hastalanacağını yada zararlı etkilerden kurtulacağını” ileri sürmüştür.
DEPRESYON
Depresyon sık görülen, uzun süreli atakları olan, yüksek süre¤enleflme, depreflme ve yineleme oranları gösteren, ciddi fiziksel ve psikososyal yeti kaybına neden olan son derece yıkıcı bir bozukluktur. Depresyon etiyolojisini nörotransmitter sistemleri ile açıklamaya çalışılan, çalışmalar sonucunda elde edilen veriler, hem noradrenerjik hem de serotonerjik sistemlerin antidepresanların oluflturduğu olumlu etki ile ilişkili oldu¤unu düşündürmektedir.
Fakat depresyona neden olan özgün bozukluk hâlâ belirsizdir ve kişisel farklılıklar göstermesi olasıdır. Serotonin ve noradrenalin üzerinden seçici olarak etki eden ajanların, etkilerini gösterebilmeleri için serotonerjik ve noradrenerjik sistemlerin birbirleri ile etkileflime girmelerine gerek olmayabilir yani etkilerini farklı ve birbirinden uzak mekanizmalarla gösteriyor olabilirler. Buna rağmen serotonerjik veya noradrenerjik nörotransmisyonun aktive olmasının bâzı ara süreçler ve ortak yollar üzerinde benzer etki yaratarak, depresyonda bir iyiye gidifle neden oldu¤u da gösterilmifltir. Noradrenalinin depresyon tedavisindeki önemi üzerine artan bilgi birikimimiz göstermifltir ki, noradrenerjik nörotransmisyonda tek başına bir değişiklik ile yalnızca serotonerjik nörotransmisyonda meydana gelen bir değişiklik ile açıklanamadığı gibi, depresyon etyolojisini açıklamak mümkün de¤ildir. Diğer nörotransmitterlerle olan etkileflimleri de içine alan anomâliler depresyonun zeminini oluflturuyor olabilir.
Son zamanlarda yoğunluk kazanan bazı görüşlere göre, antidepresan aktivitesini birden fazla mekanizma aracılığıyla gösteren ilâçların, tek bir etki mekanizmasına sâhip ilâçlardan daha iyi etki sağladıklarına inanılmaktadır.
ANKSİYETE BOZUKLUĞU TEDAVİSİ
Antiepileptik ilaçlar epilepsi dıșında kronik ağrı gibi farklı nörolojik durumlarda, psikiyatri alanında bipolar bozukluk tedavisinde kullanılmaktadır. Anksiyete bozukluklarında da kullanımına ilișkin çalıșmalar vardır. Karbamazepin, valproat, lamotrijin, topiramat, gabapentin, pregabalin gibi antiepileptiklerin anksiyete bozukluklarında etkili olduğu çeșitli çalıșmalarda gösterilmiștir. Pregabalin yaygın anksiyete bozukluğu, pregabalin ve gabapentin sosyal anksiyete bozukluğu, lamotrijin travma sonrası stres bozukluğu için güçlü kanıtlar sunmaktadır. Antiepileptik ilaçların anksiyete bozukluklarında etkili olduğunu bildiren çalıșmalarla birlikte etkin olmadığını gösteren çalıșmalar da vardır. Antiepileptik ilaçların anksiyolitik etkisinin klinik uygulamaya yansıması için daha geniș örneklem gruplarıyla, çift kör çalıșmalara gereksinim vardır. Bu makalede antiepileptik ilaçların yaygın anksiyete bozukluğu, sosyal anksiyete bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluğunda kullanımı ile epilepsi ve anksiyete bozukluklarındaki ortak nöroanatomik yapılar ve kimyasal ileticiler literatür ıșığında gözden geçirilmiștir.
STRESLE BAŞA ÇIKMANIN YOLLARI
Her gün 2-3 dakika Duygularınıza Odaklanın
Her gün bir kaç dakika durup kendinizi dinleyin. Çevrenizde neler olup bittiğini ve duygularınızı düşünün. Bunu ofisinizde ya da bir dinlenme anında ya da egzersiz yaparken de yapabilirsiniz. Düşündüğünüz şeyler işiniz ya da evinizdeki zorluklar olmasın. Bunun yerine duygularınızı hissetmeye çalışın, çevrenizden duyduğunuz sesleri, kokuları, gördüklerinizi, hislerinizi iyice farkına varın. Bunu her gün 3-4 dakika için yaparsanız, kısa bir süre sonra duygulal ve fiziksel olarak çok daha iyi olmaya başlayacaksınız.
Sizi üzen şeyler hakkında yazın ya da konuşun
Sizi üzen şeyleri bir yerlere yazın ya da konuşun. Bu bir günlük olabilir ya da arkadaşınıza anlatın hatta bilgisayarınızdaki bir dosyaya yazın. Böyle davrandığınız zaman kendinizi daha az yalnız hissedeceksiniz. Hatta yazmak ya da konuşmak size belki bir takım ipuçları sağlayacak. ABD'da yapılan bir araştırmada kronik astımı olan kişiler 2 gruba ayrıldı. Bir grup hiçbir şey yapmazken diğer gruba hergün yaşadıklarını, hissettiklerini, hatta hastalık ile ilgili korku ve ağrılarını yazmaları söylendi. sonuçta, duygularını uzun uzun yazan kişilerin hastalığının daha az sorunlu geçtiği görüldü.
Ne kadar stresli ya da dertli olursanız olun herzaman Egzersiz Yapın
Araştırmacılar 'Egzersiz en verimli stress gidericidir' diyorlar. Araştırmacılar hergün 30 dakika egzersiz yapan kişilerin beyin aktivitelerinde değişiklik olduğunu ve endişe testinde skorların % 25 düştüğünün görüldüğünü bildiriyorlar.
Doktorlar bir kadının her gün mutlaka yapması gereken nedir sorusuna 'Egzersiz' diye cevap veriyorlar. Jimnastik salonuna gidemiyorsanız bile hergün 30 dakika kadar yürüyüş yapın. Bu da stres düzeyinizi azaltacak bir yoldur.
SINIR VE STRESE İYI GELEN BITKILER
Sarı Kantaron (Hypericum perforatum); çok yıllık, üzerinde pek çok sarı çiçeği olan bir çalı türü olup, Asya’ dan Amerika’ ya kadar dünyanın pek çok ülkesinde doğal olarak yetişen ve Ortaçağdan beri güvenle kullanılan bir bitkidir. Bitki 25-60 cm boyunda olup, çok dallıdır ve sapları ayrı olduğu halde bir şemsiye biçimindeki çiçekleri 5 parçalı, korolla altın sarısı renkli ve kenarları siyah renkli guddeli tüyler ile çevrilidir . Erkek organları çok adette ve 3 demet halinde bir araya toplanmıştır. Yapraklar ışığa karşı tutulduğunda, yağ guddeleri, parlak noktacıklar halinde kolaylıkla görülür. Tanen (tannin), uçucu yağlar (carophyllene, pinene, limonene, myrcene), flavon türevleri (quercitrin,quercitin, rutin), hipericin (hypericin), karoten (carotene), Vitamin C ve resin içermektedir. Bu bitki hakkındaki modern ilgi; 1997 yılında Newsweek dergisinde ve sonrasında diğer gazete ve dergilerde çıkan makale ve yazılar ile ABD’de bazı TV programlarında yapılan haberlerden sonra daha da arttı denilebilir. Aslında bundan yıllarca önce başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde bu bitki yan etkisiz bir “Doğal Antidepresan” olarak kullanılıyordu. Depresyon önleyici olarak kullanılmasının nedeni; Sarı kantaronun içerisindeki başta hiperisin olmak üzere ve diğer bileşikler sayesinde, beyin içerisinde sinir uyarılarının iletiminde önemli seviye artışı sağlamasıdır.
Yapılan araştımalara göre bitki birçok etken madde içermekte olup; bunlardan en önemlileri hiperisin (hypericin), flavonoidler, taninler, resin ve prosiyanidinler’ dir. Hiperisin beyindeki Teta dalgalarını da arttırmaktadır. Teta dalgaları normalde uyku esnasında meydana gelirler ve derin düşünce veya meditasyon, yüce duygular, memnuniyet ve yaratıcı düşüncenin artması gibi şeylerle ilişkilidirler. Sarı kantaron ile ilgili çalışmalarda; endişe, kayıtsızlık, uyuşukluk, fazla uyuma, uykusuzluk, depresyon veumursamazlık hissi gibi semptomlarda olumlu gelişmeler görülmüştür.
Kediotu kökü; modern hayatın bir etkisi olarak ön plana çıkan korku, gerginlik, ve sinirlilik hallerinde, bu durumlardan rahatlıkla kurtulabilmek için, yardımcı olabilecek çok değerli bir bitkidir. Etkisinin belirtileri, dalgınlık ve yorgunluğun aksine, rahatlatıcı bir canlılık olarak görülür. Geçmiş zamanlarda, yaraları iyileştirmek için kullanıldığı bilinmektedir. Amerikan yerlileri savaşçılarının yaraları üzerine, bitkinin taze yapraklarını ezerek hazırladıkları preparatları kullanırlardı. Kediotu’ nun kurutulmuş köklerinin öğütülmesi sonucunda elde edilen tozun da mikrop öldürücü etkisi vardır. Nevrasteni (zihinsel ve bedensel yorgunluk) ve histeri (bencillik, kapris, alınganlık...) durumlarında ise, kediotu kökü kullanılması neticesinde başarılı sonuçlar alındığı görülmüştür. Kediotu yüksek kan basıncını (hipertansiyon) düşürücü bir etki de gösterebilmektedir. Kediotu kökü; öncelikle uyuyamama ve uykuyu sürdürme sorunu olanlar tarafından kullanılabilir (Yatma zamanından 1 saat önce 2 kapsül). Genelde, sinir sisteminden kaynaklanan tüm rahatsızlıklara, spazmlara ve ağrılara karşı da kullanılabilir. Örnek verilecek olursa, baş ağrısı, migren, mide bulantısı, sinirsel kalp çarpıntıları, sinirsel mide şişkinlikleri,histeri, huzursuzluk, sinirlilik, endişe (anxiety), korku, karamsarlık, dişilik organı ağrıları, menopoz rahatsızlıkları ve çalışma ortamındaki veya özel yaşamdaki stres hallerine karşı başarıyla kullanılabilir. Günümüzün hızlı ve uğraşı gerektiren yaşam biçiminin oluşturduğu tüm rahatsızlıklardan, bireylerin sinir sistemlerinin güçlendirilmesi ve dengeyekavuşturulması ile üstesinden gelinebilir. Yukarıda sayılan hastalıklara, mide ve karın ağrıları, safrakesesi rahatsızlıkları, kalp bölgesindeki ağrılar ve sürekli kabızlık halleri de dahildir. Günümüzde, hayatta kalma savaşı veren veya özel hayatında stresle mücadele eden herkesin Kediotu kökü kullanması, kişinin bu savaş ve mücadeleden başarıyla çıkmasına çok yardım edecektir. En güvenilir yanı ise, alışkanlık veya bağımlılık yapacak herhangi bir madde taşımamasıdır. Son zamanlarda Kediotu ve Çarkıfelek yüksek tansiyon (hipertansiyon) hastaları için de özellikle tavsiye edilmeye başlanmıştır.
Kullanım Önerisi: Günde 2 defa 1 tablet alınabilir. Her 1 Tablet:18 mg Magnezyum, 30 mg Çarkıfelek (Passion Flower) ve 125 mg Kediotu (Valerian Root) içerir. Bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.
DEPRESYONA BITKISEL ÇÖZÜM
TRIPTOFANI ETKIN HALE GETIRMEK GIDALARI KULLANARAK DEPRESYONU TEDAVI ETMEK MÜMKÜN MÜDÜR?
Sizi biyokimyasal bir yolculuğa çıkaracağım şu birkaç dakikalık sürede bana sabır göstermenizi rica edeceğim. Vücut karbonhidratları glikoza, kan şekeri de denen bir tür şekere dönüştürür. Glikoz pankreası uyararak ensülin salgılamasını sağlar. Ensülin beyindeki triptofan —serotonin adlı sinir taşıyıcı kimyasalların hammaddesi— adlı aminoasidin seviyesini yükseltir.
Sinir taşıyıcı kimyasallar, sinirler tarafından aralarında haberleşmek ve görevlerini uygun bir şekilde yerine getirmek için kullanılır. Yüksek serotonin seviyesi olağandışı bir etki yaratır: Sinir taşıyıcı moral durumunu yükseltir, huzur ve rahatlık hislerini artırır.
Eğer bu mantıksal sıralamayı bir adım daha ileri taşırsanız; ortaya yüksek oranlarda karbonhidrat içeren bir beslenme rejiminin depresyon tedavisinde büyük etkilerinin olduğu sonucu çıkar. Zaten yapılan bir araştırmada tam olarak bunu işaret ediyor. Yüksek oranda karbonhidrat içeren bir tane bisküvi yedikten sonra, hafif depresyon geçiren kişilerin -sigarayı bırakmaya çalışanlar ve adet öncesi dönemdeki kadınlar da dahil olmak üzere- çok daha yumuşak davranışlar gösterdikleri belirlenmiştir. Öyleyse daha çok bisküvi, pasta yiyip kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayıp sağlamadığını kontrol edin. Bu arada, triptofan alımınızı da artırabilirsiniz. Ayçiçeği, kabak çekirdeği ve eşekotu tohumlan, kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan triptofan adlı aminoasit bakımından oldukça zengin kaynaklardır.
Vücuttaki serotonin seviyesini artırmak, depresyon tedavisinde kabul edilmiş tıbbi yaklaşımlardan bir tanesidir. Çok bilinen bir anti depresan olan prozac, vücuda içeriğindeki serotonini tutmasında yardımcı olur.
B vitamini açısından zengin besinler:
Sinir taşıyıcılar, yani sinirler tarafından aralarında haberleşmek ve görevlerini uygun bir şekilde yerine getirmek için kullanılan kimyasallar, depresyonda çok önemli bir rol oynarlar. Beslenme uzmanları, yeterince B vitamini -folat ve B6 ile B12 vitaminleri- alımının, sinir taşıyıcı kimyasalların düzeyinin yüksek kalmasını sağladığını belirtmektedirler.
Folat benekli fasulye, kuru fasulye, kuşkonmaz, ıspanak, brokoli, bamya ve Brüksel lahanası gibi sebzelerde bolca bulunur. B6 vitamini ise en çok karnıbahar, suteresi, ıspanak, muz, bamya, soğan, brokoli, kabak kara lahana, lahana, Brüksel lahanası, bezelye ve turpta bulunur. Gıdalarınıza fenilalanin adlı aminoasidi de ekleyebilirsiniz. Yapılan bir araştırmada; B6 vitamini ve fenilalanin taJ.
viyeleri verilen ileri derecede depresyon hastalarının % 75'inde oldukça hızlı bir iyileşme görülmüştür. Ben bu tür besinlerin genel olarak doğal yollarla alınması taraftarı olduğum için, size dört tane zengin kaynak önermek istiyorum: Ayçiçeği, kuru fasulye, suteresi ve soya fasulyesi. Şimdi kuru fasulye, soya fasulyesi ve suteresiyle bir çorba hazırlayıp, üzerini de ayçiçeği ile süslemeye ne dersiniz?
Depreston Tedavisinde Kullanılan Bitkiler
SARI KANTARON
Sarı Kantaron bitkisinin depresyona karşı oldukça etkili bir şifalı bitki olduğu birçok araştırmada ortaya konmuştur.
Antidepresan özelliği ile batı ülkelerinde hazır bitkisel drog haline de getirilmiştir.
Sarı kantaron; depresyonun doğal tedavisinde alternatif tıp açısından değerli seçenektir.
İçeriğindeki hypericin isimli maddesi başta olmak üzere sarı kantaron bitkisi ile; depresyon, stres, uykusuzluk ve anksiyete durumlarında fayda sağlanabileceği belirtilmektedir.
Sarı Kantaron bitkisinin; kişinin kendisini iyi hissetmesi için gerekli olan hormonların salgılanması üzerine düzenleyici etkisi olduğu belirtiliyor.
Hypericin aynı zamanda antiviral ve antibakteriyel özelliklere de sahiptir.
MELİSSA ÇAYI
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genetik Anabilim Dalı Başkanlığı Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Elif Tuncer, melissa bitkisinin sinirsel kökenli çarpıntılarda, hafif depresyon, sıkıntı ve streslerde rahatlatıcı rol oynadığını, psikolojik rahatsızlıklardan kaynaklanan sıkıntı verici olayların düşüncelerini zihinden uzaklaştırmakta yararlı olduğunu belirtti.
Çayın kasları gevşetici özelliği bulunduğunu dile getiren Tuncer, "Melissa, büyük bir huzur verir. Melisa bitkisi özü, sinir sistemini gevşetici ve uykuyu kolaylaştırıcıdır. Zaman'ın haberine göre uyku getirdiği bilinen yoğurtla bir araya gelince de bütün gece gözünü bile kırpamayanlar için birebirdir." dedi.
Sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklarda, mide spazmında, sinir sistemi ve kalp rahatsızlıklarında tansiyonu düzenleyici olarak ağrı kesici ve rahatlatıcı olarak da kullanılan melissanın zekâyı artırdığı, mide ülserine iyi geldiği, kaynatılarak suyu vücuda sürüldüğünde ter kokusunu kestiği ve beyin damarlarını açtığı bilinirken, hiçbir yan etkisi de bulunmuyor.
Yine, bilim adamlarına göre; sinirsel kökenli çarpıntılarda, hafif depresyon, sıkıntı ve streslerde rahatlatıcı rol oynamakta, psikolojik rahatsızlıklardan kaynaklanan sıkıntı verici olayların düşüncelerini zihinden uzaklaştırmaktadır. Melissa Latince'de 'arı' anlamına gelmektedir. 2000 yıldır Akdeniz ülkelerinde popüler bir arı bitkisidir.
KEDİ OTU (Valerian)
Modern hayatın bir etkisi olarak ön plana çıkan korku, gerginlik, ve sinirlilik hallerinde, bu durumlardan rahatlıkla kurtulabilmek için, yardımcı olabilecek çok değerli bir bitkidir. Etkisinin belirtileri, dalgınlık ve yorgunluğun aksine, rahatlatıcı bir canlılık olarak görülür. Geçmiş zamanlarda, yaraları iyileştirmek için kullanıldığı bilinmektedir. Amerikan yerlileri savaşçılarının yaraları üzerine, bitkinin taze yapraklarını ezerek hazırladıkları preparatları kullanırlardı. Kediotu’ nun kurutulmuş köklerinin öğütülmesi sonucunda elde edilen tozun da mikrop öldürücü etkisi vardır. Nevrasteni (zihinsel ve bedensel yorgunluk) ve histeri (bencillik, kapris, alınganlık...) durumlarında ise, kediotu kökü kullanılması neticesinde başarılı sonuçlar alındığı görülmüştür. Kediotu yüksek kan basıncını (hipertansiyon) düşürücü bir etki de gösterebilmektedir. Kediotu kökü; öncelikle uyuyamama ve uykuyu sürdürme sorunu olanlar tarafından kullanılabilir (Yatma zamanından 1 saat önce 2 kapsül). Genelde, sinir sisteminden kaynaklanan tüm rahatsızlıklara, spazmlara ve ağrılara karşı da kullanılabilir. Örnek verilecek olursa, baş ağrısı, migren, mide bulantısı, sinirsel kalp çarpıntıları, sinirsel mide şişkinlikleri, histeri, huzursuzluk, sinirlilik, endişe (anxiety), korku, karamsarlık, dişilik organı ağrıları, menopoz rahatsızlıkları ve çalışma ortamındaki veya özel yaşamdaki stres hallerine karşı başarıyla kullanılabilir. Günümüzün hızlı ve uğraşı gerektiren yaşam biçiminin oluşturduğu tüm rahatsızlıklardan, bireylerin sinir sistemlerinin güçlendirilmesi ve dengeye kavuşturulması ile üstesinden gelinebilir. Yukarıda sayılan hastalıklara, mide ve karın ağrıları, safrakesesi rahatsızlıkları, kalp bölgesindeki ağrılar ve sürekli kabızlık halleri de dahildir. Günümüzde, hayatta kalma savaşı veren veya özel hayatında stresle mücadele eden herkesin Kediotu kökü kullanması, kişinin bu savaş ve mücadeleden başarıyla çıkmasına çok yardım edecektir. En güvenilir yanı ise, alışkanlık veya bağımlılık yapacak herhangi bir madde taşımamasıdır. Son zamanlarda Kediotu ve Çarkıfelek yüksek tansiyon (hipertansiyon) hastaları için de özellikle tavsiye edilmeye başlanmıştır.
|