|
|
|
| |
|
ŞİFALI TAŞLAR VE ŞİFALI TAŞLARLA TEDAVİ
Kristalinizi programlayamazsınız ya da başkalarına kötülük yapmak veya cezalandırmak gibi amaçlarla da kristali kullanamazsınız. Çünkü kristal, böyle kötü niyetler karşısında kendini programlamaya kapatarak size izin vermeyecektir. Kristalden nasıl titreşimler yayılıyorsa sizden de titreşimler yayılmaktadır. Niyetiniz ile kristale ulaştırdığınız titreşimleriniz, kristal tarafından ayırt edilir ve olumsuz isteklerde sizinle beraber çalışmazlar.
Kristalinizi programlamadan önce kendinizi arındırmalı ve enerjisel olarak dengelenmelisiniz. Rahatlamak ve dingin bir Tuh haline bürünmek için bir bardak sıcak bitki çayı içebilirsiniz. Aynı zamanda, programlama yapacağınız ve öncesinde içinde bulunduğunuz mekanda, çeşitli aromatik mumlar ve tütsüler yakarak mekanın enerjisini de dengeleyebilirsiniz.
Kristal Programlama Tekniği
İlk olarak programlayacağınız kristalinizi alın. Rahat ve sırtınız dik bir şekilde oturacağınız bir pozisyona geçin.Elinizden hangisi güçlü enerjili ise kristalinizi programlamak için kristali o elinize alabilirsiniz. Avuç içinize oturacak şekilde kristalinizi yerleştirin ve diğer elinizin avuç içiyle kristalinizin üzerini kapatın. Eğer kristaliniz, avucunuza sığmayacak kadar büyükse önünüze alacağınız bir masa üzerine yerleştirin. Avuç içleriniz üstüne gelecek şekilde kristali iki elinizle tutun.
Kristalinizi mümkünse kalp hizasına gelecek şekilde yerleştirebilirsiniz.Gözlerinizi kapatın. Kristalden size gelecek enerjisel titreşimlere ve niyetinize odaklanın. Öncelikle kristalinize içtenlikle teşekkür edin ve kendinizi tanıtın.
Kristalinize mutlaka "onu programlamak istediğinizi ve bunun için size izin verip vermediğini" sormalısınız. Ardından kristalden gelecek titreşimleri bekleyin. Kristaliniz, programlama için size izin veriyorsa eğer mutlaka titreşimsel olarak fiziksel bedeninizde hissedersiniz. Bu titresimler iğne batması, gıdıklanma ya da artan - azalan kalp atışları şeklinde olabilir. Eğer kristalinizden size yanıt gelmiyorsa sorunuzu tekrarlayın ve bekleyin.
En az 3 kere sorunuzu tekrarlamanıza rağmen kristalden herhangi bir yanıt alamadıysanız programlamaya ara verebilirsiniz. Bir yarım saat süreyle bekledikten sonra tekrar deneyebilirsiniz.Yaptığınız tekrarlarla kristalinizden hiç yanıt gelmemesi, kristalin bu programlama ile sizinle beraber çalışmayacağını gösterir. Başka programlarınız için aynı kristali tekrar deneyebilirsiniz. Ya da o kristali, her kim için programlıyorduysanız başka biri için programlamayı düşünebilirsiniz.
Bununla beraber, böyle bir durumda şunu da yapabilirsiniz. Kristalinize, onu hangi amaçla programlayabileceğiniz! sorabilirsiniz. Soruyu yönelttikten sonra sakin kalın ve bekleyin. İçsel biliş yoluyla yani kendi iç sesinizle, bir düşünce şeklinde size yeni amacınız gelebilir. Gelen yeni bilgiyle kristalinize onu programlama isteğinizi yineleyin. Büyük ihtimalle bu defa kristalden size onay veren titreşimler akmaya başlayacaktır.
Kristalinizden gelen onay cevabı ile vücudunuzda yayılmaya başlayan titreşimleri, çok şiddetli veya çok hafif olarak hissede-bilirsiniz. Bunun bir önemi yoktur, önemli olan kristalinizin size cevap veriyor oluşudur. Bu esnada vücudunuzda titreşimlerin yayıldığı bölgelere dikkat edebilirsiniz. Çünkü kristaliniz, bu titreşimleriyle en iyi ve en çok hangi bölgelerde çalışacağını da size kendi üslubuyla gösterir. Enerjisel olarak blokajların bulunduğu alanlar bu titreşimlerle açığa çıkıyor.
Kristalinizin size izin vermesinin ardından programlamaya geçebilirsiniz. Ne amaçla kristalinizi kullanmak istiyorsanız, bunu kendi duyacağınız kadar yüksek bir sesle tekrarlayın. Tek bir defa söylemeniz yeterlidir ancak bu sayıyı istediğiniz kadar da arttırabilirsiniz. Tüm samimiyetinizle, yüzünüze güzel bir tebessüm oturtarak ve kendi cümlelerinizle bunu yapabilirsiniz. Programlama esnasında en çok, olumsuza odaklı kelimeler kul-lanmamaya özen göstermelisiniz. Mesela; ile ilgili korkmak istemiyorum" yerine ile ilgili cesaretle dolmak istiyorum" diyebilirsiniz. Niyetinizi gözünüzün önünde canlandırmanız da programlamanızı destekleyici niteliktedir.
Ardından tekrar bekliyorsunuz. Kristaliniz, avuç içinizden başlamak kaydıyla kendi enerjisini tekrar sizin üzerinize salarak programı aldığını belli edecektir. Bu titreşimler sona erene kadar bekleyebilirsiniz. Vücudunuza yayılan titreşimler sonlanınca kristal programlamanızı başarıyla tamamlamış olursunuz. Bu işlemden sonra kristalinize ve tüm yüksek kristal bilincine, kendi öz varlığınız da dahil olmak üzere teşekkür etmelisiniz.
Aynı anda sadece tek bir kristal programlayabilirsiniz. Birden fazla sayıda kristali peş peşe programlayacaksanız eğer mutlaka yanınıza bir not defteri almalısınız. Kristali programlama esnasında kristalin hangi bölgelerde yoğun çalıştığını dikkatle not alırsanız, o kristalle devam eden günlerdeki çalışmalarınızı da bu gelen bilgiler doğrultusunda düzenleyebilirsiniz.
Mineral ve Mineral Olma Özellikleri Nelerdir?
Bir cismin mineral olabilmesi için aşağıdaki özellikleri göster-mesi gerekir.
1. Tabiat ürünü olarak oluşmuş olması gerekir. Yani fabrika-larda elde edilen cisimler mineral kapsamına girmezler.
2. Homojen olmaları gerekir. Büyük bir parçadan kopartılan küçük bir parça, o büyük parçada görülen renk, sertlik, yoğunluk gibi özellikleri küçüğünün de gösterme-si gerekir.
3. Mineraller çoğunlukla katı olarak bulunurlar ve belirli bir kristal sistemine dahildirler. Fakat Civa (Hg) sıvı olarak bulunabilir ve Zinober (HgS) mineralinden elde edilir.
4. Her mineralin belirli bir kimyasal formülü vardır. Örneğin Kalkopirit CuFeS2, Kuvars SİÜ2 gibi...
5. Genellikle inorganiktirler. Seyrek olarak organik olanlarına da rastlanır. Organik olanlara örnek olarak Kehribar'ı (Amber) verebiliriz.
Bu 5 maddeyi kapsayan cisimlere mineral denir. Mineraller, (.mumlanmış bir kimyasal bileşimi ve düzenli bir iç atomik yapısı olan, doğal ve homojen katı cisimler olup genellikle inorganik olarak meydana gelirler.
Buna göre, Kalsit (CaC03) ve Galenit (PbS) birer mineraldirler. Bu minerallerden Galenit'in bileşiminde bulunan Kurşun (Pb) ise bir metaldir. Bir mineralden metal çıkarmak eğer ekonomikse, o minerale maden denir. Dolayısıyla Galenit'e Kurşun madeni de denir. Bütün mineraller maden değildir. Mineralden metal elde ediliyorsa madendir. C, Pb, Fe, Cu doğada tek atomlu bulunabilirler.
1. Kristal Nedir?
Minerali oluşturan atomlar belli bir düzeni takip eder şekilde sıralanmışlardır. Yönlere göre özellikleri değişen minerallere "anizotrop mineraller" denir. Anizotrop cisimler, düzgün olarak büyüyebilirlerse düzgün yüzeyli, çok köşeli ve kenarlı şekillerde olurlar. Böyle şekillere "kristal" denir.
Kristalleşmiş maddeler daima ideal şekillerinde bulunmıı/lnr Onlar gözle görünmeyen içyapıları nedeniyle birçok faktörlerin etkisi altında kalarak çeşit|i şekillerde bulunurlar. Kristal olduğu ancak mikroskopta görülebilen böyle maddelerin yığıntılarına "kristal agregatı (topluluğu)" denir. Kuvars ve Kalsit çoğunlukla kristaller şeklinde; Jips ise kristal agregatı olarak bulunurlar.
Doğadaki bütün kristal malzemeler 7 kristal sistemine uyarlar. Bunlar aşağıdaki gibidir.
a. Kübik
b. Tetragonal (kare prizma)
c. Ortorombik (dikdörtgen prizma]
d. Rombohedral
e. Hegzagonal
f. Monoklinik
g. Triklinik
Kristallerin Oluşumu ve Büyümesi
Sıvılarda ve gazlarda bulunan bir madde katı duruma geçerken kristaller oluşur. Örneğin; havadaki su buharı, atmosferdeki ısının düşmesiyle birlikte kar kristaline dönüşür. Çoğunlukla kristaller bir veya birkaç maddenin bir araya gelmesiyle oluşurlar. Bir buharda (eriyikte) kristallenme olayının olabilmesi için o buharın ve eriyiğin doymuşluk sınırını aşarak üst doymuşluk sınırına gelmiş olması gerekir. Üst doymuşluk durumuna gelen eriyikteki iyonlar birbirine yaklaşmış olduklarında pozitif yüklü olanlar negatif yüklü olanlarla birleşerek ilk kristalcik meydana gelmiş olur.
Bu kristalciğin çevresinde bulunan eriyik maddesini kısmen bu kristalciğe vermiş olduğundan kristalcik çevresindeki üst doymuşluk durumu kaybolmuş olur. Kristalciğin çevresindeki bu alana kristallenme alanı denir.
TAŞLAR NASİL KORUR / IYİLEŞTÎRİR?
Bu soruya şöyle cevap verebiliriz: Bitkiler nasıl bazı hastalık-lardan koruyor veya hastalığı iyileştiriyorsa öyle. Artık herkesin ka¬bul ettiği gibi her meyve veya sebze bir veya birkaç hastalıktan ko¬rumakta (önleyici tedavi) veya bu hastalıkları iyileştirmektedir.

Birkaç örnek vermek gerekirse;
Elma, böbrekleri temizlemekte ve düzenli çalışmasını sağla-maktadır. Sindirim sistemini düzenlemekte, sindirimle ilgili rahatsız-lıkları kontrol etmekte, örneğin kabızlığı ortadan kaldırmaktadır.
incir, cinsel gücü artırmakta ve enerji vermekte, kabızlık halinde bağırsakları çalıştırmaktadır.
Kayısı, cilt ve saç hücrelerini yenilemekte, bu suretle tazelik ve güzellik vermektedir. Kan yapıcı özelliktedir. Bünyesin¬de bulunan karotenoid nedeniyle kanseri önleyici etkisi de bulunmaktadır.
Portakal, soğukalgınlığına bağlı hastalıklara karşı koruyu¬cu ve iyileştiricidir. Ayrıca kalp hastalığından ve felçten korun¬maya yardım etmektedir.
Üzüm, karaciğeri temizlemekte, böbreklerin ve kan dolaşım sisteminin düzenli çalışmasını sağlamak¬ta, siyah üzüm kabukları ve çe-kirdekleriyle birlikte hücreleri yenilemektedir. Siyah üzüm çekirdeğinin kırılarak yen¬mesi ayrıca sinir sitemine ı de yararlıdır.
Burada gayemiz bit kilerin yararlarını anlat-1 mak değildir. Bunun için başka kaynaklara bakılması gerekir.
ŞiFA TAŞLARLA SAĞLIKLI YAŞAM
Bitkilerin bu yararlarının kaynağı, bünyelerinde bulunan mineraller, vitaminler ve diğer enerji kaynaklarıdır. Taş dediği¬miz varlığın bilimsel adı da mineral veya mineraller bileşiğidir.
Genellikle maden adı verilen altın, gümüş, kömür, çinko, demir gibi maddeler de mineraldir; gaz adı verilen hidrojen, oksijen bileşikleri de mineraldir, taş adı verilen turkuvaz, elmas, akik, zümrüt, yakut da. Ancak bunlardan bir kısmı saf olarak tek elementten oluşurken, bir kısmı da bileşik veya karışım halindedir. Mineral benzen diye adlandırılan inci, mercan, kehribar, sedef gibi maddelerin bünyesinde de yine mineral bulunmaktadır. Dolayısıyla içtiğimiz su, soluduğumuz hava, bastığı¬mız veya dokunduğumuz toprak veya taşlar ya saf mineraldir, ya da mineraller bileşkesidir.
Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım:
Çeşitli nedenlerle be-denimiz elektrikle yüklü hale gelebilir. Bu elektrik yüklenmesi farkında olmadan bizi rahatsız eder, stresli hale gelmemize neden olur, hatta hastalandırır. Bedenimizdeki bu elektrik yükünün bir kısmını bindiğimiz aracın metal kapısına dokunarak da boşaltabiliriz, toprağa dokunarak da, elimizi suya tutarak da.
Ancak toprağa dokunduğumuzda acı duymazken, metale dokunduğumuzda elektrik çarpmışçasına titrer ve acı duyarız. Oysa üzerimizde tenimize temas eden bir kehribar, bir opal, bir akik, bir turkuvaz... taşı varsa, kapısına dokunsak bile aracımız bizi çarpma ya çaktır. Zira üzerimizde bulunan taşlar, bedenimizin elektrikle yüklenmesine engel olacak veya her yüklendiğinde dışarıya atacaktır.
BEDENİMİZ: MİNARELLER BİLEŞİĞİ
Bedenimiz, büyük ölçüde farklı oranlardaki minerallerin bileşkesidir. Olgunlaşmış bir insanın dörtte üçü sudur, yani 2 hidrojen ve 1 oksijen elementinin bileşkesinden oluşan su minerali.
Bunun dışında oranları değişken olmakla birlikte demir, bakır, çinko, kurşun, magnezyum, manganez, titanyum, selenyum, iyot, kalsiyum, potasyum, uranyum, fosfor, sodyum, kükürt gibi mineraller bulunmaktadır. Şöyle de diyebiliriz: Doğada hangi mineraller bulunuyorsa insanda da aynı mineraller vardır. Zira ilk insan topraktan yaratıldığı gibi, bizim yaratılışımız da aynı mayadandır.
Mineraller de vitaminler gibi mikrobesinler grubundandır ve hayatımızın, sağlığımızın, hareket kabiliyetimizin temel taşlarıdır. Minerallerin varlığı binlerce yıldır biliniyor. 1 1. yüzyılda Salerno okulunda arsenik ve antimon içeren oral preparatlar hazırlan-maktaydı. Uzun yıllar boyunca cıva biklorid, bakır ve gümüş tuzları başlıca dezenfektanlardı. Antimon, arsenik, bizmut, cıva ve altın gibi eser elementler cüzzam ve sifilis tedavisinde kullanıldı.
Normal metabolizma ve yaşamsal fonksiyonların sürdürülebilmesi için gerekli inorganik maddeler olan mineraller, metabolik olaylara katılarak pıhtılaşma, kas liflerinin uyarılması gibi biyolojik reaksiyonlarda görev alırlar. Sinirler üzerinde de özel bazı etkilen vardır. Mineraller, insan organizması için ge-rek yapısal gerekse işlevsel açıdan son derece önemlidirler. Ayrıca iskelet ve dişte, hormonlarda, hemoglobin ve hücre çekir-değinin yapısında yer alırlar.
Taşların etkisini anlamak için mineralleri iyi tanımak gerekmektedir. Zira sebze ve meyvelerdeki mineraller fiziksel ve ruhsal bedenimizde
hangi etkiyi gösteriyorsa, taşlardaki mineraller de aynı etkiyi göstermektedir.Ancak aralarında küçük bir fark vardır: Sebze ve meyveyi yiyerek tükettiğimiz halde taşlar tükenmemektedir.Görünür şekilde sürekli birlikte olduğumuz ve alışkanlıkla-rımızdan biri haline geldiği için basit gördüğümüz su minerali olmasaydı bedenimizin ne hale geleceğini bir düşünün. Bede-nin yüzde yetmiş beşi yok olur ve ezilip büzüşürdü. Yaşamak mı? Su olmayınca kimin umurunda...
DEMİR (Fe)
Vücuttaki demir eksikliğinin en önemli sonucu anemi hastalığı yani kansızlık olarak ortaya çıkar. Demir eksikliği bulunan kadınların yüzünde karanlık renkli halkalar belirecektir. Soğuktan kolay etkilenen, nefes darlığı, kalpte çarpıntı, sindirim sisteminde problemler, baş dönmesi, kemiklerinzayıflaması, saç dökülmesi kolay kilo alma, bellek karışıklığı ve zayıflığı, gibi durumlar da diğer sonuçları.
insan vücudunda yaklaşık 4 gram kadar bulunan demirin üçte ikisi, kandaki alyuvarlara kırmızı rengi veren hemoglobin molekülünü oluşturur. Hemoglobin, ihtiyacımız olan oksijeni akciğerden alarak dokulara taşır ve hücre solunumunu ger-çekleştirir. Yine doku ve hücrelerdeki karbondioksiti alarak ak-ciğerlere ulaştırır ve solunumla dışarı atılmasını sağlar. Demir mineralinin kalan kısmı, kaslarda miyoglobin molekülü halinde bulu-nur, enzim sistemlerinde veya protein metabolizmasında görev alır. Bir gram kadarı ise depo halindedir ve gerektiğinde devreye girer. Demir minerali, ayrıca kanda bulunan bakterilerle ve virüslerle sava-şan korpuskülleri kuvvetlendirmektedir.
Bedendeki yeterli demir, anti-oksidan niteliği sebebiyle yorgunluğu ortadan kaldıracak, dinç bir beden sağlayacak, düşünsel konsant-rasyonu artırarak sağlıklı bir algılama yeteneği verecektir. Ayrıca has-talıklara karşı vücudumuzu koru-yan bağışıklık sistemimiz (immunite sistem) güçlenecek, enerjik bir yapı oluşacaktır. DNA sentezinde de rol oynayarak üremeyi, büyüyüp gelişmeyi, yaraların çabuk iyileşmesini sağlar.
İnsan vücudunda yaklaşık yüz - yüz elli gram kadar bulunan bakırın onda doku-zu kanda, onda biri de karaciğerde ve beyinde bulunur. Demir mineraliyle birlikte alyuvarlardan hemoglobin molekülünü oluştururlar. Hemoglobindeki demirin korunması ve C vitamininin vücut tarafından kullanılabilmesi bakıra bağlıdır.
Bakır minerali, kalbin düzenli çalışmasını, beyin sinirlerinin ve bağ dokusunun sağlıklı işlev yapmasını sağlar, vücut dokusunun yeniden oluşmasında rol alır. Dolayısıyla merkezi sinir sisteminin düzenli çalışması bakıra bağlıdır. Hücrelerin solunumunda ve enerji oluşumunda vazgeçilmez öneme sahiptir. Dokuların şişmesini ve kızarmasını önler. Kemik yapısının sağlamlığı büyük oranda ona bağlıdır. Troid bezinin çalışmasında önemli yeri vardır. Kan dolaşım sisteminde kan düzeyini ayarlar, bu suretle alerjileri önler. Kırık kemiklerinin kaynaması da ona bağlıdır.
Vücutta bakır mineralinin yeterli düzeyde olmaması, kansızlığa (anemiye), dişler, tırnaklar başta olmak üzere kemiklerde bozulmaya, halsizliğe, solunum problemlerine, iltihaplanmaya, büyüme eksikliğine, mide ve bağırsaklarda rahatsızlıklara, saçların dökülmesine, kalp çarpıntılarına, kolesterol yüksekliği nedeniyle damar tıkanıklıklarına, yaraların yavaş iyileşmesine, tiroit bezi rahatsızlıklarına, immunite (bağışıklık) sisteminin görevlerini yapamaz hale gelmesine yol açabilir.
|
|

İNCİ
Kimyasal Bileşim: CaC03+Conchiolın
Renk: Beyaz, kahverengi, krem, gri, pembe, siyah tonlardadır.
Element: Su
Yassısolungaçlı yumuşakçaların yani inci midyesi denilen is-tiridyelerin bazılarının içerisinde 4- 5 yılda gelişen değerli bir taştır. İstiridyelerin kabukları oldukça dirençlidir. İstiridyeler içlerine kum, çakıl veya zarar verecek parazit organizmalar girdiğinde bundan rahatsız olurlar ve korunma yöntemi olarak bu davetsiz misafiri izole ederler ve üzerini inci' yi meydana getiren "aragonit" (CaC03) ve bir tutkal görevi gören "Conchiolin" ile kaplamaya başlarlar. Yıllar boyunca katmanlaşarak yığılan bu birikimden "inci" meydana gelir. Sertlik derecesi 2,5- 4,5 arasındadır.
Yaklaşık olarak açılan 13.000 istiridyeden bir tanesinde "inci" bulunabildiğinden nadir ve çok kıymetlidir. En değerli kabul edileni ise "siyah inci" dir.
1912 yılında Çinliler tarafından yapay inciler yapılmaya baş-lanmıştır. Ancak bu yapay inciler, doğal olanları kadar parlak ve güzel görünümlü değillerdir. Doğal inciler günümüzde
Avustralya açıklarında, Panama koyunda, Kızıldeniz' de, Filipin açıklarında, Birmanya Seylan kıyılarında, Basra körfezi ve Sulu Takıma dalarında çıkarılarak Londra, Tokyo ve Paris şehirlerinde büyük ölçüde ticareti yapılmaktadır.
Yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde antik zamanlardan beri birçok medeniyetler içerisinde "inci" ye özel bir anlam verilerek sembolleştirilmiş olduğu tespit edilmiştir. Tanrıçanın gözyaşları olarak kabul edilmiştir. Hint ve Yunan mitolojisinde tanrıların tanrıçalara ar- mağanı olarak yer almıştır. Bununla beraber Sümerlilerde inci, doğurganlığın bir simgesi iken Yunanlılar da evliliğin sembolü idi. Eski İran'da kırılmamış inci, bekâreti ifade etmekteydi.
Mısır, Tibet, Hindistan, Aztek-lerde, Japonya ve Cin, Meksika, Iskoçya, İngiltere ve Afrika' da da tanrıca ve doğum, inci ve istiridye ile ilişkilendirilirdi. Genellikle sus eşyası ve takı olarak kullanılan inci, Japonya 'da ve Eski Mısır'da ölülerle birlikte mezara konularak yeniden doğumu simgelemekteydiler. Hindistan'da olunun ağzına bırakılan inci ise yeniden doğumun bir başka göstergesiydi.
İnci, dünya genelinde yaygın bir kullanıma sahiptir.
İnci' den yayılan titreşimler her dönemde özellikle kadınlar tarafından de-ğerlendirilmiştir. Her kim İnci' yi üzerinde taşırsa dişil gücün etkisini kendi varlığında hissedebilir, inci; naiflik, zarafet, dostluk, anlayışlı ve özgür sevgi bilincini arttırır. Kabuklarınızı inci ile kırarsınız. Huzur ve çalışma azmi verir. Düşüncelerinizi ifade edebilme ve göze alma gücü verir. Güçlü dostluklar kurmamıza yardım eder ve güven verir. Duygusal korunma amacıyla da takabilirsiniz.
Yaklaşık olarak, istiridyenin ömrü sekiz, inci oluşum süresi altı yıldır.
Rengi beyaz, pembe, gri veya siyah olabilir. Şekli yuvar-lak veya armut biçimlidir.
İçinde değişime uğrayan su, inciye parıltı ve parlaklık verir. İşlenmesine gerek olmadan kullanılacak güzelliktedir. Ya-pay inciler de yaygın olarak kullanılmaktadır.
Yaklaşık olarak, istiridyenin ömrü sekiz, inci oluşum süresi altı yıldır.
Rengi beyaz, pembe, gri veya siyah olabilir. Şekli yuvar-lak veya armut biçimlidir.
İçinde değişime uğrayan su, inciye parıltı ve parlaklık verir. İşlenmesine gerek olmadan kullanılacak güzelliktedir. Ya-pay inciler de yaygın olarak kullanılmaktadır.
İnci, Kur'ân-ı Kerim'de sözü edilen birkaç değerli taştan bindir. Ayrıca sedef içinde saklı inciye benzeyen gençlerin hizmeti söz konusu edilmektedir. Ha-dis-i şeriflerde ise inci, cennetle bağdaştırılmıştır: İnci çakıllar, içi oyuk inciden inşa edilen köşkler, altı ve kenarları inci olan ırmak yatakları, başlarındaki taçta bulunan ve her yanı aydınlatan tek inci...
İnci, alçakgönüllülüğün, iffetin (namuslu olmanın), temizliğin (arı duru oluşun), sevgi ve şefkatin, ışıltının, gizemin, başarının, hayırlı oluşun, hoş ve mutlu bir evliliğin, mutlu yuvaların, evlilik hediyelerinin simgesidir.
İnciden sıklıkla "Taşların Kraliçesi (Kraliçe Taş)" olarak söz edilir; elmastan, "Taşların Kralı (Kral Taş, Taşların Şahı)" diye söz edilmesi gibi.
Şifalı Taşlarla Sağlıklı Yaşam
İncinin aşağıdaki yararlarının olduğu kabul edil-mektedir:
O Olumsuz duyguları ortadan kaldırarak uyumlu duygular oluşmasını sağlar.
O Zorluklara karşı korunma ve dayanma kuvveti, özgüven ve değerli olma duygusu verir.
O İnsanların onu sevmesine yardımcı olur.
O Sanata yönelik zekayı ve sezgi gücünü harekete geçirir.
Hatta talihi iyi yöne çevireceğine, inci takı kulla-nanın hediyeler alacağına da inanılmaktadır.
Yararının görülmesi için altın ve gümüş koruyucu içine tek inci yerleştirilmiş olarak kullanılmalıdır.
Ayrıca İncinin diğer yararlarını öğren-mek için Kalsiyum Karbonat, Kalsiyum, Karbon, Oksijen, Aragonite, Con-
chiolin, Su mineralleri-w nin fonksiyonları ile «0 azlığı ve fazlalığı halinde ne gibi ^ sorunlara yol açtığına bakınız.
İncinin yararının görülmesi için altın ve gümüş koruyucu içine
İnci' yi boyun bölgesinde kolye şeklinde taşırsanız eğer iletişiminizi güçlendirebilir. Yeni arkadaşlıklar ve dostluklar kurmada size yardımcı olur. Kendinizi olduğunuz haliyle, endişe ve paniğe kapılmadan sıcak ve samimi duygular eşliğinde ifade edebilirsiniz. Düzenli bir şekilde şekilde kullanılırsa yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş kişiler üzerinde etkisi dürüstlük olarak açığa çıkacaktır. Yalan söyleyemez ve yalan gerek duymaz hale gelinebilir.
Bununla beraber düğün, nişan, yıldönümü, doğumgünü gibi kutlamalarınızda üzerinizde teninize değdirerek taşıyabilirsiniz. Güzel niyetlerinizi, kendi enerjisiyle destekleyecektir. Eski medeniyetlerde düğün hediyesi olarak gelinlere takdim edilmiştir. Bunun nedeni ise evlilikte huzur, mutluluk ve bol sevinç getirerek onu gözyaşlarından koruyacağına inanılmıştır.
İletişim problemlerinizde, boyun- boğaz enfeksiyonlarının iyi-leştirilmesinde, sesin iyileştirilmesinde, tiroid rahatsızlıklarında iyileşmeye destekleyebilir, içe dönük mizaçlı kişilerin ifade edile-meyen, gizli kalan duygularını ve düşüncelerini kısa süre içerisinde diğerleriyle rahatça paylaşmasında olumlu etkileri gözlenebilir. Yaşlılar ve çocuklar üzerinde güvenle kullanabilirsiniz.
Kullanan kişiyi saf ve karşılıksız sevgi enerjilerine açabilir. Varlığınızın eşsiz doğası ile karşılaşabilir ve onu "inci" den yay Evren ile uyumu içsel olarak yaşayabilir ve bunu tüm hücrelerinizde hissedebilirsiniz. Sezgisel ve yaratıcı zekayı güçlendirebilir. Özellikle sanatçılar kullanırsa yaratıcılıklarını bir hayli arttırabilir.Denizin kalbinden çıkıp gelen İnci ile kendi varlığınızın inceliğini, önemini ve gücünü kavrayabilirsiniz.
Evren ile uyumu içsel olarak yaşayabilir ve bunu tüm hücrelerinizde hissedebilirsiniz. Sezgisel ve yaratıcı zekayı güçlendirebilir. Özellikle sanatçılar kullanırsa yaratıcılıklarını bir hayli arttırabilir.Denizin kalbinden çıkıp gelen İnci ile kendi varlığınızın inceliğini, önemini ve gücünü kavrayabilirsiniz.
Bazı yumuşakçaların, özellikle de istiridyelerin içinde oluşan parlak, katı, sedefli, çoğunlukla yuvarlak kristalleşmiş organik maddedir.
Doğal incileri, genellikle inci midyesi denilen ve birçok türü bulunan istiridyeler üretir, istiridyenin, açılıp kapanan iki avuç şeklinde kabukları vardır ve bu kabuklar sedef adıyla anılmaktadır. Dirençleri oldukça yüksektir. Kalsiyum karbonat esaslı olan bileşimleri sedefinkiyle büyük benzerlik gösterir.
Doğal incileri, genellikle inci midyesi denilen ve birçok türü bulunan istiridyeler üretir. İstiridyenin, açılıp kapanan iki avuç şeklinde kabukları vardır ve bu kabuklar sedef adıyla anılmaktadır.
çan kum veya asalak gibi bir madde bulunur. Bu çekirdek madde yıllar boyunca üst üste ince kalsiyum karbonat katmanlarıyla (istiridye tarafından bırakılan ve sü-reç içinde kristalleşen salgıyla) kaplanır.
|
|

|
 |
Untitled Document
|
|
|
|
İnci ile ilgili Tüm başlıklar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|