|
|
|
| |
|
ŞİFALI TAŞLAR VE ŞİFALI TAŞLARLA TEDAVİ
Kristalinizi programlayamazsınız ya da başkalarına kötülük yapmak veya cezalandırmak gibi amaçlarla da kristali kullanamazsınız. Çünkü kristal, böyle kötü niyetler karşısında kendini programlamaya kapatarak size izin vermeyecektir. Kristalden nasıl titreşimler yayılıyorsa sizden de titreşimler yayılmaktadır. Niyetiniz ile kristale ulaştırdığınız titreşimleriniz, kristal tarafından ayırt edilir ve olumsuz isteklerde sizinle beraber çalışmazlar.
Kristalinizi programlamadan önce kendinizi arındırmalı ve enerjisel olarak dengelenmelisiniz. Rahatlamak ve dingin bir Tuh haline bürünmek için bir bardak sıcak bitki çayı içebilirsiniz. Aynı zamanda, programlama yapacağınız ve öncesinde içinde bulunduğunuz mekanda, çeşitli aromatik mumlar ve tütsüler yakarak mekanın enerjisini de dengeleyebilirsiniz.
Kristal Programlama Tekniği
İlk olarak programlayacağınız kristalinizi alın. Rahat ve sırtınız dik bir şekilde oturacağınız bir pozisyona geçin.Elinizden hangisi güçlü enerjili ise kristalinizi programlamak için kristali o elinize alabilirsiniz. Avuç içinize oturacak şekilde kristalinizi yerleştirin ve diğer elinizin avuç içiyle kristalinizin üzerini kapatın. Eğer kristaliniz, avucunuza sığmayacak kadar büyükse önünüze alacağınız bir masa üzerine yerleştirin. Avuç içleriniz üstüne gelecek şekilde kristali iki elinizle tutun.
Kristalinizi mümkünse kalp hizasına gelecek şekilde yerleştirebilirsiniz.Gözlerinizi kapatın. Kristalden size gelecek enerjisel titreşimlere ve niyetinize odaklanın. Öncelikle kristalinize içtenlikle teşekkür edin ve kendinizi tanıtın.
Kristalinize mutlaka "onu programlamak istediğinizi ve bunun için size izin verip vermediğini" sormalısınız. Ardından kristalden gelecek titreşimleri bekleyin. Kristaliniz, programlama için size izin veriyorsa eğer mutlaka titreşimsel olarak fiziksel bedeninizde hissedersiniz. Bu titresimler iğne batması, gıdıklanma ya da artan - azalan kalp atışları şeklinde olabilir. Eğer kristalinizden size yanıt gelmiyorsa sorunuzu tekrarlayın ve bekleyin.
En az 3 kere sorunuzu tekrarlamanıza rağmen kristalden herhangi bir yanıt alamadıysanız programlamaya ara verebilirsiniz. Bir yarım saat süreyle bekledikten sonra tekrar deneyebilirsiniz.Yaptığınız tekrarlarla kristalinizden hiç yanıt gelmemesi, kristalin bu programlama ile sizinle beraber çalışmayacağını gösterir. Başka programlarınız için aynı kristali tekrar deneyebilirsiniz. Ya da o kristali, her kim için programlıyorduysanız başka biri için programlamayı düşünebilirsiniz.
Bununla beraber, böyle bir durumda şunu da yapabilirsiniz. Kristalinize, onu hangi amaçla programlayabileceğiniz! sorabilirsiniz. Soruyu yönelttikten sonra sakin kalın ve bekleyin. İçsel biliş yoluyla yani kendi iç sesinizle, bir düşünce şeklinde size yeni amacınız gelebilir. Gelen yeni bilgiyle kristalinize onu programlama isteğinizi yineleyin. Büyük ihtimalle bu defa kristalden size onay veren titreşimler akmaya başlayacaktır.
Kristalinizden gelen onay cevabı ile vücudunuzda yayılmaya başlayan titreşimleri, çok şiddetli veya çok hafif olarak hissede-bilirsiniz. Bunun bir önemi yoktur, önemli olan kristalinizin size cevap veriyor oluşudur. Bu esnada vücudunuzda titreşimlerin yayıldığı bölgelere dikkat edebilirsiniz. Çünkü kristaliniz, bu titreşimleriyle en iyi ve en çok hangi bölgelerde çalışacağını da size kendi üslubuyla gösterir. Enerjisel olarak blokajların bulunduğu alanlar bu titreşimlerle açığa çıkıyor.
Kristalinizin size izin vermesinin ardından programlamaya geçebilirsiniz. Ne amaçla kristalinizi kullanmak istiyorsanız, bunu kendi duyacağınız kadar yüksek bir sesle tekrarlayın. Tek bir defa söylemeniz yeterlidir ancak bu sayıyı istediğiniz kadar da arttırabilirsiniz. Tüm samimiyetinizle, yüzünüze güzel bir tebessüm oturtarak ve kendi cümlelerinizle bunu yapabilirsiniz. Programlama esnasında en çok, olumsuza odaklı kelimeler kul-lanmamaya özen göstermelisiniz. Mesela; ile ilgili korkmak istemiyorum" yerine ile ilgili cesaretle dolmak istiyorum" diyebilirsiniz. Niyetinizi gözünüzün önünde canlandırmanız da programlamanızı destekleyici niteliktedir.
Ardından tekrar bekliyorsunuz. Kristaliniz, avuç içinizden başlamak kaydıyla kendi enerjisini tekrar sizin üzerinize salarak programı aldığını belli edecektir. Bu titreşimler sona erene kadar bekleyebilirsiniz. Vücudunuza yayılan titreşimler sonlanınca kristal programlamanızı başarıyla tamamlamış olursunuz. Bu işlemden sonra kristalinize ve tüm yüksek kristal bilincine, kendi öz varlığınız da dahil olmak üzere teşekkür etmelisiniz.
Aynı anda sadece tek bir kristal programlayabilirsiniz. Birden fazla sayıda kristali peş peşe programlayacaksanız eğer mutlaka yanınıza bir not defteri almalısınız. Kristali programlama esnasında kristalin hangi bölgelerde yoğun çalıştığını dikkatle not alırsanız, o kristalle devam eden günlerdeki çalışmalarınızı da bu gelen bilgiler doğrultusunda düzenleyebilirsiniz.
Mineral ve Mineral Olma Özellikleri Nelerdir?
Bir cismin mineral olabilmesi için aşağıdaki özellikleri göster-mesi gerekir.
1. Tabiat ürünü olarak oluşmuş olması gerekir. Yani fabrika-larda elde edilen cisimler mineral kapsamına girmezler.
2. Homojen olmaları gerekir. Büyük bir parçadan kopartılan küçük bir parça, o büyük parçada görülen renk, sertlik, yoğunluk gibi özellikleri küçüğünün de gösterme-si gerekir.
3. Mineraller çoğunlukla katı olarak bulunurlar ve belirli bir kristal sistemine dahildirler. Fakat Civa (Hg) sıvı olarak bulunabilir ve Zinober (HgS) mineralinden elde edilir.
4. Her mineralin belirli bir kimyasal formülü vardır. Örneğin Kalkopirit CuFeS2, Kuvars SİÜ2 gibi...
5. Genellikle inorganiktirler. Seyrek olarak organik olanlarına da rastlanır. Organik olanlara örnek olarak Kehribar'ı (Amber) verebiliriz.
Bu 5 maddeyi kapsayan cisimlere mineral denir. Mineraller, (.mumlanmış bir kimyasal bileşimi ve düzenli bir iç atomik yapısı olan, doğal ve homojen katı cisimler olup genellikle inorganik olarak meydana gelirler.
Buna göre, Kalsit (CaC03) ve Galenit (PbS) birer mineraldirler. Bu minerallerden Galenit'in bileşiminde bulunan Kurşun (Pb) ise bir metaldir. Bir mineralden metal çıkarmak eğer ekonomikse, o minerale maden denir. Dolayısıyla Galenit'e Kurşun madeni de denir. Bütün mineraller maden değildir. Mineralden metal elde ediliyorsa madendir. C, Pb, Fe, Cu doğada tek atomlu bulunabilirler.
1. Kristal Nedir?
Minerali oluşturan atomlar belli bir düzeni takip eder şekilde sıralanmışlardır. Yönlere göre özellikleri değişen minerallere "anizotrop mineraller" denir. Anizotrop cisimler, düzgün olarak büyüyebilirlerse düzgün yüzeyli, çok köşeli ve kenarlı şekillerde olurlar. Böyle şekillere "kristal" denir.
Kristalleşmiş maddeler daima ideal şekillerinde bulunmıı/lnr Onlar gözle görünmeyen içyapıları nedeniyle birçok faktörlerin etkisi altında kalarak çeşit|i şekillerde bulunurlar. Kristal olduğu ancak mikroskopta görülebilen böyle maddelerin yığıntılarına "kristal agregatı (topluluğu)" denir. Kuvars ve Kalsit çoğunlukla kristaller şeklinde; Jips ise kristal agregatı olarak bulunurlar.
Doğadaki bütün kristal malzemeler 7 kristal sistemine uyarlar. Bunlar aşağıdaki gibidir.
a. Kübik
b. Tetragonal (kare prizma)
c. Ortorombik (dikdörtgen prizma]
d. Rombohedral
e. Hegzagonal
f. Monoklinik
g. Triklinik
Kristallerin Oluşumu ve Büyümesi
Sıvılarda ve gazlarda bulunan bir madde katı duruma geçerken kristaller oluşur. Örneğin; havadaki su buharı, atmosferdeki ısının düşmesiyle birlikte kar kristaline dönüşür. Çoğunlukla kristaller bir veya birkaç maddenin bir araya gelmesiyle oluşurlar. Bir buharda (eriyikte) kristallenme olayının olabilmesi için o buharın ve eriyiğin doymuşluk sınırını aşarak üst doymuşluk sınırına gelmiş olması gerekir. Üst doymuşluk durumuna gelen eriyikteki iyonlar birbirine yaklaşmış olduklarında pozitif yüklü olanlar negatif yüklü olanlarla birleşerek ilk kristalcik meydana gelmiş olur.
Bu kristalciğin çevresinde bulunan eriyik maddesini kısmen bu kristalciğe vermiş olduğundan kristalcik çevresindeki üst doymuşluk durumu kaybolmuş olur. Kristalciğin çevresindeki bu alana kristallenme alanı denir.
TAŞLAR NASİL KORUR / IYİLEŞTÎRİR?
Bu soruya şöyle cevap verebiliriz: Bitkiler nasıl bazı hastalık-lardan koruyor veya hastalığı iyileştiriyorsa öyle. Artık herkesin ka¬bul ettiği gibi her meyve veya sebze bir veya birkaç hastalıktan ko¬rumakta (önleyici tedavi) veya bu hastalıkları iyileştirmektedir.

Birkaç örnek vermek gerekirse;
Elma, böbrekleri temizlemekte ve düzenli çalışmasını sağla-maktadır. Sindirim sistemini düzenlemekte, sindirimle ilgili rahatsız-lıkları kontrol etmekte, örneğin kabızlığı ortadan kaldırmaktadır.
incir, cinsel gücü artırmakta ve enerji vermekte, kabızlık halinde bağırsakları çalıştırmaktadır.
Kayısı, cilt ve saç hücrelerini yenilemekte, bu suretle tazelik ve güzellik vermektedir. Kan yapıcı özelliktedir. Bünyesin¬de bulunan karotenoid nedeniyle kanseri önleyici etkisi de bulunmaktadır.
Portakal, soğukalgınlığına bağlı hastalıklara karşı koruyu¬cu ve iyileştiricidir. Ayrıca kalp hastalığından ve felçten korun¬maya yardım etmektedir.
Üzüm, karaciğeri temizlemekte, böbreklerin ve kan dolaşım sisteminin düzenli çalışmasını sağlamak¬ta, siyah üzüm kabukları ve çe-kirdekleriyle birlikte hücreleri yenilemektedir. Siyah üzüm çekirdeğinin kırılarak yen¬mesi ayrıca sinir sitemine ı de yararlıdır.
Burada gayemiz bit kilerin yararlarını anlat-1 mak değildir. Bunun için başka kaynaklara bakılması gerekir.
ŞiFA TAŞLARLA SAĞLIKLI YAŞAM
Bitkilerin bu yararlarının kaynağı, bünyelerinde bulunan mineraller, vitaminler ve diğer enerji kaynaklarıdır. Taş dediği¬miz varlığın bilimsel adı da mineral veya mineraller bileşiğidir.
Genellikle maden adı verilen altın, gümüş, kömür, çinko, demir gibi maddeler de mineraldir; gaz adı verilen hidrojen, oksijen bileşikleri de mineraldir, taş adı verilen turkuvaz, elmas, akik, zümrüt, yakut da. Ancak bunlardan bir kısmı saf olarak tek elementten oluşurken, bir kısmı da bileşik veya karışım halindedir. Mineral benzen diye adlandırılan inci, mercan, kehribar, sedef gibi maddelerin bünyesinde de yine mineral bulunmaktadır. Dolayısıyla içtiğimiz su, soluduğumuz hava, bastığı¬mız veya dokunduğumuz toprak veya taşlar ya saf mineraldir, ya da mineraller bileşkesidir.
Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım:
Çeşitli nedenlerle be-denimiz elektrikle yüklü hale gelebilir. Bu elektrik yüklenmesi farkında olmadan bizi rahatsız eder, stresli hale gelmemize neden olur, hatta hastalandırır. Bedenimizdeki bu elektrik yükünün bir kısmını bindiğimiz aracın metal kapısına dokunarak da boşaltabiliriz, toprağa dokunarak da, elimizi suya tutarak da.
Ancak toprağa dokunduğumuzda acı duymazken, metale dokunduğumuzda elektrik çarpmışçasına titrer ve acı duyarız. Oysa üzerimizde tenimize temas eden bir kehribar, bir opal, bir akik, bir turkuvaz... taşı varsa, kapısına dokunsak bile aracımız bizi çarpma ya çaktır. Zira üzerimizde bulunan taşlar, bedenimizin elektrikle yüklenmesine engel olacak veya her yüklendiğinde dışarıya atacaktır.
BEDENİMİZ: MİNARELLER BİLEŞİĞİ
Bedenimiz, büyük ölçüde farklı oranlardaki minerallerin bileşkesidir. Olgunlaşmış bir insanın dörtte üçü sudur, yani 2 hidrojen ve 1 oksijen elementinin bileşkesinden oluşan su minerali.
Bunun dışında oranları değişken olmakla birlikte demir, bakır, çinko, kurşun, magnezyum, manganez, titanyum, selenyum, iyot, kalsiyum, potasyum, uranyum, fosfor, sodyum, kükürt gibi mineraller bulunmaktadır. Şöyle de diyebiliriz: Doğada hangi mineraller bulunuyorsa insanda da aynı mineraller vardır. Zira ilk insan topraktan yaratıldığı gibi, bizim yaratılışımız da aynı mayadandır.
Mineraller de vitaminler gibi mikrobesinler grubundandır ve hayatımızın, sağlığımızın, hareket kabiliyetimizin temel taşlarıdır. Minerallerin varlığı binlerce yıldır biliniyor. 1 1. yüzyılda Salerno okulunda arsenik ve antimon içeren oral preparatlar hazırlan-maktaydı. Uzun yıllar boyunca cıva biklorid, bakır ve gümüş tuzları başlıca dezenfektanlardı. Antimon, arsenik, bizmut, cıva ve altın gibi eser elementler cüzzam ve sifilis tedavisinde kullanıldı.
Normal metabolizma ve yaşamsal fonksiyonların sürdürülebilmesi için gerekli inorganik maddeler olan mineraller, metabolik olaylara katılarak pıhtılaşma, kas liflerinin uyarılması gibi biyolojik reaksiyonlarda görev alırlar. Sinirler üzerinde de özel bazı etkilen vardır. Mineraller, insan organizması için ge-rek yapısal gerekse işlevsel açıdan son derece önemlidirler. Ayrıca iskelet ve dişte, hormonlarda, hemoglobin ve hücre çekir-değinin yapısında yer alırlar.
Taşların etkisini anlamak için mineralleri iyi tanımak gerekmektedir. Zira sebze ve meyvelerdeki mineraller fiziksel ve ruhsal bedenimizde
hangi etkiyi gösteriyorsa, taşlardaki mineraller de aynı etkiyi göstermektedir.Ancak aralarında küçük bir fark vardır: Sebze ve meyveyi yiyerek tükettiğimiz halde taşlar tükenmemektedir.Görünür şekilde sürekli birlikte olduğumuz ve alışkanlıkla-rımızdan biri haline geldiği için basit gördüğümüz su minerali olmasaydı bedenimizin ne hale geleceğini bir düşünün. Bede-nin yüzde yetmiş beşi yok olur ve ezilip büzüşürdü. Yaşamak mı? Su olmayınca kimin umurunda...
DEMİR (Fe)
Vücuttaki demir eksikliğinin en önemli sonucu anemi hastalığı yani kansızlık olarak ortaya çıkar. Demir eksikliği bulunan kadınların yüzünde karanlık renkli halkalar belirecektir. Soğuktan kolay etkilenen, nefes darlığı, kalpte çarpıntı, sindirim sisteminde problemler, baş dönmesi, kemiklerinzayıflaması, saç dökülmesi kolay kilo alma, bellek karışıklığı ve zayıflığı, gibi durumlar da diğer sonuçları.
insan vücudunda yaklaşık 4 gram kadar bulunan demirin üçte ikisi, kandaki alyuvarlara kırmızı rengi veren hemoglobin molekülünü oluşturur. Hemoglobin, ihtiyacımız olan oksijeni akciğerden alarak dokulara taşır ve hücre solunumunu ger-çekleştirir. Yine doku ve hücrelerdeki karbondioksiti alarak ak-ciğerlere ulaştırır ve solunumla dışarı atılmasını sağlar. Demir mineralinin kalan kısmı, kaslarda miyoglobin molekülü halinde bulu-nur, enzim sistemlerinde veya protein metabolizmasında görev alır. Bir gram kadarı ise depo halindedir ve gerektiğinde devreye girer. Demir minerali, ayrıca kanda bulunan bakterilerle ve virüslerle sava-şan korpuskülleri kuvvetlendirmektedir.
Bedendeki yeterli demir, anti-oksidan niteliği sebebiyle yorgunluğu ortadan kaldıracak, dinç bir beden sağlayacak, düşünsel konsant-rasyonu artırarak sağlıklı bir algılama yeteneği verecektir. Ayrıca has-talıklara karşı vücudumuzu koru-yan bağışıklık sistemimiz (immunite sistem) güçlenecek, enerjik bir yapı oluşacaktır. DNA sentezinde de rol oynayarak üremeyi, büyüyüp gelişmeyi, yaraların çabuk iyileşmesini sağlar.
İnsan vücudunda yaklaşık yüz - yüz elli gram kadar bulunan bakırın onda doku-zu kanda, onda biri de karaciğerde ve beyinde bulunur. Demir mineraliyle birlikte alyuvarlardan hemoglobin molekülünü oluştururlar. Hemoglobindeki demirin korunması ve C vitamininin vücut tarafından kullanılabilmesi bakıra bağlıdır.
Bakır minerali, kalbin düzenli çalışmasını, beyin sinirlerinin ve bağ dokusunun sağlıklı işlev yapmasını sağlar, vücut dokusunun yeniden oluşmasında rol alır. Dolayısıyla merkezi sinir sisteminin düzenli çalışması bakıra bağlıdır. Hücrelerin solunumunda ve enerji oluşumunda vazgeçilmez öneme sahiptir. Dokuların şişmesini ve kızarmasını önler. Kemik yapısının sağlamlığı büyük oranda ona bağlıdır. Troid bezinin çalışmasında önemli yeri vardır. Kan dolaşım sisteminde kan düzeyini ayarlar, bu suretle alerjileri önler. Kırık kemiklerinin kaynaması da ona bağlıdır.
Vücutta bakır mineralinin yeterli düzeyde olmaması, kansızlığa (anemiye), dişler, tırnaklar başta olmak üzere kemiklerde bozulmaya, halsizliğe, solunum problemlerine, iltihaplanmaya, büyüme eksikliğine, mide ve bağırsaklarda rahatsızlıklara, saçların dökülmesine, kalp çarpıntılarına, kolesterol yüksekliği nedeniyle damar tıkanıklıklarına, yaraların yavaş iyileşmesine, tiroit bezi rahatsızlıklarına, immunite (bağışıklık) sisteminin görevlerini yapamaz hale gelmesine yol açabilir.
|
|

GARNET
Kimyasal Bileşim: X3Y2Si3012
(Pirop; Mg3AI2Sİ3üıa, Almandin; Fe3AI2Sİ3012,
Spessartin; Mn3AI2Si3012, Grossular; Ca3AI2Sİ3012,
Uvarovit; Ca3Cr2Sİ3012, Andradit; Ca3Fe2Si3ü12)
Renk: Pirop, Almandin ve Spessartin koyu kırmızı, kahverengi ve siyaha yakın; Uvarovit yeşil; Grossular kahverengi, mat yeşil
ve beyaz; Andradit san renklidir.
Element: Toprak
Metamorfik ve magmatik kayaçlarda yaygın olarak bulunan bir mineral grubudur. Pirop, magmatik kayaçlarda ve özellikle de peridotit, serpantinit ve kimberlit türü kayaçlarda; almandin, sist ve gnayslarda; uvarovit, krom içeren serpantinlerde; grossular ve andradit, metakarbonatlarda oluşur. Akarsu çekellerinde sıkça granat minerallerine rastlanabilir. Bazı türleri süs taşı olarak kullanılabilir. Sertliği 6-7,5 arasındadır. BirçokGamet çeşiti mevcuttur. Kırmızı renkli olanlarına halk arasında "lâl taşı" denir.
Yaşamda güzel zamanlar olduğu kadar zor zamanlar da mevcuttur. Zorlukların üstesinden gelebilmek için oturmuş, dayanıklı ve sağlam bir kişiliğe sahip olmak gerekir. Bunun için öncelikle kim olduğunu ve ne istediğini tayin etmiş olmak şarttır. Kişinin kendi içsel yolculuğunu başlatmasıyla kendi kimliğine dair görüşleri de gelişmektedir. Garnet kristali, bu içsel yolculukta yanınızda bulunması gereken kristallerden biridir.
Sizin bilinçaltı düzlemlerinize derinlemesine dalış yapmanızda teşvik edicidir. Bilinçaltı bilgilerinize eriştikçe bir yüzleşme yaşıyorsunuz. Yüzleşmeler ve ardından gelen kabullenmeler sizin arınmanızı sağlıyor.
Bununla beraber sahiplenme duygusunu ve edimlerini bir kez daha düşünmeye sizi götürür. Yaşamınızda bulunan kişileri ve eşyaları ne çok sahiplendiğinizi, onlara tutunduğunuzu fark edebilirsiniz. Garnet kristali ile sahiplenmeme farkındalığına ulaşabilirsiniz. Garnet'in etkisini ilk olarak düşünce sisteminizdeki değişimler olarak hissetmeniz olasıdır. Düşüncelerinizin değişik bir dikkat noktasına çekildiğini fark etmeniz mümkün oluyor. Bu durum ise sizin kendi iç hesaplaşmanızda olumlu neticeler almanıza etki ediyor.
Bununla beraber Garnet ile ölüm korkusunun üstesinden ge-lebilirsiniz. Özellikle panik atak hastaları için kullanılabilir. Her türlü korkunun kökenine inebilirsiniz. Garnet kristalinden yayılan enerji ile toprağa köklenebilirsiniz. Aynen bir ağaç gibi kökünüz topraktayken dallarınızı gökyüzüne uzatabilirsiniz. Evrensel yaşam görüşünü benimsemeye ve yaşamdan fazlasıyla keyif almaya başlayabilirsiniz. Korku bilincinden sıyrılarak özgürlük platformuna geçiş yapmanızda yardımcı olabilir.
Garnet, birçok şifacının kendi uygulamalarında kullanmaktaolduğu bir kristaldir. Enerji bedenlerindeki blokajları hızla çözdüğü ve yaşam enerjisinin akışını düzenlediği düşünülüyor.Bunun yanında sindirim ve boşaltım sistemi hastalıklarında tedavi edici özelliği vardır. Sindirimi kolaylaştırır. Kronik hemoroid hastalığında ağrıları giderici etkiye sahiptir. Prostat hastalığının başlangıç ve ilerlemiş safhalarında kullanılabilir. Gut hastalığına iyi geldiği söyleniyor. Venöz yetmezlik hastalığında Gamet ile düzenli masaj yapılıyor ve zamana yayılan belli bir süreçte olumlu neticeler alınabiliyor.
Gamet, cinsel bölgenin enerjisel olarak temizlenmesinde de oldukça etkilidir. Cinsel yetersizliği giderebilir. Kullanan kişinin üreme gücünü arttırabilir. Cinsel duyguları güçlendirir ve duyarlılığı arttırır. Ayrıca kadınlarda adet dönemlerinde meydana gelen sancıların giderilmesinde de etkisi gözlemlenebilir. Menopoz evresinde ve düzensiz kanamalarda ise düzenli olarak rahmin üzerine yerleştirilerek kullanılırsa faydalı etkilen yaşanabilir.
Gamet kristalinden yayılan enerjiler ile yaşama sevincinizi arttırabilirsiniz. İçinizden yükselen yaşam sevincini hissedebilirsiniz. Ayrıca yarım kalan işlerinizi tamamlamanızda Gamet size ilham olacaktır. Sevgi, şefkat ve merhamet duygularınız güçlendirerek yaşamda olduğunuz halinizle yer almaktan hoşnut kalabilirsiniz. Yaşama tutkuyla sarılır ve karşınıza çıkan her durumundan üstesinden cesaretinizle gelebilirsiniz. Gamet kristalinin bütünleyen ve neşe aşılayan enerjisini daha çok hissetmek için gün boyu teninize değdirerek kullanmanızı tavsiye ederim.
Lal taşı, çok yüzlü kübik şekilde kristalleşmiş, oldukça sert, reçine veya cam parlaklığında, saydam veya yarı saydam mineraldir.
Bağımsız bir taş grubudur, soyundan geldiği bir mineral grubu yoktur. Adını örnekseme yoluyla "Nar"
meyvesinin tohumlarından alır. İlk ismi "grantum"dur.
Sertliği kuvarstan daha fazladır ve bu nedenle yontulması daha zor-dur. Süs eşyası dışında, saat, zımpara kağıdı ve bileyi taşı yapımında da kullanılmaktadır.
Granat, mineraloji disiplini içinde bir tek mineral olarak değil, bir mineral grubu olarak tanımlanmaktadır. Almandin, Pirop, Grossular, Spessartin, Uvarovit, Andradit gibi mineraller bu grubun takı olarak kullanılan en belirli üyeleridir.
Granat grubunda yer alan taşların kimyasal bileşimleri ve renkleri birbirinden farklıdır.
ŞİFALI TAŞLARLA SAĞLIKLI YAŞAM
Çok küçük parçacıklar halinde bulunduğundan, süs eşyası yapılanlar, ender olarak bulunan iri granatlardan yapılır.
Renkleri koyu kırmızıdan turuncuya ve bazen mora kadar değişebilir. Kahverengi, sarı, yeşil, beyaz ve siyah türleri de bulunmaktadır.
Ancak Granat (Gamet, Lal), genel anlamda kırmızı ve morumsu eflatun renklisinin adı olmuştur.
grubuna dahil taşarın aşağıdaki yararlarının olduğu kabul edilmektedir:
O Yaratıcılığı, sanat ve bilimde buluş yapma yeteneğini artırır.
O Anlayış ve kurnazlık verir.
O İş hayatında (ticarette) başarılı olmayı sağlar.
O Yaşlanmayı yavaşlatır, bedene dinçlik verir.
O irade gücünü artırır.
O Sosyal ilişki kurma yeteneğini ve toplum içindeki popülariteyi artırır.
O Hormonsal dengeyi sağlar.
O Bulaşıcı hastalıkları tedavi etmekte yardımcıdır.
O Kan zehirlenmelerine karşı koruyucu ve iyileştiricidir.
O Kalp hastalıklarına karşı koruyucu ve iyileştiricidir.
O Akciğer hastalıklarına karşı koruyucu ve iyileştiricidir.
Ayrıca Granat grubu üyelerinin kendilerine özgü yararları, tanıtıldıkları bölümde verilmiştir.
Ayrıca Lal taşının diğer yararlarını öğrenmek için Silisyum, Kalsiyum, Demir, Manganez, Magnezyum, Alüminyum, Krom, Zirkonyum, Titanyum minerallerinin fonksiyonları ile azlığı ve fazlalığı halinde ne gibi sorunlara yol açtığına bakınız
ALMANDİN
Almandin, Granat (Garnet) grubunun alt türlerindendir. Temel rengi "zambak moru" yani morumsu kırmızıdır. Ancak, kahverengi, kahverengiye yakın kırmızı, kırmızı, siyah veya siyahımsı kırmızı renklerde de bulunmaktadır. Çizgileri beyazdır.
Yapısı, demir ve alüminyum ağırlıklıdır: Fe3Al2(SİO4)3. Görünümü, cam veya çam sakızı (reçine) parlaklığındadır. Adını doğduğu (ilk bulunduğu) yerden (Alabanda in Asia Minör) alır. Çıkarıldığı en önemli yerler, Alaban da ve Türkiye'dir.
ALMANDİN'İN YARARLARI
Granatın genel yararlar, yanı sıra Almandin kısmın aşağıdaki yararlar, sağladığı kabul edilmek-
tedir:
O Kalbi güçlendirir.
O Sevgi ve şefkat duygularını artırır.
O Gerçekleri görmeyi sağlar.
PİROP
Pirop, Granat'ın alt türlerindendir. Rengi kan kırmızı (kızıl), portakal kırmızısı, mor, pembe veya siyahımsı kırmızı; çizgileri beyazdır. Eski Yunandan itibaren kırmızı renginden dolayı "kızgın göz" manasına gelen pyro-pos kelimesinden türemiştir.
Yapısı, magnezyum ve alüminyum ağırlıklıdır: (Mg, Fe, Mn)3Al2Sİ3012 (Magnezyum,Demir, Manganez) Alüminyum Silikat).Görünümü, cam parlaklığındadır. Süs taşlarından
Rodolit alt türlerindedir.
PİROP'UN YARARLARI
Granatın genel yararları yanı sıra Pirop taşının aşağıdaki yararları sağladığı kabul edilmektedir:
|
|

|
 |
Untitled Document
|
|
|
|
Garnet (Lal Taşı) ile ilgili Tüm başlıklar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|