Tüm Kategoriler
CİNSEL ÜRÜNLER CİNSEL ÜRÜNLER
YEŞİLEX AFRODİZYAK YEŞİLEX AFRODİZYAK
YEŞİLEX ÜRÜNLERİ YEŞİLEX ÜRÜNLERİ
BİTKİSEL KAPSÜLLER BİTKİSEL KAPSÜLLER
BİTKİSEL İLAÇLAR BİTKİSEL İLAÇLAR
AKCİĞER HASTALIKLARI AKCİĞER HASTALIKLARI
AKDENİZ ATEŞİ AKDENİZ ATEŞİ
ALERJİ PROBLEMİ ALERJİ PROBLEMİ
ALKOLÜ BIRAKMA ALKOLÜ BIRAKMA
ALT ISLATMA ALT ISLATMA
ANAL FİSSÜR ANAL FİSSÜR
ANEMİ ANEMİ
ANKİLOZAN SPONDİLİT ANKİLOZAN SPONDİLİT
ANTİOKSİDANLAR ANTİOKSİDANLAR
ARTRİT ARTRİT
ASTİM ASTİM
AŞIRI TERLEME AŞIRI TERLEME
AYAK BAKIMI AYAK BAKIMI
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
BAL VE ARI ÜRÜNLERİ BAL VE ARI ÜRÜNLERİ
BALLI KARIŞIMLAR BALLI KARIŞIMLAR
BANYO ÜRÜNLERİ BANYO ÜRÜNLERİ
BASUR (HEMOROİT) BASUR (HEMOROİT)
BAŞ DÖNMESİ BAŞ DÖNMESİ
BEBEK VE ÇOCUK BEBEK VE ÇOCUK
BEHCET BEHCET
BEL FITIGI BEL FITIGI
BEL SOĞUKLUĞU BEL SOĞUKLUĞU
BEYİN HASTALIKLARI BEYİN HASTALIKLARI
BİTKİSEL ÇAYLAR BİTKİSEL ÇAYLAR
BİTKİSEL SULAR BİTKİSEL SULAR
BİTKİSEL YAĞLAR BİTKİSEL YAĞLAR
BOY UZATMA BOY UZATMA
BOYUN FITIĞI BOYUN FITIĞI
BÖBREK HASTALIKLARI BÖBREK HASTALIKLARI
BÖBREK TAŞI BÖBREK TAŞI
BÖBREK YETMEZLİĞİ BÖBREK YETMEZLİĞİ
BRONŞİT SOLUNUM BRONŞİT SOLUNUM
CİLT ÜRÜNLERİ CİLT ÜRÜNLERİ
CİNSEL SOĞUKLUK CİNSEL SOĞUKLUK
DAMAR TIKANIKLIĞI DAMAR TIKANIKLIĞI
DERİ HASTALIKLARI DERİ HASTALIKLARI
DİŞ VE AĞIZ BAKIMI DİŞ VE AĞIZ BAKIMI
EGZAMA EGZAMA
ERKEN BOŞALMA ERKEN BOŞALMA
FELÇ FELÇ
FİBROMİYALJİ FİBROMİYALJİ
GÖĞÜS BÜYÜTÜCÜ GÖĞÜS BÜYÜTÜCÜ
GÖZ SORUNLARI GÖZ SORUNLARI
GRİP GRİP
GUATR GUATR
GUT HASTALIĞI GUT HASTALIĞI
GÜL HASTALIĞI GÜL HASTALIĞI
HEPATİT B_C HEPATİT B_C
HİPERTROİT HİPERTROİT
HORMONAL BOZUKLUK HORMONAL BOZUKLUK
İŞTAH AÇICI İŞTAH AÇICI
İYİLEŞMEYEN YARALAR İYİLEŞMEYEN YARALAR
K.B.B.  HASTALIKLARI K.B.B. HASTALIKLARI
KADIN HASTALIKLARI KADIN HASTALIKLARI
KALP-DAMAR HAS. KALP-DAMAR HAS.
KANSER KANSER
KARACİĞER HAS. KARACİĞER HAS.
KAS & KEMİK EKLEM HAS. KAS & KEMİK EKLEM HAS.
KAS GEVŞETİCİ KAS GEVŞETİCİ
KAŞINTI KAŞINTI
KEMİK ERİMESİ KEMİK ERİMESİ
KIL DÖNMESİ KIL DÖNMESİ
KISIRLIK KISIRLIK
KİLO ALDIRICI KİLO ALDIRICI
KİREÇLENME KİREÇLENME
KOLESTEROL KOLESTEROL
KREMLER KREMLER
KRONİK YORGUNLUK KRONİK YORGUNLUK
KULAK ÇINLAMASI KULAK ÇINLAMASI
KURT DÖKÜCÜ KURT DÖKÜCÜ
LİKEN PLANUS LİKEN PLANUS
MACUNLAR MACUNLAR
MANTAR MANTAR
MENİSKÜS MENİSKÜS
MİDE & BAĞIRSAK HAS. MİDE & BAĞIRSAK HAS.
MİGREN MİGREN
ORUÇ VE SAĞLIK ORUÇ VE SAĞLIK
ÖDEM HASTALIĞI ÖDEM HASTALIĞI
ÖZEL SETLERİMİZ ÖZEL SETLERİMİZ
ÖZEL ÜRÜNLER ÖZEL ÜRÜNLER
PAKET BİTKİLER PAKET BİTKİLER
PROSTAT PROSTAT
PSİKOLOJİK RAH. PSİKOLOJİK RAH.
ROMATİZMA HAS. ROMATİZMA HAS.
SAÇ BAKIMI SAÇ BAKIMI
SAFRA KESESİ SAFRA KESESİ
SARA HASTALIĞI SARA HASTALIĞI
SEDEF SEDEF
SİGARA BIRAKMA SİGARA BIRAKMA
SİNÜZİT SİNÜZİT
SİSTİT SİSTİT
SİYATİK SİYATİK
SPERM ARTTİRICI SPERM ARTTİRICI
SPORCU DESTEK SPORCU DESTEK
STRES & DEPRESYON STRES & DEPRESYON
SÜT ARTTIRICI SÜT ARTTIRICI
ŞEKER HASTALIĞI ŞEKER HASTALIĞI
TÜY DÖKÜCÜ TÜY DÖKÜCÜ
UÇUK UÇUK
UNUTKANLIK UNUTKANLIK
UYKU SORUNLARI UYKU SORUNLARI
VARIKOSEL VARIKOSEL
VARİS HASTALIĞI VARİS HASTALIĞI
VİTAMİNLER VİTAMİNLER
VİTİLİGO VİTİLİGO
YANIK YANIK
YAŞLILIK YAŞLILIK
YORGUNLUK GİDERİCİ YORGUNLUK GİDERİCİ
YÜKSEK TANSİYON YÜKSEK TANSİYON
ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİ ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİ
ZİHİN AÇICI ZİHİN AÇICI
ZONA ZONA



Akapunktur Genel

 

Klasik Çin tıbbında insan yaşayan evrenin bir parçası olarak kabul edilir ve herşeyin içinde varolan evrensel gücün insanın da içinde bulunduğuna inanılır. “Chi” adı verilen bu enerji insan vücudunda “meridyen” denilen kanallarda dolaşır. Akupunktur yöntemi ile bu kanallarda meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak dengeyi sağlamak ve bu şekilde hastalığı önlemek amaçlanır. İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir. Vücudumuzda bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır ki, bunlara “akupunktur noktaları” denir. Bu noktalar uyarılarak vücudumuzdaki enerji dolaşımı normale döndürülür ve hastalık hali ortadan kaldırılır. Böylece organizma ilaç tedavisine gerek kalmadan, kendi olanaklarıyla hastalığın ortadan kalkmasını sağlar. Hastalığın belirtilerine değil, nedenine yönelik bir tedavi metodudur. Hipokrat canlıların kendi kendilerine iyi olma kudretlerinden ve iç hekimden bahseder. Paracelcus, “Hiçbir hayat sadece dış hekimin çabalarıyla varolamaz; dış hekim, iç hekime yardımcı olabilir.” der.

Akupunktur organizmanın kendi kendini tedavi ettiği bir metottur ve en önemli özelliği yan etkisinin olmamasıdır. Bu tedavi metodunu üç ana başlık altında toplayabiliriz:

Çeşitli hastalıkların tedavisi
Analjezi-anestezi
Alışkanlık tedavisi

Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde kullanılan ilaçsız tedavi yöntemi akupunktur, Türkiye’de de hızla yaygınlaşmaktadır. Üniversitelerde ders olarak okutulan akupunktur, alternatif tıp olarak değerlendirilmemelidir; binlerce yıllık geçmişiyle akupunktur tıbbın kendisidir.

Akapunktur Felsefesi

Batı düşüncesi olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirir. Çin düşüncesine göre ise, çeşitli olgular bir bütünlüğün parçasıdır ve birbirleriyle ilişki içindedir.

Düşünce temelindeki bu farklılıklar, tıbbi uygulamada da kendini gösterir. Batı tıbbı analitiktir; derin nedensel bağlantılara girer, ayrıntılı sınıflamalar yapar. Çin tıbbında ise, semptomlar ve bulgular hep birlikte değerlendirilerek toparlanır ve bir bütüne varılmaya çalışılır. Çin tıbbına göre hastalık belirli bir zamanda, belirli bir kişide ortaya çıkan bir olgudur. Hastalık değil, hasta ön planda değerlendirilir. Buna göre, Tradisyonel Çin Tıbbı’nda mental (zihinsel), emosyonel (duygusal) ve fiziksel bulgular birlikte ele alınır.

Vücutta Yin ve Yang adı verilen birbirine zıt, ancak uyum içinde iki eneji vardır. Bunu gösteren ambleme Taiji (Büyük İkilem) denir. Siyah Yin’i, beyaz Yang’ı simgeler. Ancak, Yin’in içinde Yang, Yang’ın içinde de Yin vardır. Yin ve Yang’ın dengelenmesi normalliğe, dengenin bozulması anormalliğe yol açar. Dengesiz Yin ve Yang, denge arayışı içerisinde sürekli kendilerini değiştirirler. Bu dengenin sağlanması için doktor iğneler ile, ilgili akupunktur noktalarını uyararak hastayı tedavi eder.

Akapunktur Tarihçesi

Çin’de iğne ve ısı anlamına gelen “Chen-chin” ile adlandırılan bu tedavi yöntemi, Batı’da akus (iğne) ve punctura (batırmak) sözcükleri birleştirilerek, “akupunktur” olarak adlandırılmıştır.

Tradisyonel Çin Tıbbı (TCM), yaklaşık 3000 yıllık bir süre içerisinde gelişmiştir. II. Shang Hanedanı dönemine ait arkeolojik kazılarda tıbbi konuların anlatıldığı taşlar ve akupunktur iğneleri bulunmuştur. Noktaların yerleşimini gösteren şemalar ilk olarak İ.S. 317-581 yılları arasında çizilmiştir. Avrupa’da ise akupunktur ile ilgili ilk kitapların yazılması 1600’lü yıllara rastlar.

1972’de ABD Başkanı Richard Nixon beraberindeki büyük bir heyet ile Çin’e resmi bir ziyaret yapmıştır. Bu ziyaret programı içinde Çinli doktorlar Amerikalı heyete “akupunktur anestezisi altında yapılan cerrahi bir operasyon” izletmişlerdir. Bu olaydan sonra, akupunkturun Batı’da popülaritesi artmış; uygulanması ve incelenmesi bütün dünyada yaygınlık kazanmıştır.

Uyarı noktaları Ve Uyguluma
Uyarı noktaları
İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir ve bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır. İnsan vücudunda bin kadar uyarı noktası vardır ve bu noktalardan 650-700 tanesi kullanılır. Her hastalık için ayrı program ve ayrı noktalar bulunmaktadır. Önemli olan doğru bir teşhisle, hangi noktaya nasıl bir uyarı yapılacağıdır (lazer, iğne ya da hangi iğne); bu çok iyi bilinmelidir. Akupunktur tedavisinde sırt, boyun, el, kulak ve vücudun diğer bölümleri kullanılır. Birçok hastalığa ilişkin en çok uyarı noktasının bulunduğu uzuvlar ise eller ve kulaklardır.

İnsan vücudundaki belirli akupunktur noktalarına iğneler sayesinde yapılan uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek haberler iletilmektedir. Bu iletişim, akupunktur noktasını oluşturan hücrelerden lokal hücresel uyarıların sinir terminallerine ve son olarak da beyne ulaşır. Beyin de bu uyaranı gerekli organlara ulaştırır ve ilgili organ ve uzuvlardaki enerji dengesi düzelir. Dolayısıyla hastalık da ortadan kalkmış olur.

Lazerle akupunktur

Lazer bir ışıktır. Bildiğimiz, kullandığımız ışığın konsantre edilmiş hali olduğu söylenebilir. Bazı hastalıkların tedavisinde ya da kimi zaman hastanın tercihi doğrultusunda iğne yerine lazer kullanılmakta, iğne batırılarak uyarı yapılacak noktaya lazerle uyarı verilmektedir. Özellikle ameliyatlar ve kazalar sonrası kalan izlere karşı lazerle akupunktur son derece etkili sonuçlar vermektedir. Ayrıca, çocukların tedavisinde iğneye alternatif olmaktadır.

Nasıl iğne ?

Eskiden Çinliler sivri taş parçaları kullanmaktaydı. Bangkok’ta ise bu amaçla bambu kamışının kullanıldığı biliniyor. Akupunktur yöntemi ile tedavide önceleri altın kullanılmıştır. Altının elektirik potansiyel farkını alışı ve düzeltişi çok önemlidir. Bu yüzden altınla tedavi uygulanan hasta çok daha kolay ve çabuk iyileşme göstermektedir. Ancak bütün bu olumlu özelliklerine karşın altının oldukça pahalı ve yumuşak bir madde olması dolayısıyla akupunktur sırasında vücuda uygulanması, gereken noktalara batırılması zor olmaktadır. Buna bir çözüm yolu bulmak amacıyla, altını iğne haline getirirken içine bazı metaller konmuştur. Altının pozitif bir etkisi vardır. Gümüş de çok iyi bir akupunktur iğnesi olmasına rağmen, biraz negatifliğe yönelik bir özellik göstermektedir. Günümüzde ise, dünyada altın ya da gümüş iğne kullanılmamaktadır. Elektriği altın kadar iyi ileten standart bir çeliğin üretilmesi ile bütün dünyada bu yeni metal kullanılmaya başlanmıştır.

Akapunkturda Kulağın Önemi

Kulakta bedenin hemen hemen her uzvuyla ilgili bir akupunktur noktası bulmaktadır. Örneğin, insanın bağırsağı, kalbi, karaciğeri ile ilgili noktalar kulağında mevcuttur. Bu yüzden akupunktur tedavisinde vücutla beraber veya tek başına kulaktaki noktalar kullanılmaktadır. Öte yandan kulağın bu özelliği, hastalığın belirlenmesine, deteksiyona yardımcı olmaktadır.

Akapunktur ve zayıflama
Şişmanlık
Şişmanlık nedir ?
Dünyada şişmanlık
Neden kilo almak/vermek istediğimizde zorlanırız ?
Vücut-Kitle indeksi nedir ?
Akupunktur ve zayıflama
Akupunkturla neden daha kolay ve kalıcı zayıflanır ?

Şişmanlık (Obezite)

Şişmanlık, vücutta yağ dokusunun normalden fazla olmasıyla karakterize bir hastalıktır.

Şişman bir kişi ayrıntılı tetkiklerden geçirildiğinde, bazen hiçbir anormalliğe rastlanmayabilir. Bazen fiziksel olarak da bir belirti yoktur. Ancak, diğer yandan tip II şeker hastalığı tanısı konmuş hastaların % 60’ı şişmandır. Yine, vücuttaki yağ dokusunun artması ile, hormonal-metabolik hastalıkların ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkması ya da ağırlaşması arasında doğrudan bir ilişki olduğu bilinmektedir.

Pekiyi, öyleyse neden gereğinden fazla besin tüketiriz? Şişmanladığımızı göre göre neden buna devam ederiz? Bu soruların yanıtları araştırılmış ve obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk uyarıldıkları, damak tatlarının daha gelişmiş olduğu, daha geç doydukları ve yemek yeme işinin günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul ettiği gözlenmiştir.

Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık sistem şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı, beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı, psikolojik sorunlar bu karmaşık sistemin herhangi bir basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.

Obezite bir hastalık olduğu için, bir diyet uygulayıverip bırakmakla ortadan kaldırılamaz. Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir yaşam şekli gerektirir. Obezitenin de, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi, yaşam boyu takip edilmesi gerekir.

Şişmanlık sıklığı dünyada gittikçe artmaktadır. Ortalama sıklık % 25 olarak verilmektedir; bu yüzdeye şişman olmayıp ideal kilosunun üzerinde olanlar da katılınca oran % 50’ye ulaşmaktadır.

Obezite sıklığının artmasının nedenleri:

- Sosyo-kültürel faktörler,
- Biyolojik faktörler,
- Davranışsal faktörler,
- Gıda çeşit ve alımının artması ve kolaylaşması,
- Alkol tüketiminin artması,
- Teknolojinin ilerlemesi ile günlük eneji tüketiminin azalması,
- Özellikle çocukluk çağında bilgisayar ve televizyon karşısında geçerilen zamanın artması ile yağlı ve katkılı yiyecek tüketiminin artması.

Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar sonucunda yakılır ve bu yanmadan elde edilen ısı ve eneji, hayatsal fonksiyonların işlemesi için kullanılır. Metabolizma hızını, vücut kendisi ayarlar; Yani vücut az ya da çok enerji harcayabilme yeteneğine sahiptir. Ancak, harcanacak eneji miktarı vücudun alışık olduğu kilosunu korumaya yönelik olarak ayarlanmıştır. Bu nedenle kilo vermek amacıyla az kalori alındığında, metabolizma hızı düşer ve bünye kilo kaybetmemek için kendini korumaya çalışır. Vücudumuz, kendi alışık olduğu kilosunu koruma çabasındadır.
Diyet yapan birçok kişi çok az yedikleri halde, çok yavaş zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da sabredemeyerek diyete son verirler. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen kilolar çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya ulaşılınca kilo artışı durur.

Bunun benzeri bir durum kilo almak isteyenlerde de görülür; günlük gıda miktarlarının iki veya üç katını yeseler bile çok az kilo alabilirler.

Vücudun kilo vermeye gösterdiği bu direnç, insanoğlunun binlerce yıllık geçmişinde yaşadığı doğal afetler, savaşlar, hastalıklar nedeniyle aç kalmaktan ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki, 20. yüzyılın sonunda bile dünyada açlık çeken bölgeler vardır.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

Kilo vermek için çok aceleci olmamak gerekir. Haftada 15 kg. verdiren mucize diyetler son derece sakıncalıdır ve bu derece hassas çalışan bir metabolizmayı bozmaktan başka işe yaramaz. Günlük 1000 kalori altındaki diyetler kalp kasında hasarlara neden olacak ölümlere yol açabilir. Haftada 0.5-1 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar, kalıcı sonuçlar da sağlar. Daha hızlı kilo vermek isteyenler, bunu biraz egzersiz yaparak gerçekleştirebilirler.

Pratikte şişmanlığın ölçümü için kullanılan çok basit iki yöntem vardır:
1. BMI (Beden Kitle İndeksi) = Vücut ağırlığı (kg.) / boy² (m²)
<19
zayıf

19-25
normal

25-30
fazla kilolu

30-40
şişman (obez)

>40
çok şişman (morbid obez)

2. Bel çevresi ölçümü:

Erkeklerde 102 cm., kadınlarda 88 cm. üzeri riskli görülmektedir.
Beden kitle indeksi ve bel çevresi ölçümü arttıkça, ortaya çıkacak tıbbi sorunların en önemlileri şunlardır:
- Kalp-damar hastalıkları
- Tip II şeker hastalığı
- Hipertansiyon
- Safra taşları oluşumu
- Karaciğer yağlanması
- Uyku ve solunum problemleri
- Eklemlerde dejeneratif değişiklikler; özellikle bel, diz, kalça gibi vücut yükünü taşıyan eklemlerde kireçlenme.

Akupunktur ve zayıflama

Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.

İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.
Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.
Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.
Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.
Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.
30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için, her pazartesi başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da zorlaşır. İşte, bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hasta 1 yıla kadar uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.

Akapunktur Ve Sigara Bırakma
Akupunkturla Sigara Bırakma Tedavisi
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir ?
Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir ?
Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir ?
Sigarayı Neden Bırakalım ?
Sigara neden zararlı ?
Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur ?
Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir ?
Sigarayı bırakma yolları nelerdir ?
Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar nelerdir ?

Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir ?

Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.

İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin – endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte, açıklaması budur.

Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.
Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse, sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece sigara içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır; çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin eski otonomisini kazanır.

Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?
Üç gün üst üste 20 dk.lık 3 seans tedavi uygulanır. Toplam 1 saat süren bir tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı olarak ek seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz. Tedavi süresince tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları kullanılmaması gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.

Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?
%90 – 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.

Sigara neden zararlı?

Tütün kullanımı yaklaşık 200 yıl öncesine kadar gidiyor. İlk zamanlarda tütünün sağlığa iyi geldiği düşünülüyordu. Sigaranın zararları 1950’li yıllara kadar çok fazla bilinmiyordu. Ancak, daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, sigaranın insan sağlığına gerçekten zararlı olduğunu ortaya çıkardı. Sigara dumanında sağlık açısından zararlı yüzlerce (bu sayı abartılmamıştır) madde bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bunların en çok bilinenlerinden birkaç tanesi ; amonyak, terebentin, kadmiyum, insektisitler, naftalin, aseton, arsenik, formal, hidrojen siyanür, radon, polenyum, deterjanlar…
Bunların bir çoğu kanserojendir. Ayrıca tütün ve sigaranın sarıldığı kağıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler ve katran da yine konserojen maddeler arasındadır.
Kalıp – Damar sağlığı açısından özellikle tehlikeli olan maddeler ise nikotin ve karbonmonoksittir. Nikotin kalp artışlarını hızlandırır, tansiyonu yükseltir, kan pıhtılaşmasını arttırır. Yani kalbin yükünü ve oksijen ihtiyacını arttırır. Bütün yanma olaylarında açığa çıkan zehirli bir gaz olan karbonmonoksit ise, kandaki oksijen ile birleşerek kanda bulunan oksijen miktarını düşürür. Sonuç olarak nikotin nedeniyle oksijene gereksinimi artmış olan kalp, kanda yeterli oksijeni bulamaz ve işi çok daha zorlaşır.

Sigara kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu kanıtlanmış hastalıkları şöyle sıralıyalım:
Ağız kanserleri, sindirim sistemi kanserleri, solunum sistemi kanserleri, akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, ülser, mesane kanseri.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 1 milyar 100 milyon insan sigara içiyor. Erkekleri %47si, kadınların %12’si sigara tiryakisi. Ayrıca, son yıllarda sigara içen kadınların sayısında nispeten daha fazla bir artış olduğu gözlemlenmektedir. Bu da dünyaya yeni gelecek nesillerin sağlığını direkt olarak etkileyecektir. Son rakamlara göre, dünyada yılda 3 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmektedir.
Şimdi hemen yeri gelmişken önemli bir konuya değinmek gerekiyor. Örneğin; akciğer kanserinin sigaraya bağlı olarak meydana geldiği heryerde söyleniyor. Fakat siz daha geçen ay akciğer kanserinden ölen bir tanıdığınızın hiç sigara içmediğini biliyorsunuz ve uzmanların biraz fazla abarttığını düşünüyorsunuz. Bunun açıklaması şöyle: Akciğer kanserinin 4 türü vardır; hatta bunların da alt grupları vardır. Bunların içinde sigara kullanımı ile doğrudan ilgili olanlar (%60) zaten en sık görülen kanser türleridir. Sigara ile ilgisi olmayan ise, çok daha az oranda görülen bir kanser türüdür.

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre günde 20 sigara’dan fazla içenlerin %40’ı, daha emeklilik yaşına gelmeden ölmektedir. Oysa sigara içmeyenlerde bu oran %15’dir.

Bir de pasif içici kavramı var. Sigarayı içen kişi, eğer filtreli sigara içiyorsa, bu filtre bir miktar zararlı maddenin geçişini engelleyebilir. Halbuki sigaranın ucundan havaya karışan duman hiçbir süzgeçten geçmediği için daha tehlikelidir. Yani uzun süre bu dumana maruz kalan ve pasif içici denilen kişiler de tehlike altındadır. Ayrıca unutmamak gerekir ki, sigarayı içen kişi de havaya yayılan bu dumanı yine solumaktadır. Sigara içilen evlerdeki küçük çocuklarımız bronşit ve zatürre gibi solunum yolu hastalıklarına daha sık yakalanırlar. Pasif içici olduklarından akciğer kanseri açısından risk grubundadırlar ve ileride sigara içmeye daha çok eğimli olurlar.
Özellikle gelişmiş ülkelerde kamuoyuna yansıyan bu sonuçlar ve alınan tedbirler sonucunda sigara kullanımı %50 ye varan oranlarda azaltılmıştır. ABD, İngiltere, Kanada bu konuda başarılı ülkeler arasındadır.

Öte yandan, aynı zamanda sigara üreticisi olan bu ülkeler, gelişmekte olan ülkelerde edindikleri pazarlarını büyütme çabası içindedirler.

Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur ?

20 dk sonra tansiyon ve nabız normale döner.
8 saat sonra vücut kendini yenilemeye başlar. Kan oksijeni normal düzeye çıkar.
24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar. 1 yıl sonra yarıya düşer.
48 saat sonra duyu organları iyi çalışmaya başlar. Tat ve koku duyusu düzelir. Cilt kendini yeniler.
72 saat sonra Akciğer kapasitesi artar, solunum rahatlar.
2 hafta sonra efor kapasitesi artar (Yürüme, merdiven çıkma…).
1-9 ay içinde akciğer hücreleri yenilenir. Akciğer hastalıkları (zatürre gibi) riski azaltır. Öksürük, nefes darlığı düzelir.
5 yıl sonra ağız, boğaz, yemek borusu kanserleri riski %50 azalır.
Pankreas, mesane, rahim kanseri riski azalır.
Sindirim sistemi ülseri riski azalır.
Sigara gebelikten önce ya da gebeliğin ilk 3 ayında bırakılırsa erken doğum riski ve düşük doğum kilolu bebek doğurma riski, içmeyenlerdeki düzeye iner.
Koroner kalp hastalığı riski sigaranın bırakılmasından 15 yıl sonra sigara içmeyenlerin düzeyine iner.
Aynı evde yaşayan küçük cocuklar ve bebeklerin, solunum yolu hastalıklarına yakalanma riski azalır.

Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir ?

Sigaraya bağlı bir hastalığın ortaya çıkması.
Fiyatın pahalı gelmesi.
Sigaranın zararları hakkındaki yayınlar.
Çevresi tarafından bırakmaya yönelik teşvik, kınama.
Kapalı yerlerde sigara içiminin yasaklanması.

Gelişmiş ülkelerde sigaranın zararları hakkındaki yazılar, sigaranın fiyatı, kınama ve yasaklamalar etkili olmaktadır; ancak, bizim insanımızı bir hastalığın ortaya çıkması daha çok etkilemektedir. Örneğin, kalp krizi geçirmiş veya by-pass ameliyatı olmuş hastaların sigarayı bırakma oranları yüksektir ve başarılıdır.

Sigarayı bırakma yolları nelerdir ?

Akupunktur,
Grup Terapisi,
Hipnoz,
Kişisel çaba ile bırakma,
Farmokolojik tedavi.

Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadıkları tipik kaygı ve sorunlar nelerdir ?

Sigarayı azaltmak mı, tamamen bırakmak mı? Yoksunluk belirtilerinin daha uzun sürmesine neden olur. Çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Sigara miktarı yine arttırılır.

Ara ara sigara içmek: Vücuda tekrar nikotin etkisini hatırlatır. Zamanla düzenli olarak içmeye dönüşür. Halbuki sigara içilmemesine alışmak daha kolaydır.

Çevre baskısı: Sigarayı bırakanların çoğu çevresi tarafından adeta tekrar içmeye zorlanır. Bu, sigara içenlerin bir kişiyi daha kaybetmelerinden kaynaklanan ilginç bir psikolojik durumdur. Ancak kısa bir zaman içinde arkadaşlarınız da sigara içmediğinizi kabullenip sizi rahat bırakacaklardır.

Katran ve nikotin düzeyi düşük (light) sigara içmek: Bu durumda genellikle günlük sigara adedi arttırılarak eski nikotin düzeyi tutturulmaya çalışılır. Zaten “tehlikesiz sigara” yoktur.

Sorumluluğu başkasına yıkmak: Çoğu kişi sevdiği birisi onu desteklemezse sigarayy bırakmaktan kaçar. Hatta deneyip de başarısız olursa başkasını suçlar. Oysa sigarayı bırakmak öncelikle kişisel bir sorundur, mutlaka kendinize güvenmeyi başarmalısınız.

Şişmanlama korkusu:

Gerçekte sigarayı bırakanların sadece 1/3’ü kilo alır ve bu fark gerçekte 3-4 kg. kadardır. Bundan daha fazla alınan kilolar kendine güvensizlikten kaynaklanan, sigarayı elde ve ağızda tutmak alışkanlığının yerini alan, abur cubur atıştırma alışkanlığıdır. Oysa, gerçekte sigarayı bırakmaktan dolayı ilk günlerde açılan iştah, kısa bir süre sonra normale döner.
Yoksunluk belirtileri: Şiddetli nikotin arayışı, gerginlik, kızgınlık, huzursuzluk, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, iştah artışı ve benzeri belirtiler olabilir. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini onardığını gösterir. Örneğin, öksürük ve balgam artışı, solunum yollarındaki titrek tüylerin zehirli maddeleri atmak için görevlerini yerine getirmeye başlamasından kaynaklanır. Yoksunluk belirtileri sigara bırakanların 2/3’ünde görülür. Belirtiler, ilk 72 saat içinde şiddetlidir. 7-10 gün içinde azalarak ortadan kalkar.



Buraya dek anlatılan tüm verileri bilen bir akupunktur doktoru nasıl bir tanı koymalıdır ve nasıl bir tedavi düzenlemelidir?

I. Klinik Muayene

Her şeyden önce, tüm tıbbi uygulamalarda olduğu gibi, Çin klinik muayenesinin çeşitli evreleri de dört sözcükle özetlenir: Wang (incelemek) Ting (dinlemek), Wen (soru sormak), Zie (elle muayene etmek)  Batı muayenesine uygun düşen bölgeleri, meridyenlerin kanallarını ve Mo noktalarını, nabızları elle muayene etmek.Ardından Yin ve Yang'm, iç ve dışın, soğuk ve sıcağın, boşluğun ve doluluğun çok özgül biçimde incelenmesi, yararlanılacak önemli noktaların ortaya konarak soruna uyan karşılığın bulunmasını kolaylaştırır. Sistemin çözümü geçerli bir tedavi kurulmasını sağlar.

1. 'Yin"ve 'Yang",Çin tıbbının değişmez öğeleridir. Birbirlerini tamamladıklarını ve göreli olduklarını biliyoruz. Bu ilkelerin göreliliği temel kavramın bir parçasıdır. Yüzey, sıcaklık ve doluluk Yong'da, iç, soğuk ve boşluk Yin'de bulunduğuna göre, bu ilkeleri de kapsadıkları oranda önem kazanırlar. Dengeleri, sağlık ve tüm dengesizliklerdir; yani ötekini yetersizliğe sürükleyen şu ya da bu öğenin baskınlığı hastalığın belirtisi sayılır.Yin ve Yang değişimi genel düzende olabilir ya da yalnızca bir organ ya da işlev sistemini ilgilendirir.

a) Genel düzene göre hastanın durumu, hemen o anda özel bir anlam taşır. Teni renkli, huzursuz, geveze, dışadönük, terleyen ve serinlik arayan, uykusuzluğa, sürekli kas kasılmalarına, spazmlara eğilimli olan kişi bir Yang hastasıdır. Bunun karşıtı, teni solgun, yorgun, omuzları çökmüş, çok üşüyen, topluluktan ve gürültüden kaçan, az konuşan, apatiye ve uyuklamaya eğilimli "yatağında duvar tarafına dönen" bir Yin hastasıdır.
b) Bir organ ya da işlev sistemini ilgilendiren değişim ise bir, bazen birden çok organın fazlalık ya da yetersizlik durumunda niteliksel bir dengesizlik ortaya koyar. Sindirim, solunum, sinir, kalpdamar, üreme ya da idrar yolları gibi sistemlerdeki aşırı etkinlik ya da kasılma belirtileri Yang durumunu düşündürür; karşıt biçimde, işlev azlığı ya da güçsüzlük Yin durumunu gösterir.

2. İç ve dış arasındaki ayrım bizi, yalnızca hastalığın belirti yeri hakkında bilgilendirmekle kalmaz, tedavisi ve gelişimi üstünde de bilgi sahibi yapar: Dışta olan her şey iyi gidişlidir; içe doğru gelişen her şey gidişi ağırlaştırır.
3. Soğuk ve sıcak da ister dış ortamdaki soğuğa ya da sıcağa ister bedendeki soğukluk ya da sıcaklık duyumuna dayansın, büyük temel yasaya bağlıdır. Rubor, calor(*) Yang; solgunluk, soğuk Ym'dir.
4. Boşluk ve doluluk ise tanı ve tedavi için önemi olan öteki temel ilkelerdir. Enerji fazlalığı,

(*)   Latince'de kırmızılıkve sıcaklık (ç.n.) birden bire gelişme, birikme ya da durgunluk durumu, bir alerji, çırpınmak bir durum sergileyen hastaların doluluk durumunda oldukları düşünülür.
Enerji zayıflığı ile birlikte bozulmuşluk ve atrofi, cinsel yetersizlik ve paralizi sergileyen kronik hastaların ise boşluk durumunda oldukları düşünülür.
Bu iki ilke, insandaki temel enerji ve dıştan gelen yıkıcı enerji kavramlarına yönelir. Enerji doluluk durumunda ise bu, ancak bedenin temel enerjisi yetersiz (boşlukta) olduğu zaman içeri "girebilir". Çin patolojisinde bu olay her zaman, hastalığın yolaçtığı savunma enerjisinin azalmasıyla gerçekleşir.

II. Nabızların İncelenmesi

Dikkatli bir sorgulama ve muayenenin ardından akupunktur doktorunun ilk hareketi nabızları incelemektir.Çin pülsolojisi aşın ölçüde karmaşık bir sanattır. İlk olarak nabızlar, enerji dengesi henüz günlük olağan olaylar tarafından karıştırılmadan önce, sabah aç karnına incelenmelidir. Ama ne yazık ki, ideal koşullarla pek seyrek karşılaşıyoruz. Bu nedenle, enerji akınının saati gibi koşullara ve duruma bağlı öğeleri de hesaba katmak gerekir.

Çinliler kan dolaşımının özelliğini bizden binlerce yıl önce tanımışlar ve kan damarlarıyla birlikte nabızları keşfetmişlerdir. Bedeni elle muayene ederken atardamarlardaki vuruşların duyulabildiği dokuz bölge saptamışlardır: başta üç nabız, kollarda üç nabız ve bacaklarda üç nabız.İlk olgular nabızların, mevsimlere göre değiştiklerinin ve oradan dinamizmler ürettiklerinin saptanması oldu. En erişilebilir bölüm olan kol bileği nabızları (sol ve sağ) kolaylık nedeniyle, aynı zamanda da kol atardamarına dayanan üç parmak Gök, İnsan ve Dünya üçlemesini temsil ettiği gerekçesiyle, ilk inceleme ortamı olarak seçildiler.

Ancak bu bilgilerin tarihi yalnızca İ.Ö. 300'lere kadar iner. Beş Eleman ile kol nabızlarının ilişkisi birçok tartışmanın sonucunda kurulmuştur. Pülsolojinin görünüşü bu tarihten beri aynıdır.
 Anatomik bakımdan sağ ve sol nabızlar arasında, gövdeyle ortak brakiosefalik damar simetrisizliğinden kaynaklanan bir fark vardır. Bunu, dikkatli gözlemciler olan Çinliler belirlemişlerdir. Önde olan her şey Yang, geciken her şey Yin'dir. Buna göre sağ nabızlar Yang, sol nabızlar ise Yin'dir.Öte yandan her kol oluğu üç düzeye bölünmüştür: kol stiloidi ve bilek kıvrımı arasında başparmak, stiloid apofiz düzeyinde doğal engel, stiloidin üstünde bilek dibi. Bunlar da kendi aralarında yüzeyel ve derin olmak üzere bölünürler. O halde her tarafta üç düzey ve altı nabız, yani on iki kol nabzı vardır. Altı yerleşmeden her biri Beş Eleman'dan birine, iki yüz sunan ateş elemanına karşılık gelir: Yang'ın prens ateşi ve Yin'in bakan ateşi. Bunun görünüşü şöyledir:

Sol kol oluğunda:

Başparmakta prens ateşi elemanı, yüzeyde incebağırsak, derinde kalp; 
Doğal engelde odun elemanı, yüzeyde safra kesesi, derinde karaciğer;
Dipte su elemanı, yüzeyde idrar kesesi, derinde böbrek.

Sağ kol oluğunda:
Başparmakta metal elemanı, yüzeyde kalınbağırsak, derinde akciğer;
Doğal engelde toprak elemanı, yüzeyde mide, derinde dalak ve pankreas;
 

 Dipte bakan ateşi elemanı, yüzeyde üçlü ısıtıcı, derinde dolaşımcinsellik.
Tüm yüzeyel nabızlar Yang'm organik işlevlerini, tüm derin noktalar Yin'in organik işlevlerini karşılar. Burada şunlar ortaya konur: 1° Atardamar akıntısı yönünde nabızların sırasını izleyen çevrim, Zheng çevrimine (şek. 5) ve AnneOğul kuralı ile aynı kurala katılır; Sol yarıda su enerjisinin ateşe doğru ilerleyişi Yang, sağda ateşin toprağa doğru gerilemesi Yin olarak sayılabilir. 2° Her bilek üstünde aynı yerde ve aynı düzeyde atan nabızların meridyenleri arasındaki ilişki gibi düşünülürse, bu ilişki, Beş Eleman'ın Go çevrimine göre beşli yıldızın temsil ettiğinin aynısıdır "karıkoca" kuralı, "sol bilek: en güçlü nabızlar, sağ bilek: en zayıf nabızlar"),. 3° Aynı bileğin aynı bölümünde üst üste atan nabızların meridyenleri arasındaki ilişki, kendi Lo damarlarınca biraraya toplanan eşli içi boş organ meridyenlerine karşılık gelir. Pülsolojinin önemi, tüm bu düşüncelerin sonucu olarak ortaya konmuştur. Enerji dengesizliği tanısına geniş ölçüde katkıda bulunur ve hastalıklardan ya da sendromlardan sorumlu organları, işlevleri tanımayı sağlar.
Nabızlara ilişkin dört durum belirlenmiştir:

Birinci Durum  Önemli derecede zayıf, varlığı belli belirsiz nabızlar önkol yönündeki normal yerlerinin gerisinde atarlar. Bu, toplam YinYang'da bir enerji boşluğu ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Olgu akupunkturdan çok ilaçla tedaviyi gerektirir.
İkinci Durum  Nabızlar genel olarak dolu, sert ve hızlı biçimde, el yönündeki yerlerinin ötesinde atarlar. Yin ile Yang'da kan toplanması sözkonusudur. Bu durumda, önce başka bir tedaviyi düşünmek daha iyi olacaktır.
 


Üçüncü Durum  Burada, Ym'de ya da Yang'da bir Yin veya Yang hastalığına yolaçmaya elverişli bir dengesizlikle karşılaşırız. Yüzeyel nabızların Yang, derinlerin Yin özelliği taşıdıklarını hatırlayarak, baskın gelen nabızların yüzeyel mi, derin mi olduklarını araştırmamız gerekir.
Dördüncü Durum  Genel Yin ya da Yang dengesizliği sıklıkla bölgesel dengesizliklere eşlik eder. Ötekilere ya da hatta eşli meridyenlerine göre, bir ya da birçok meridyende tek bir bozulma sözkonusu ise, nabızlar bize bu olguyu göstereceklerdir.

Çin tıbbı, pülsoloji ile bir ideali gerçekleştirir. Bize, henüz ortaya çıkmamış ve koruyucu tedaviye yanıt verebilecek bir hastalık olgusunun habercileri olan ilk işaretleri izleme olanağı sağlar.
Ancak, başarılı sonuçlara ulaşmakla birlikte oldukça güç uygulanan bir yöntemdir. Şu üç evresinin çözümüyle sağlanan bilgileri değerlendirebilmek için uzun bir süre hasta çalışması yapmak gerekir:

Çin, kan dalgasını kestikten sonra, parmakların basıncı azalttığı anda saptanan damarsal itişin karşılığıdır.Zhu, üç parmağın atardamara hafifçe yüklenmesiyle alınan duyuştur.Fu, Zhu nabzını aldıktan hemen sonra, parmaklar basıncı azaltır azaltmaz alınabilen duyuştur.Japonlar nabızları tüm ayrıntılarıyla incelemişler ve ritm genliğine göre tabloların düzenlenmesi, tedavi edilecek meridyenleri saptamayı sağlayan nabızların şiddetleri ve yavaşlıkları, ölçme aygıtlarının yapımı (Japom Morita ve Fransız Allendy ile Maury'nin araştırmalarının ardından RokuroFujita'nın elektroosilopülsimetreyi yapması) gibi çalışmalarıyla konuya önemli katkılarda bulunmuşlardır.

III. Enerji Patolojisi

İçi boş ve içi dolu organlar, Beş Eleman Yasası uyannca enerji bakımından birbirleriyle iç ilişkiler kurarlar. Bildiğimiz gibi bu dinamik ve süreksiz ilişkiler insan bedeninin dengesini sağlarlar; bir rahatsızlık, bir dengesizlik, bir işlev baskın olarak "doluluk" durumunda ortaya çıkarsa, eşli işlev "boşluk" durumundadır; enerji tek olduğundan, ister istemez bir tarafta fazla öteki tarafta az enerji bulunur. Sözkonusu durum ya dış kozmik enerjinin sızması ya da bedenin temel enerjisindeki bir sapkınlık sonucu gelişebilir. Bu da Çin enerji patolojisini, hastalıkların etiyolojisi sayılan iki görünüm, iki bölüm altında düşünmemize olanak verir: mevsimlik hastalıklar, iç kökenli hastalıklar.

1. Mevsimlik hastalıklar ya da dış nedenli hastalıklar Yang özelliğini taşırlar. Organizmaya
sızan yıkıcı kozmik enerjilerden kaynaklanırlar.Yıkıcı enerjiler, ancak insanın temel enerjisi zayıflık durumundaysa saldırabilirler. Mevsimlik hastalıklar, köken buldukları yıkıcı kozmik enerjinin yapısına göre sınıflandırılırlar. Rüzgâr, sıcaklık, nem ve soğuk hastalıkları gibi. Eğer bu yıkıcı enerji, kirişkas meridyenlerinin yüzeyinde bölgeleşmişse, göreceli olarak zararsızdır ve kolayca tedavi edilir. Ama "içi boş" organa sızmışsa doluluk durumuna yolaçarak tedaviye daha çok direnen ve daha ciddi bir belirtiler topluluğu ortaya koyar.
2. İç kökenli hastalıklarYin özelliği taşırlar.Besinsel ya da ruhsal kökenli olurlar. İçi boş organlarla içi dolu organlar arasında bir enerji dengeşizligi yaratırlar. AnneOğul kuralına ve Beş Eleman çevrimindeki yıkım, tecavüz ve nefret etme gibi çevrimlere göre gelişirler.

a) Beslenme kaynaklı hastalıklar. Tı t almanın alanı içine giren akut enfeksiyonlar ve yıkıcılık kökenli sindirim güçlükleri ile zehirlenmeleri, bunların dışında tutmak gerekir. Beş Eleman çevrimindeki uyum tablosuna göre, her elemana bir tadın karşılık geldiğini biliyoruz. "Tatlar'ın saf enerjisini dalakmide eşlisinin dağıttığı söylenir. Dengesiz bir beslenme, ilgili organda bir doluluğa yolaçar. Hasta, fazla miktardaki tadı reddeder. Sözgelimi şeker alınımını reddeden hastada, dalakta bir doluluk vardır.
b) Ruhsal kökenli hastalıklar da Beş Eleman çevriminde şöyle bölüştürülmüştür:

Elemanlar Uyumları

Odun (karaciğer) öfke
Ateş (kalp) Neşe
Toprak (dalak) Düşünce, kaygı
Metal (akciğerler) Hüzün
Su (böbrek) . iradeTatlar için aşırılık zararlıdır ("karaciğerde gecenin öfkesi"); yalnızca bir doluluğa yolaçmaz. Aynı zamanda içi dolu organın boşluk durumundaki enerjisinde bir engel, bir tıkanma ile Yang salıverme fenomenlerinde de bir yetersizliğe neden olur.

IV. İçi Dolu Organların ve İçi Boş Organların Patolojisi

Her içi dolu organiçi boş organ eşlisi, içerdiği özel bir patolojiyi sergiler:

a) İçe ilişkin semptomatoloji. Batılılar tarafından yeterince tanındığı için burada anlatmayı gereksiz buluyoruz. Ancak bizim klasik tutumumuzun dışında, Beş Eleman'ın yasalarına göre gelişen boşluk ve doluluk bakımından incelenecektir.
b) Meridyen yollarının semptömatolojisi. En yaygın inceleme konusudur. İlgi alanı temel ve ikincil meridyenlerle eşlilerine ilişkin hastalıklardır:

1) Akciğer, solunum işlevinin dışında "insanenerjisinin mutlak yöneticisi"dir. Güçsüzlük ve yorgunluğu buyruğu altında tutar.Ayrıca bu meridyen ilişkide olduğu arıtma meridyeni, kalınbağırsak meridyeni ile eşli oluşturur. Bir yandan üstderiyle, derinin niteliğini ilgilendiren her şeyle ve kan dolgunluklarıyla; bir yandan da ses, koku ve ön yüz kütlesiyle ilişki kurar. Larenjit, anjin, amigdalit, anozmi, rinit, farenjit, sinüzit ve baş ağrısında; boyun, kollar, omuzlar ile bunların sinir ve eklem ağrılarında, genel kas kasılmalarında önemli bir rol oynar.

2) Böbrek Çinlilerde hem süzme hem de enerjiyi koruma organı olarak değerlendirilir. İçi boş eşlisi idrar kesesi ile, özümlenemez maddeleri boşaltma işlevini kalınbağırsakla paylaşır. Bu, organizmadaki tüm sıvılar üstünde etki yapma gücüne sahip"böbrek Ymi'dir. Atasal enerjiyi koruma organı olan "böbrek Yangı" ise, böbreküstü kabuğuna ve üreme aygıtına karşılık gelir. İlk gözlemciler bunun işlevini yakından biliyorlardı, ama fizyolojisini belirlememişlerdi.

Bu özel iç patolojinin dışında, içi boş eşli meridyeni idrar kesesi meridyeni ile birlikte ilişki kurduğu patolojiler şunlardır: Artkafadan çok alın kemiği bölgesine ilişkin, baş dönmesinin eşlik ettiği ya da etmediği baş ağrılarından başlayarak göz, omur, sırt, belkuyruksokumu ağrılarına, ayak parinaklarında görülen ağrılara kadar iskelet sisteminin tüm rahatsızlıkları; tüm gerginlikler, kas kasılmaları ve kramplar; organ parezileri; yüksek ya da düşük, tansiyon değişiklikleri ve kalp bölgesine ilişkin ağrılar; kanamalar; şeker hastalığı; deri rahatsızlıkları; erkek ya da kadın üreme aygıtındaki hastalıklar. Son olarak böbrekidrar kesesi eşlisi psikoentellektüel düzeyde kararsızlık, kaygı, yalnız kalma isteği, öfkelilik, moral güç (böbreküstü kabuğunun etkisi) üstünde etki gösterir.

3) Karaciğer "kanı korumak" ve bileşimini sabit tutmak özelliğine sahiptir. Bu, safra ve glikojen yapımı, üre çevrimi, zehirli ve atık maddelerin kandan ayrılması gibi tüm işlevlerini özetler. Safra boşaltıcı içi boş organ eşlisi safra kesesi meridyeni ile birlikte kas kasılmaları, tendinit, kramplar, atardamar spazmları; kulak uğuldamaları ve baş dönmeleri; görüş keskinliği; kötü beden kokuları gibi durumlarla ilişki kurar. Psikoentellektüel düzeydeki etkinliği hipokondri, melankoli, şiddet eğilimi ve eziyet etme manisini yönetir.

4) Dalak ve pankreas: Meridyenin sol dalında dalak olarak işlevdeyken "kan meridyeni"dir; hematopoez, kanama sendromları, menstrasyon akışının düzenlenmesi üstünde etki gösterir. Meridyenin sağ dalında pankreas olarak işlevdeyken iç salgı bezi etkisi, sindirim patolojisinde önemli bir roloynar. İçi boş eşli meridyeni, fiziksel ve ruhsal sindirim işlevini üstlenen, "sıkıntıları sindirmek gerekir", mide meridyeni ile birlikte, ruhsal bakımdan yaralayıcı dış olayların yolaçtığı iç sıkıntılarını ortadan kaldırır. Ayrıca, başta uyuşuklukla gelişen baş ağrılarını, hareket eden skotomları ya da göz ağrılarını, baş dönmelerini, göğsün kasılmalı ağrılarını, palpitasyonları, tansiyon değişmelerini, aerokoli, aerogastri ve kabızlıkla birlikte görülen iştahsızlıkları, iç organ nevraljilerini; bazı deri hastalıklarını ilgilendirir.

Psikoentellektüel düzeydeki etki noktaları ise zihinsel yorgunluk, üzüntüler, takınaklar, karabasanlar, çocuklardaki karakter güçlükleridir. Niboyet'e göre zekâ üstünde de bir etki gösterir.
5) Kalp: Enerjinin yöneticisi olan akciğer gibi tüm organların yöneticisidir: Yıkıcı enerjiye pek yakalanmaz. Çinliler bunu şöyle açıklarlar: "Krallık sarayı iki sıra duvar tarafından korunur". Fizyolojisi hakkında Çinlilerin görüşü bizimkinden farklı değildir. Bu durum içi boş eşlisi incebağırsak için de geçerlidir. Sözkonusu eşli meridyenler, ayrıca şunları ilgilendirir: alın bölgesindeki baş ağrıları, burun tıkanması, konjonktivitler, sağırlık, kulak uğuldamaları, korizalar, amigdalitler, bronşitler ve grip; kronik gastraljiler; ciddi hazımsızlıklar; kabızlık; boyun tutulmaları, ensede, üst organlarda, sırtbel bölgesinde kasılmalar ve ağrılar; el, ayak uçlarında titreme. Bunlara paralel olarak en iyi etki gücünü ruhsal düzeyde ortaya koyar: Heyecan, çekingenlik, gelecek kaygısı, sanatçıların sahne, öğrencilerin sınav korkulan, zihinsel uyuşukluk gibi durumları yönetir; güç ve cesaret verir.

6) Dolaşımcinsellik: Batılılar bunu sempatik sistem olarak tanırlar. Çinlilerdeki temel işlevi, atardamarlarla toplardamarları devindirme işini yönetimi altında tutmaktır "Kalbi korur" denir ve kan damarlarını büzme ile genişletmekteki aracı rolüyle, cinsellik üstünde etki gösterir. Eşlisi üçlü ısıtıcı akciğermide sistemini temsil eder ve büyük göğüskarın sinir ağını karşılayan şu üç ocağı korumada roloynar: solunuma ve damara ilişkin üst ocak; sindirime ilişkin orta ocak; ürogenital sisteme ilişkin iç ocak. Ayrıca bizim de bildiğimiz damarsal ve cinsel işlevler, sıcaklık düzenleme, üşüme, nemin ağırlaştırdığı hastalıklar, uykusuzluk, ağır çöküntü durumları, sağırlık, boyun tutulmaları, kol, bilek, parmak ağrıları, organ parazileri ile ilişki kurar. Ruhsal düzeyde ise sevgide, dostlukta ve aşkta derin duyguların tümüyle ilişkidedir.

Çin tanısı, kuşkusuz radyografi, laboratuvar incelemeleri gibi modern yöntemlerden de yararlanmalıdır. Hatta bazen öncü tekniklere başvurulmalıdır. Bunlardan biri olan termografi biyoelektriğe dayanır. Biyoelektrogram çıkarma yoluyla şu etmeni araştırır:
 pH: iyonlaşma etmeni (manyetik),
 Rh2: elektronlaşma etmeni (elektrik),
 Ro: direnirlik etmeni.

Akupunktur doktoru hastayı Batılı açıdan, enerji bakımından ve ilgili meridyenlerin araştırılması yönünden iyice muayene ettikten sonra hastalığın nasıl ortaya çıktığını, hangi aşamada gelişme gösterdiğini bulmalıdır. Küçük işçi (eski metinler) gibi ağrılı bölgeye bir iğne batırmakla yetinmemeli, büyük akupunkturu uygularken, yukarıda belirttiğimiz kavramları da gözönüne almalıdır.


Twitter Share  



Untitled Document
Hastanın Muayenesi Ve Tanı ile ilgili Tüm başlıklar
Akapunktur Noktaları NelerdirAkupunktur Nedir?Herkes İçin Akupunktur
AKUPUNKTURAkupunktur TarihçesiAkupunktur Temel Kavramlar
Hastanın Muayenesi Ve TanıAkupunkturun EndikasyonlarıAkupunkturu Açıklama Girişimleri
Akapunktur GenelAkupunktur Migren TedavisiAkupunkturla Migren Tedavisi

    


Afrodizyaklar | Müşteri Hizmetleri | Garanti ve İade Şartları | Teslimat Şartları | Gizlilik Taahhüdü ve Güvenlik Politikası | Yardım | İletişim | Ana Sayfa  

Copyright © 2009 Şifa Market | www.sifamarket.com

 0224 224 55 92 (pbx)

 
Bu sitedeki açıklamalar sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir. Ürünler ilaç değildir, tıp ve sağlık profesyonellerinin tavsiye ettiği ilaçlar ile eşdeğer değildir. Ürün bilgileri ambalajlardaki açıklamalardan ve üreticilerin tanıtım broşürlerinden alınmıştır. Üreticilerin ürünleri hakkında verdiği bilgilerden ve yazım hatalarından kaynaklanan sorunlardan ve şikayetlerden sifamarket.com sorumlu değildir. Ürünlerin kullanımı ve sağlık sorunlarınız için öncelikle bir sağlık uzmanına, hekime, eczacıya danışınız.