Tüm Kategoriler
CİNSEL ÜRÜNLER CİNSEL ÜRÜNLER
YEŞİLEX AFRODİZYAK YEŞİLEX AFRODİZYAK
YEŞİLEX ÜRÜNLERİ YEŞİLEX ÜRÜNLERİ
BİTKİSEL KAPSÜLLER BİTKİSEL KAPSÜLLER
BİTKİSEL İLAÇLAR BİTKİSEL İLAÇLAR
AKCİĞER HASTALIKLARI AKCİĞER HASTALIKLARI
AKDENİZ ATEŞİ AKDENİZ ATEŞİ
ALERJİ PROBLEMİ ALERJİ PROBLEMİ
ALKOLÜ BIRAKMA ALKOLÜ BIRAKMA
ALT ISLATMA ALT ISLATMA
ANAL FİSSÜR ANAL FİSSÜR
ANEMİ ANEMİ
ANKİLOZAN SPONDİLİT ANKİLOZAN SPONDİLİT
ANTİOKSİDANLAR ANTİOKSİDANLAR
ARTRİT ARTRİT
ASTİM ASTİM
AŞIRI TERLEME AŞIRI TERLEME
AYAK BAKIMI AYAK BAKIMI
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
BAL VE ARI ÜRÜNLERİ BAL VE ARI ÜRÜNLERİ
BALLI KARIŞIMLAR BALLI KARIŞIMLAR
BANYO ÜRÜNLERİ BANYO ÜRÜNLERİ
BASUR (HEMOROİT) BASUR (HEMOROİT)
BAŞ DÖNMESİ BAŞ DÖNMESİ
BEBEK VE ÇOCUK BEBEK VE ÇOCUK
BEHCET BEHCET
BEL FITIGI BEL FITIGI
BEL SOĞUKLUĞU BEL SOĞUKLUĞU
BEYİN HASTALIKLARI BEYİN HASTALIKLARI
BİTKİSEL ÇAYLAR BİTKİSEL ÇAYLAR
BİTKİSEL SULAR BİTKİSEL SULAR
BİTKİSEL YAĞLAR BİTKİSEL YAĞLAR
BOY UZATMA BOY UZATMA
BOYUN FITIĞI BOYUN FITIĞI
BÖBREK HASTALIKLARI BÖBREK HASTALIKLARI
BÖBREK TAŞI BÖBREK TAŞI
BÖBREK YETMEZLİĞİ BÖBREK YETMEZLİĞİ
BRONŞİT SOLUNUM BRONŞİT SOLUNUM
CİLT ÜRÜNLERİ CİLT ÜRÜNLERİ
CİNSEL SOĞUKLUK CİNSEL SOĞUKLUK
DAMAR TIKANIKLIĞI DAMAR TIKANIKLIĞI
DERİ HASTALIKLARI DERİ HASTALIKLARI
DİŞ VE AĞIZ BAKIMI DİŞ VE AĞIZ BAKIMI
EGZAMA EGZAMA
ERKEN BOŞALMA ERKEN BOŞALMA
FELÇ FELÇ
FİBROMİYALJİ FİBROMİYALJİ
GÖĞÜS BÜYÜTÜCÜ GÖĞÜS BÜYÜTÜCÜ
GÖZ SORUNLARI GÖZ SORUNLARI
GRİP GRİP
GUATR GUATR
GUT HASTALIĞI GUT HASTALIĞI
GÜL HASTALIĞI GÜL HASTALIĞI
HEPATİT B_C HEPATİT B_C
HİPERTROİT HİPERTROİT
HORMONAL BOZUKLUK HORMONAL BOZUKLUK
İŞTAH AÇICI İŞTAH AÇICI
İYİLEŞMEYEN YARALAR İYİLEŞMEYEN YARALAR
K.B.B.  HASTALIKLARI K.B.B. HASTALIKLARI
KADIN HASTALIKLARI KADIN HASTALIKLARI
KALP-DAMAR HAS. KALP-DAMAR HAS.
KANSER KANSER
KARACİĞER HAS. KARACİĞER HAS.
KAS & KEMİK EKLEM HAS. KAS & KEMİK EKLEM HAS.
KAS GEVŞETİCİ KAS GEVŞETİCİ
KAŞINTI KAŞINTI
KEMİK ERİMESİ KEMİK ERİMESİ
KIL DÖNMESİ KIL DÖNMESİ
KISIRLIK KISIRLIK
KİLO ALDIRICI KİLO ALDIRICI
KİREÇLENME KİREÇLENME
KOLESTEROL KOLESTEROL
KREMLER KREMLER
KRONİK YORGUNLUK KRONİK YORGUNLUK
KULAK ÇINLAMASI KULAK ÇINLAMASI
KURT DÖKÜCÜ KURT DÖKÜCÜ
LİKEN PLANUS LİKEN PLANUS
MACUNLAR MACUNLAR
MANTAR MANTAR
MENİSKÜS MENİSKÜS
MİDE & BAĞIRSAK HAS. MİDE & BAĞIRSAK HAS.
MİGREN MİGREN
ORUÇ VE SAĞLIK ORUÇ VE SAĞLIK
ÖDEM HASTALIĞI ÖDEM HASTALIĞI
ÖZEL SETLERİMİZ ÖZEL SETLERİMİZ
ÖZEL ÜRÜNLER ÖZEL ÜRÜNLER
PAKET BİTKİLER PAKET BİTKİLER
PROSTAT PROSTAT
PSİKOLOJİK RAH. PSİKOLOJİK RAH.
ROMATİZMA HAS. ROMATİZMA HAS.
SAÇ BAKIMI SAÇ BAKIMI
SAFRA KESESİ SAFRA KESESİ
SARA HASTALIĞI SARA HASTALIĞI
SEDEF SEDEF
SİGARA BIRAKMA SİGARA BIRAKMA
SİNÜZİT SİNÜZİT
SİSTİT SİSTİT
SİYATİK SİYATİK
SPERM ARTTİRICI SPERM ARTTİRICI
SPORCU DESTEK SPORCU DESTEK
STRES & DEPRESYON STRES & DEPRESYON
SÜT ARTTIRICI SÜT ARTTIRICI
ŞEKER HASTALIĞI ŞEKER HASTALIĞI
TÜY DÖKÜCÜ TÜY DÖKÜCÜ
UÇUK UÇUK
UNUTKANLIK UNUTKANLIK
UYKU SORUNLARI UYKU SORUNLARI
VARIKOSEL VARIKOSEL
VARİS HASTALIĞI VARİS HASTALIĞI
VİTAMİNLER VİTAMİNLER
VİTİLİGO VİTİLİGO
YANIK YANIK
YAŞLILIK YAŞLILIK
YORGUNLUK GİDERİCİ YORGUNLUK GİDERİCİ
YÜKSEK TANSİYON YÜKSEK TANSİYON
ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİ ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİ
ZİHİN AÇICI ZİHİN AÇICI
ZONA ZONA



Aroma Terapi Genel

Tanım
Bitkilerden elde edilen temel yağların kullanıldığı vücut ve yüz masajmm bir birleşimidir. Bitkisel tedavinin (bazı bitkisel yağlar vücuda alınabildiği için) karmaşık bir formül olarak uygulanabileceği gibi sadece gerginlik azaltıcı güzellik terapisi olarak da uygulanır.

Arkaplan
Bir çoğumuz bitkilerden elde edilip insanoğlunun faydası için kullanılabilecek değişik kimyasal maddeler hakkında bir şeyler duymuşuzdur. Meksika tatlı patatesinden elde edilen gebeliği önleyici ilaçlar belki de Batı'da en. çok bilinen ve en yaygın şekilde kullanılan doğal bitki özleridir.
Buna rağmen bir çok kişinin bilmediği, bitkisel özlerin asırlardan beri kullanılıyor olması ve bu yüzden de birçoğu elli yıl veya daha az bir zamandan beri bilinen ve kullanılan ilaçların tersine zamanın testine tabi olmuş olmalarıdır.
özgül olarak, aromaterapi bitkinin bütünü veya bazı kısımlarından çok asıl kısımların! kullanır. Bir bitkinin asıl kısmı bitkinin değişik kısımlarında günün değişik anlarında değişik miktarlarda beliren aromatik (kokulu) yağ-
lardan oluşur. Bunlar köklerde (örneğin hintkamışında), çiçeklerde (lavanta), yapaklarda (biberiye = rosemary), kabukta (sandal ağacı) ve hatta reçinede bulunduğu gibi kalın kabuklu bazı meyvelerde de mevcuttur.

Doğal olarak oluşan bu yağların bitkinin gerçek özü olduğu ve ds hiçbirinin diğerine eşit olmadığı düşünülmek-tedir. Bitki metabolizmasının artıkları da olabilecek bu ürünlerin tam olarak ne olduğunu hiç kimse bilmez. Bunlar bitkinin değişik bölümlerinde oluşur ve dolaşırlar, böylece, örneğin akşamları çiçeklerde en çok yoğun olan esanslar sabahlan yapraklarda toplanabilir. Bir bitkinin özel bir yerinden elde edilen bir esansın kimyasal ve tıbbi özellikleri bitkinin ait olduğu kısmına göre farklılıklar gösterir. Örneğin portakal ağacı çiçeklerinden elde edilen esanslar insan vücudunda portakal kabuğundan elde edilene göre çok farklı etki gösterirler.
özyağlar bitkilerde hastalık öldürücü, mantar ve bakteri yok edici etkiler gösterirler, aynı zamanda bazı hormonal özellikleri de vardır.

Aromatik yağlar, modern toplumlarda yiyecek madde-lerinde, parfümlerde ve ilaç yapımında yaygın olarak kul-lanılmaktadır. Limon ve portakal, yiyeceklerde muhtemelen en çok kullanılanlardandır, kozmetiklerde ve parfümlerde bunlar çok miktarda kullanılmaktadır. Karanfil yağının diş ağrılarına, okaliptüsün ise nefes darlıklarına iyi geldiğini herkes bilir. Yağlar aynı zamanda toniklerin, saç yağlarının, nefesle içe çekilen ilaçların ve diğer müstehzarların bileşiminde yaygın olarak bulunmaktadır.

Bu esanslar bitkilerde çok az miktarda oluştuğundan çok güçlükle ve büyük özenle çıkarılmaları gerekmektedir ki bu da pahalı olmalarının asıl sebebidir. 200 kg gülden ancak 1 kg gül yağı elde edilebilir. Bunun eldesi için gereken zor damıtma işlemleri ilk başta sentetik alternatiflerin üretimini çok çekici kılmaktadır. Maalesef, ünlü Fransız uzman Valet'in yaptığı araştırma sonuçlarına göre. la-boratuvarda üretilen benzer kimyasal maddeler doğal olarak meydana gelen esanslarla aynı özelliklere sahip değildir. bu yüzden de hakiki olanı kullanmaktan başka geriye yapılacak birşey kalmamaktadır.

 

 

Özyağlann özelliklerini korumak için kullanılan elde etme yöntemi büyük önem taşımaktadır. Damıtma yolu ile elde edilen özyağlarm etkisi çiçekten yayılan kokunun emilmesinde (enfleuruge) olduğundan daha azdır. Bu öz elde etme yöntemi şöyle gerçekleştirilir : Çiçekler veya bitkiler filtreler üzerine yayılır ve sonra da içinde yağ bulunan kaplara doldurulur. Belli bir müddet sonra, yağ tamamen doyuncaya dek bitkinin koku moleküllerini emer. Daha sonra da yağ, damıtma yöntemiyle esanstan ayrılır. Esanslar soğuk, basınca tabi tutulmuş bitkisel yağlarda çözündürülür. Bu işlemde esansların değerli özelliklerini yok ettiğinden dolayı alkol kesinlikle kullanılmaz.
Esansların uzun ve seçkin bir tarihi vardır. İhtimal, binlerce yıl önce Mısırlılar, Çinlilerin akupunkturu geliş-tirdikleri çağlarda aroma-terapiyi kullandılar.

 

 Tutankamon'un mezarı ı922 yılında açıldığında, myrrh ve fronkincense'in (değişik tür ağaç reçineleri) zamanın zenginlerince yaygın olarak kullanıldığına şahitlik eden, içinde bu maddelerin kalıntıları olan kaplar bulundu. Eski zamanda, hastalar özyağlarının iyileştirici etkilerinden haberdardılar. Gerçekten de eski Mısır'da esanslar ve ilaçlar birbirinin yerini alabilirdi. Yunanlılar ve Romalılar bitki yağlarım yaraları iyileştirmede ve iltihapları azaltmada kullandılar.


İngiltere'de onaltıncı yüzyılda, botanikçi William Tur-ner bitkileri insan vücudundaki etkilerine göre sınıflandırmaya başlayıncaya dek konunun üzerine düşülmedi. İlk önce «imza doktrini» uygulandı. Bu doktrine göre eğer bir bitkinin veya bazı kısımlarının vücudun bazı bölgelerine benzer bir görünümü varsa bu bölgelerde etkin olması ihtimali vardır. Fakat tıpta daha bilimsel yaklaşımlar yaygınlık kazanınca bu doktrin popülaritesinden çok şey yitirdi.
Qnsekizinci yüzyıl sonuna gelindiğinde, özyağlar tıpta yaygın olarak kullanılmaktaydılar ve 1722 yılı tıbbi otlar listesi resmi onüç karışımı içerir vaziyetteydi.
 
 
Kısa zaman sonra bitkiler ve özy ağlar, bilimsel bir dal olarak gelişen kimyanın ve daha kuvvetli ve çabuk etki eden maddelerin bulunmasıyla terk edildiler. Yavaş ama kesin olarak esanslar ilaç kataloglarındaki yerlerini kaybettiler ve bu konu karanlık ve şarlatanca görülmeye başlandı.Yüzyılımızın başlarında Fransız Gattefoss6, laboratu-vannda bir deney esnasmda elini yaktığında hal böyleydi. GattefossĞ elinin acısını hafifletmek için o sırada şans eseri gözünün iliştiği lavanta yağı dolu kaba daldırdı. Hayret, eli hiç beklemediği bir hızla iyileşmişti. Kendisi 1928 yılında bu konuda yayımlanan ilk kitapta aromaterapi de-yimini kullanan İlk kişi oldu.
1938 yılında yine bir Fransız, Goddissart, Los Angeles'ta çalışırken deri kanserinde, kangren ve yara tedavilerinde elde ettiği, harika sonuçları rapor ediyordu. Diğer bir Fransız, Dr. Valnet İkinci Dünya Savaşı'nda aromaterapiyi yaralan tedavide ve çabuk iyileşme sağlamada geniş olarak kullandı. Konu hakkında bugün elimizde olan bilgileri borçlu olduğumuz kitabını 1964 yılında yayınladı.
Tıbbın bu önemli formunun gelişim zincirinin son hal-kası biyokimyacı madam Maury konuyu kozmetik ve genç-leşme tedavilerine kadar yaygınlaştirdi.

Nasıl işe yarar?
Esanslar bitkilerden elde edilen kompleks doğal yağ-lardır. Ester, alkol, aldehid, keton ve terpenleri içerirler.
Esansların vücutta nasıl etki gösterdiklerini hiç kimse bilmemektedir fakat zaten bir çok ilacın nasıl etki ettiğini bilmememize rağmen onları kul lan maktayız. Aspirin, etki biçimi tam bilinmeden yetmiş yıldan beri yaygın şekilde kullanılmaktadır ve günümüzde de sadece İngiltere'de günde onbeşmilyon tablet tüketimle hala en yaygın olarak kul-lanılan ilaçtır. Aspirinin İyileştirdiğini nasıl biliyorsak, dok-torlar ve tedavi eden kişiler de aromatik yağların tedavi edici özelliklerini yüzyıllardan beri ayni şekilde bilmektedirler.

Özyağlar ağızdan alınabildiği gibi nefes yoluyla veya deri üzerine masajla alınabilir. Hepimiz yemeklerde kullandığımız bazı baharatların sindirime etki ettiğini biliriz, ayrıca okaliptüs ve diğer aromatik yağların nefesle içe çe-kilmesinin rahatlatıcı etkisini de en azından duymuşuzdur. Fakat deriden emilen maddeler üzerine bilgimiz genelde azdır. Buna rağmen modern araştırmalar maddelerin deriden düşündüğümüzden çok daha fazla geçtiğini ispat etmekte, dünyanın kimi en iyi akademik birimleri ilaçları insanlara doğrudan sorunlu bölgenin yüzey derisinden vermenin yollarını aramaktadırlar. Bu araştırmalar şimdiden göstermektedir ki bazı ilaçlar deri üzerine yerleştirilen ilaç depolarından uzun sürelerle kolayca emilebilmektedir.


Günümüz doktorlarının deriden emilip bütün vücudu etkileyen krem ve melhemler üzerine kaleme aldıkları birçok yazı vardır. Kortikosteroid (steroid) kremler, özellikle sürdürüldükten sonra üstü sıkıca kapatılırsa kandaki steroid miktarını tehlikeli şekilde artırabilmektedirler. Araştırmalar göstermiştir ki etki ve etkinlikleri iyi bilinen ilaçlar ağız yerine deri yoluyla alınınca başka türlü davranmaktadırlar. O halde aromatik yağların kimyasal yapılarından çıkarsayamadığımız bir çok etkileri mevcuttur. Üstelik etki biçimleri bundan daha da karmaşıktır çünkü bunlar basit kimyasal yapılar olmayıp muhtemelen deride ve vücutta birbirleriyle etkileşim içinde bulunan karmaşık gruplardır.
İsterseniz önce aromatik yağların temel özelliklerine, yani kokularına değinelim. Kokunun ne manaya geldiğini gerçekte hiç kimse bilmez. Koku alma kavramı birçok doktor ve bilim adamının düşünebileceklerinden çok daha komplikedir. Kokulu maddeler (özyağlann büyük bir kısmı da oldukça hoş kokuludurlar) koku moleküllerini yayarlar- Bunlar burun vasıtasıyla yakalanır ve bilinen bir koku olarak beynin özel belgelerinde tanımlanır. 
 
Parfümeri sanat ve bilimi kokuların seksüel (veya sadece hoş) çağrışımlar yaptığı gerçeği üzerine kuruludur. Dünya üzerinde kültürel farklar mevcuttur ama birbirlerinden binlerce yıl önce kopmuş ve aralarına binlerce kilometre mesafe girmiş insan topluluklarının benzer şeyleri çekici bulmaları oldukça ilginçtir. Kokuların bu şekilde deriye uygulanması kızlar için kozmetik üreticilerinin farkettiğinden daha başka anlamlar taşıyabilir. Örneğin, acaba burnumuzla aldığımız gibi derimizle de koku almamız mümkün müdür? Kimi ilginç Rus araştırmacıları bazı kişilerin (eğer eğitilirse diğerleri de) renkleri hissedebildiklerini ortaya koydular.

 

Kısa bir eğitimden sonra insanlar parmak uçlarıyla renkleri gözü kapalı çok net olarak ayırd edebilmektedirler. Yaygın olarak bilinen birşey de LSD kullanan kişilerin tadlan 'işittikleri', renkleri 'kokladıkları' gerçeğidir. O halde deriyle koklama hepimizin sahip olduğu fakat evrim esnasında yitirdiği bir yetenektir.Aromaterapi ne hayvansal yağları ne de mineral yağları kullanır; bütün yağlar bitkilerden elde edilir. Yağlar vücuda alınır alınmaz emilirler ve hücre dışı sıvı boyunca dağılırlar. Aromaterapi üzerine bir kitabında Tisserand'a göre bazıları belirli organlarca emilir, diğerleri de daha genel olarak yayılırlar. Bunun neden böyle olduğunu bilmemekteyiz fakat lokal kan dolaşımını masaj yoluyla uyardığımızda yağlar özellikle bu kan damarlarıyla beslenen organlarca emiliyor olabilirler. Sinirler de kanla beslendiğine göre, bu yağların sinirler üzerinde nasıl direkt etki gösterdiğini ve uzak bölgelere bu etkiyi taşıdığını açık layabilir.

 

Yağlar enjeksiyonla, solunum yollarıyla veya deri üzerinden masajla vücuda girdiği zaman başlıca akciğerler ve idrar yoluyla dışarıya atılır, fakat bir çok ilaç ve benzeri maddeler ancak vücutta değişime uğradıktan sonra dışarıya Bulabilmektedir. Bazı esanslar deriye uygulama dozunda ağızdan alınırlarsa toksik etki yapabilirler. Bazı yağlar değişik yoğunluklarla farklı etki gösterdiklerin, den dozajm belirlenmesi oldukça önem taşır, örneğin melissa ve biberiye (rosemary) yağları doza bağlı olarak uyarıcı veya teskin edici etkiye sahiptirler. Bir kere teşhis kondu mu diğer ilaçlarla da olduğu gibi terapötik doz hesaplanıp kullanılmalıdır.


Yakın zamana dek aromatik yağların etkileri ve vücutta nasıl hareket ettikleriyle ilgili yeterli sayıda araştırma mevcut değildi fakat günümüzde, üretilen etkili ilaçların yan etkileri yüzünden hayal kırıklıkları artınca insanlar gittikçe artan bir ilgiyle bu konuya eğilmektedirler. Sevindirici olan geçmişte bazı bilim adamlarının terket-tiği çalışmalara modern araştırma ekiplerinin yeniden baş-layacak olmasıdır.
1963'te bir Japon ekibi krezene (fennel), nane ve ka-kula (cordamam) ve diğer yağların sıçan bağırsağı üzerinde antispazmodik etkisi olduğunu buldu.
Çok daha önce, 1025 yılında bir İtalyan makalesi tad alma duyusunu tad sinirlerinin bloke edilmesi sonucu kaybetmiş kişilerde tükürük ifrazatının büyük ölçüde yağların kokusunun güzel veya kötü olmasına göre ayarlandığım gösterdi. Eğer sindirim bezleri (tükürük bezleri) bu şekilde etkileniyorsa neden sindirimin daha alt organları, mesela bağırsaklar da aynı şekilde etkilenmesin?
Kalp-damar sistemi üzerinde aromatik yağların etkisi daha azdır. Calımus kan basıncını azaltır ve ağızdan alınan bazı yağlar da periferik dolaşımı kolaylaştırırlar.
Yağların antispazmodik etkisi özellikle akciğerlerde kendini gösterir. 1070 yılında yapılan bir çalışma (buhar halinde içe çekilen) limon yağının balgam söktürücü etkisini en çok koku alma duyusuyla algılanmadığı bir düzeydeyken gösterdiğini ispatlamıştır. Aromatik maddelerle akciğerlerin mükus salgılamasını arttırmak ve flegmin (so-lunum yollarında anormal miktarda müküs salgılanması) atılmasını sağlamak bildiğimiz özelliklerdendi fakat bu çalışmaya dek yağların ne kadar güçlü oldukları anlaşılmamıştı. Bunu takip eden deneyler yağların çok küçük dozlarının akciğerlerde mükus salgılanmasını arttırdığını ve
 
böylece bronşit gibi kronik akciğer hastalıkları olan kişilerin sıkıntı veren Flegmi öksürük yoluyla atmalarına yardıma olduğunu göstermiştir.Bitki yağlarının birçoğu elde edildikleri bitkilerde hormon olarak etki etmemekteyse de insanlarda hormcnai özellikler göstermektedir. Saparna bitkisi (sarsaparilla) erkek hormonu testosteron içermekte, şerbetçi otu. rezcno (fennel) ve anason çekirdeklerinde de Östrojen bulunmaktadır; vitex ognus catsu'da progesteron benzeri maddeler bulunmaktadır. Bu maddelerin bir çoğunun izalasyonu ve eldesi büyük bir gelecek vaadetmektedir. Gebeliği önleyici haplar bunlarla neler başarılabileceğinin sadece küçük bir örneğidir.

Nasıl Uygulanmaktadır?
Aromatik yağ terapisi (aromaterapi) İngiltere'de yaygın değilse de (ancak bir avuç gerçek aromaterapist mevcuttur) Fransa ve kıta Avrupa'sında oldukça bilinmektedir. İngiltere'de özgürlükçü yasalar kendine aromaterapist sanını veren herkese halkı tedavi etme iznini vermektedir. Fransa'da durum böyle değildir; aromaterapistler alternatif tıbbın diğer alanlarındaki uzmanlar gibi yalnızca tıp eğitimi görmüş bir doktorun gözetimi altında pratik yapabilirler. Kıta Avrupa'sında aromaterapi genelde oste-opati, akupunktur ve radyestezi gibi diğer alternatif tıb dallarının tamamlayıcısı olarak kullanılmaktadır. İngiltere'de ise daha çok ayrı bir tedavi yöntemi olarak kabul görmektedir.
Başlangıç noktası diğer tıbbi tedavilerde olduğu gibi bir tür teşhis koymaktır. Bu ise hemen bir zorluk çıkarmaktadır. Geleneksel tıp bir teşhisin uygulanabilmesi için hastadan elde edilen işaret ve bulguların mantıksal değerlendirmesine ihtiyaç duyar. Bunun üzerine hastalara yardımcı olacak olan tedavi ortaya çıkar. Maalesef bu süreç, işaretler ve bulgular diğer işaret ve bulgularla karıştırabileceğinden başarısız olabilir ve bunun sonucu olarak teşhisi zor veya imkansız olan durumlarda yanlış tedaviler uygulanabilir.
Aromaterapistler de buna dahil olmak üzere birçok alternatif tıp pratisyeni teşhisle uğraşmamakta, doğrudan tedaviye geçmektedir. Aromaterapide birçok pratisyen, hasta için en iyi tedaviyi saptamak için radiesteziye başvur-maktadır. Hangi ilacın (özyağ şeklinde) hasta için daha uygun olduğunu bulmak için bir sarkaç kullanılmakta, daha sonra da yağ ve yağ bileşimleri hazırlanmakta ve hastaya verilmektedir. Gerçek bir teşhise, tedavi hastanın dertlerine deva oldukça gerek kalmamaktadır.


Görüldüğü gibi aromatik yağların faydalı etkilerinin oldesi için bir çok yol vardır. Kimi arometaripstler özleri geleneksel ilaçlar gibi ağızdan vermekte, kimi nefesle içine çektirmekte diğerleri de yağlan deri üzerine uygula-maktadırlar. Bazı terapistler de bu üçünün birleşimini kullanmaktadırlar.
Eğer yağlar deriden emilecekse, gözönüne alınması gereken bazı başka faktörler mevcuttur. İlk önce deri temiz-lenmeli ve yağlan kabul edilebilecek duruma getirmelidir. Birçok kişinin derisi, modern diyet, makyaj ve çevre kir-leticileri deriyi canlı bir organ olmaktan çıkardığından, vücudu saran yan nötr bir kaplamaya indirgemektedir. İyi bir aromaterapist deriyi terapiye hazırlamak ve temizlemek için büyük zaman ayırmalı ve yağlann deriye nüfuzunu arttıracak sıcak kompreslerden, aromatik banyolardan, ısıtıcı lambalardan, İsviçre masajlanndan. osteopa-ti ve hatta akupunkturdan faydalanmalıdır.

Bu metodlann bir veya bir kaçının kullanımı İle yağlann deriden geçme yetenekleri arttınlmakta, böylece lokal hastalıklar tedavi edilmekte, hasta uyarılmakta ve gev-şetilmekte, aynı zamanda meridyenler ve refleks bölgeleri tedavi edilerek vücudun diğer bölgelerinde de etkisi du-yulmaktadır. Dneylerle kanıtlanmıştır ki yüze veya sırta yapılan masaj arzu edilen sonuçlan elde etmede genellikle yeterli olmaktadır. Sonuçlar daha erken görülebilse de genellikle 10 senelik bir tedavi gereklidir.
 
Nerede kullanılır?
Yaglann birçok hallerde faydalı olduğu söylenmekteyse de en önemli yararlan, yaraların iyileşmesinde, yara izlerinin kaybolmasında, sivilcelerde, hamileliğin neden olduğu gerilme izlerinde (doğru yağla önlenebilir) ve stres-kaynak-lı durumlarda görülmektedir. Tedaviler, en iyi halde yan etkileri veya toksisitesi en az olan akıllı bir bitkisel tedavi, en kötü halde de aromaterapistin uyguladığı destekleyici psikoterapiyle birlikte rahatlatıcı bir masaj görünü-mündedirler.


Maliyeti nedeniyle aromaterapi hiçbir zaman fazla yaygınlaşamayacaktır. Yağlar hayli pahalı olmalarının yan ıs ıra etkilerini muhafaza edebilmek için çok itinalı şartlarda saklanmalıdırlar. Hastaya uygun tedavinin verilmesinde mükemmele ulaşmak yıllar isteyen bir hüner olduğundan her bir hasta için uzun süreli çalışmalara gerek vardır. Terapi zaman alıcı olduğundan ve pahalı hammaddeler kullanıldığından halk kitlelerince popüler bir alternatif tap olabilmesi, pek muhtemel gözükmemektedir.

İşe yarıyor mu?
Cevap hiç kuşkusuz «evet», eğer deneyimli bir terapist-çe yukanda sınırlan belirtilen hallerde kullanılırsa. Aro-matik yağların iddia edildiği kadar etkili olup olmadığım tam olarak bilebilmek oldukça zordur. Tabii ki deriye nüfuz edebilirler ve etmektedirler de, özellikle masaj ve ısıyla, fakat kesin olarak neler yaptıklanm ispatlamak kolay değildir. Ban organlar üzerinde olumlu etkileri olabilir ama tedavide böylesine faydalı olduğu düşünülen maddelerin yan etkileri olmadığından emin olabilmek için daha birçok araştırmalar yapılmalıdır.
Bir talihsizlik eseri bu tür araştırmalar hem pahalı hem de gerçekleştirilmesi zor olduklarından çok sürecektir. İngiltere'den örnek vermek gerekirse, bitki hücrelerinin böylesi ufak kesitlerinde çalışmak için gerekli deneyime sahip en fazla bir elin parmaklan kadar bitki biyokimyacısı vardır, özyağlann daha derinlemesine araş-tınlabilmesi için tek yol farmasötik endüstrisinin (ilaç yapımı endüstrisi) geniş araştırma bütçelerini bu tür araştırmaları desteklemede kullanmasıdır. Şimdilik bu yapılmamaktadır. Ama ilaçların keşfi daha zor ve pahalı hale geldikçe ve halk daha 'doğal' terapi biçimleri istedikçe gelecekte durum değişme gösterecektir.

Bazı Sık Rastlanan Hastalıklar ve Önerilen Aromaterapi Re-çeteleri
— Sivilce: Bergomot, Cajuput, Kafuru (camphor), Sedir ağacı odunu (Cecfomood), Ardıç (Juniper), lavanta, sandal ağacı odunu (sundahvood)
— Cinsel uyarıcı, afrodisyak: Karabiber, kakule (carda-mam), adaçayı (clarysage), Yasemin, ardıç, portakal çiçeği, putehavli, gül, sandal ağacı odunu, ylang-ylang
— Astım: Aselbent (benzoin) Cajuput, Selvi, Okaliptüs, zufa otu (hyssop), lavanta, limon, mercan köşk (murjoram), me-lissa, yabani mercanköşk (ongunum), yaban fesleğeni (pen-nsyroyal), nane, çam. biberiye (rosemary), adaçayı, kekik
— Bronşit: fesleğen (basil), Aselbent, Bergomot, Cajuput, Kafuru, kakule, sedir ağaca odunu, okaliptüs, günlük (frankin-cense), zufa otu. lavanta yaban fesleğeni, biberiye, çam, nane, sandal ağacı odunu, sakız ağacı (terebinth), kekik
— Yanıklar: kafuru, san papatya (chamamile), okaliptüs, sardunya çiçeği (geronium), lavanta, biberiye, adaçayı
— Soğuk algınliklan: Fesleğen, karabiber, kafuru, okolip-tus, mercan köşk, melissa, yaban fesleğeni, nane, biberiye
— Karmağnsı; Aselbent, Bergomat, Karabiber, kafuru, kakule, sanpapatya Adaçayı, Rezene (fennel), zufa otu, Ardıç, lavanta. Mercanköşk, Melisa Nane
— Kabızlık: Karabiber, kafuru, rezene, mercanköşk, gül, sakızağacı
— Öksürük: Aselbent, karabiber, kakule, selvi, okaliptüs, günlük, zufa otu, yasemin, ardıç, mürrüsafi (myrrh), yaban-fesleğeni, nane, sandalağacı odunu
— idrar torbası iltihabı: Aselbent, cajuput sedirağacı odunu, ardıç, okaliptüs, rezene, ardıç, lavanta, çam, sandalağacı. kekik
 
— Depresyon: Fesleğen, bergamot kafuru, sanpapatya, adaçayı, sardunya çiçeği, yasemin, lavanta, melissa, portakal çiçeği, putchavli, gül sandalagacı odunu, ylang-ylang
— İshal: Karabiber, kafuru, sanpapatya tarçın, karanfil baharatı (clove). Selvi, okaliptüs, sardunya çiçeği, ardıç, lavanta, limon, mürrüsafi, portakal, portakal çiçeği, nane, biberiye, adaçayı, sandalagacı odunu.
— Egzema : Bergamot, sanpapatya. sardunya çiçeği, zufa otu, ardıç, lavanta, adaçayı
— Bayılma: Fesleğen, karabiber, kafuru, san papatya, okaliptüs, zufa otu, limon, melissa, yabanfesleğeni
— Gaz: Bergamot, karabiber, kafuru, kakule, sanpapatya, tarçın, adaçayı, karanfil (baharatı), kişniş otu (coriander), rezene, zufa otu. ardıç, lavanta limon, mercanköşk, mürrüsafi, ya banfesleğeni, nane, biberiye, adaçayı, sakızağacı, kekik
— Hemoroid: Selvi .günlük, ardıç, melissa
— Başağnsı: kakule, sanpapatya. lavanta limon, mercanköşk, yabanfesleğeni, nane, gül, biberiye
— Hazımsızlık: Fesleğen, bergamot, karabiber, kakule, sa-npapatya, tarçın, adaçayı, karanfil (baharatı), kişniş ctu. okaliptüs, rezene, günlük, zufa otu, ardıç, lavanta, limon, limon çimi, mercanköşk, melissa, mürrüsafi, yabanfesleğeni, nane, biberiye, adaçayı, kekik
— Grip: Karabiber, tarçın, selvi, okaliptüs, zufa otu, lavrm-ta, limon, nane, çam, biberiye, adaçayı, kekik
— Zihni yorgunluk: Fesleğen, karabiber, kakule, rezene, lavanta limon, melissa, nane, gül, sandalagacı odunu
— Sinirsel gerilim t Aselbent bergamot, kafuru, sanpapatya, selvi, sardunya çiçeği, yasemin, lavanta, mercanköşk, melissa portakal çiçeği, putchavli, gül, sandalagacı odunu, ylang-ylang
— Romatizma: Cajuput kafuru, sanpapatya, okaliptüs, zufa otu, ardıç, lavanta yabani mercanköşk, çam, biberiye, sakız ağacı, kekik
— Müsekkin: Aselbent, bergamot, kafuru, sedir ağacı odunu, sanpapatya, adaçayı, selvi, günlük, sardunya çiçeği, zufa ctu, yasemin, ardıç, lavanta mercanköşk, melissa mürrüsafi, portakal çiçeği, putchavli, gül, sandal ağacı odunu, ylang-ylang
— Şok: Kafuru, melissa portakal çiçeği, nane
— Sinüzit: Cajuput, okaliptüs, nane, çam

— Kuru cilt: San papatya sardunya çiçeği, lavanta, yasemin, portakal çiçeği, gül sandalagacı odunu, ylang-ylang
— Yağlı cilt: Bergamot, kafuru, sedirağacı odunu, selvi, günlük, sardunya çiçeği, ardıç, lavanta, limon, portakal, sandalagacı odunu, ylang-ylang
— Normal cilt: Aselbent, adaçayı, selvi. günlük, lavanta, mürrüsafi, portakal çiçeği, patchavli. gül
— Hassas cilt: San papatya, yasemin, portakal çiçeği, gül
— Soğuk algınlığı: Adaçayı, okaliptüs, sardunya çiçeği, lavanta adaçayı
— Uyancı: Karabiber, kafuru, okaliptüs, yaban fesleğeni, nane, biberiye
— Diş ağrısı: Cajuput, kafuru, sanpapatya karanfil, yaban fesleğeni, nane, adaçayı
 


AYURVEDA


Belki de tıbbın en eski disiplini: Batı tıbbının büyük bir kısmının kaynaklandığı, geçmişi eski Hindistan'a uza­nan bir kutsal tıp sistemi. ArkaplanAyurvedanın bir parçası olduğu Oryantal terapi çok eskilerde, M.Ö. 3000 -1000 yıllarında doğmuştur: Belki de herşey Nil ve Fırat vadilerinde başlamıştı. Batı tıbbının es­ki Yunandan kaynaklandığına yaygın olarak inanılır. Bu doğru olsa da Yunanlılar da bu konuda Hintlilere çok şey borçludurlar. Hint tıp klasiklerinde yabancı dil kökenli tek­nik terimlere rastlanmazken Yunanlıların kullandığı bir­çok ilaç ve yöntem Orta Doğu ve Hint kökenlidir. Bu konu­yu araştırmaya yıllarını veren büyük bir uzman, Pisagor'-un (ki endirekt olarak Batı tıbbırun babası olarak nitelenen Hippokrat'ın öğretisi üzerinde çok etkisi olmuştur) bütün sistemini doğrudan Hindistan'dan aldığı sonucuna var­mıştır.

Ayurveda (Ayur = hayat, veda = bilgi veya bilim: ha-yatbillmi) M.Ö. 1200 lere ait kutsal bir metin olan Arfhar-va Veda'ya sonradan yapılan bir eklemedir. Ayurveda tıb eğitimini veren bilinen, ilk okul M.Ö, 500 yıllarında Banaras üniversitesiydi. Büyük Samhita veya Tıp Ansiklope­disi de burada yazılmıştır. 700 yıl sonra başka büyük bir ansiklopedi daha yazıldı ve bu ikisi Ayurvedanın temelini oluşturdu. Batı'da uygulananların sayısı az olsa da, bu tıp okulu günümüz Hindistan'ında halkın % 80-90'ının tıbbi bakı­mından sorumludur. Ayurveda ilgilenilmeye gerçekten de­ğerdir, çünkü hiç şüphesiz günümüzde halâ uygulanılan en eski tıp düşünce okulu olup bir çok diğer sistemler, es­ki Çin ve Japon öğretileri de dahil olmak üzere, ondan -kaynaklanmıştır. Nedir?— Ayurveda hakkında çağdaş bir görüşe rastlamak ol­dukça zordur çünkü Batı'ya gelen Hintli doktorlar öylesi­ne Batılılaşmışlardır ki Ayurveda'nın daha derindeki an­lamıyla bağlantıyı kaybetmişlerdir. Öte yandan geçen üç-bin yıldan fazla zaman içinde insanlar, gittikçe daha fazla olayların fiziksel açıklamalarmı isteyip herşeyi fizik ve kimyanın kanunlarına indirgemeye çabaladıkça Ayurve­da'nın da aslı değişmeye uğramıştır.


Hint metafiziği ve yoga belki de başka tıbbi felsefeleri kabul edebilmeye baş­ladığımızdan ya da en azından daha hoşgörülü davrandı­ğımızdan dolayı Batı'da oldukça hatırı sayıhr miktarda yandaşlar ve uygulayıcılar bulmuştur.Ayurveda tıbbına göre bireysel zihin sayesinde üç türlü aktivite vardır: Aktif yaratıcı enerji Rajas, pasif yıkı­cı veya direnen enerji Tumas ve birleştirip koruyan ener­ji Satva. Benzer şekilde aktif ısı enerjisi Pitta, soğuğun ele­manı Kapha ve havanın elemanı Vayu.Bu üç enerji üç süreç tarafından değişime uğratılır: Ruhi, akli ve fiziki. İnsan ve kâinat Bhutus adı verilen 5 elemandan oluşmuştur. Esir her yerdedir ve sesin karşılı­ğıdır; hava ışıktır ve dokunmanın karşılığıdır; ateş sıcak­tır, renk verir ve görmenin karşılığıdır; su akıcı ve ıslak olup tadın karşılığıdır, toprak ağır ve nemlidir ve koku­nun karşılığıdır. Bunlar Rudolf Steiner'in dört yapıcı gü­cü ve eski Yunanlıların dört vücud sıvısıyla paraleldirler. Esir ve hava bütün bu sistemlerde ortaktır.Ayurveda'ya göre insan vücudu yedi dokudan (Dhatus) yapılmıştır ve bunlar denge halinde oldukça kişi sağ­lıklıdır. Yiyecek bir kere sindirildiğinde yedi Dhatus'u da besler fakat yiyecekteki herhangi bir dengesizlik bunlar­da hastalığa yol açar. Ayurveda yanlış yiyecekler üzerin­de bir hastalık sebebi olarak çok dursa da aynı zamanda fiziksel aktivite, uyku, cinsel alışkanlıklar, iklim, duygusal hal, fiziksel çevre, yaş ve cinsiyetin de hastalık üzerindeki etkilerini kabul eder. Nasıl Uygulanır?Ayurveda Batı'da anladığımız şekilde teşhis koymaya bel bağlamaz.


Ayurveda doktoru hastayı bir bütün olarak tedavi etmeye çalışır, çünkü sistemin temelinde herkesin benzersiz olduğu ve hayatındaki dengesizliklerin de ancak şahsına ait olduğu görüşü vardır. Tıbbi değerlendirmenin hayat hikâyesi alma bölümünde astrolojik olarak önem ta­şıyan şeyler de göz önüne alınır ve baştan sona fiziksel muayeneye ek olarak doktor, hastanın idrar, ter, balgam ve ses   .'.una da dikkat eder.Diğer tıbbi sistemlerden farklı olarak Ayurveda has­tadan tedavide kendi rolüne özen göstermesini ister. Geç­mişle ilgili bilgiler vermeyi, söylenenlere uymayı, cesaret­li olmayı, hastalıklarını tarif edebilmeyi, büyük ansiklope­dilerden birine göre, elzem kabul eder. Oruç, banyolar, de­riye uygulama, temizleyip arındırıcı diyetler, rektuma sıvı enjektesi ve kan akıtmaların hepsi herhangi özel bir te­rapiye başlamadan önce kullanılmaktadır. İlaçlar Dhatus ve diğer vücut sistemlerini yeniden dengeye kavuşturmak için kullanılmaktadır. Arada geçen bunca gelişme dolu binlerce yıldan sonra dahi o devre ait ilaç farmakopeyası seçkinliği ve korkunç büyüklüğüyle bizleri hâlâ şaşırta-bilmektedir. Ayurveda aynı zamanda montreas'tan (tek­rarlamalı dua benzeri mırıltılar), törenlerden, yogayla ne­fes almadan ve diğer tekniklerden faydalanmaktadır. Bü­tün ilaçlar pratisyence hazırlanmakta ve jelatin, tentür, toz, hap veya yağ olarak verilmektedir. Rafine metal ve mine­ral oksitleri ve değerli taşların oksitleri de oldukça öne­mi haizdir.Ayurveda yalnızca iç hastalıkların tedavisiyle ilgili de­ğildir. Cerrahi, doğum ve kadın hastalıkları, pediatri ve psikoloji branşları, Batı'da olduğu gibi mevcuttur.


Cinsel bozukluklar Ayurveda'nın özellikle ilgilendiği bir alandır.Şunu hiç hatırdan çıkarmamamız gerekmektedir: Ayur­veda Batı'daki gibi fiziksel bir tıp sistemi değildir. Kaynak­ları kutsaldır, insanın her seviyesinde etkisini gösterir. Ho-meopati, renk tedavisi ve radyestezi gibi diğer kenar tıp dalları Ayurveda ile ilişkili olup muhtemelen ondan kay­naklanmışlardır. Ne olduğunu kavramaya başlamış Batı­lılar için dahi çok metafizik bir yaşam şeklidir Ayurveda. Geçmişin diğer büyük seçkin tıp sistemleri gibi Ayurve­da da uygulayıcısından çok şey beklemektedir. Bilimsel ve dini inançları ve tıbbi pratiği ile bütün bir yaşam şekli olan Ayurveda uygulayıcısı için insanları iyileştirme 'işi'nden son­ra golf oynamaya giden bir günümüz doktoru kavramı ka­bul edilebilmesi oldukça zor birşey olmalıdır.

BACH İLAÇLARI

TanımEdward Bach (1880- 1936) tarafından hazırlanan bir bitkisel tıp tedavileri sistemi.  ( ArkaplanEdward Bach Londra Üniversitesi tıp fakültesi hasta­nesinde tıp pratisyeni olarak çalışan bir bakteriyologtu. Hastane, çalışanlarına 'ya tamgün çalışırsınız ya da hiç' şeklinde bir bildiride bulununca Bach Londra Homeopatik Hastanesinde bakteriolog ve patalog olarak bulunduğu işinden ayrıldı. 1926'da Dr. CE. Whealer'le beraber bir kitap yazdı. Kronik hastalık: Yürüyen bir hipotez. İşleri kısa zamanda öylesine büyüdü ki hastaneyi kendi laboratuvarlarında çalışmak üzere terketti

Birgün ansızın bu kazançlı işini terketip Galler'e git­ti, iyileştirme gücü olan çiçek ve ağaçları araştırmaya baş­ladı. Hayatının son yıllarında İngiltere, Galler ve Kıta Av­rupa'sında bulunan bitkilerden otuz sekiz bitkisel reçete keşfetti. 1931 yılında Kendi kendine tedavi - Hastalıkların asıl nedenleri ve tedavilerinin açıklaması adlı eserini ya­yınladı. ,1933'te ise 12 İyileştirici yayınlandı. Tedavilerinin reklâmını yaptığı için Genel Tıp Konseyi'yle olan ilişkileri bozulduysa da doktorluk kaydı silinmedi.

Bütün öncüler gibi hayatı zorluklarla doluydu. Meslek-daşlan aküm kaybettiğini düşündüler, arkadaşları ise tıp mesleğinin gerçek bir yeteneği kaybetmiş olmasından üzün­tülüydüler. Dr. Bach yaptığının doğru olduğunu biliyordu, reçetelerini kendi üzerinde test etmeye devam etti. Vücut­ça zayıf bir insandı, 1936 yılında elli altı yaşındayken öl­dü. Bach ilaçları nedir?Bach en azından kendisi tatmin olmak için bitkilerin yüzeyinden ısıtılarak toplanan çiğlerin, bitkinin özellikle­rini emdiğini kanıtladı. Çiğleri büyük miktarda toplamak çok yorucu olduğundan çiçekleri saf su dolu derin cam kaplara koyup bir kaç saat güneşte bıraktı. Bunun, suyu bitkinin gücü ile yüklemenin etkili bir yolu olduğunu bul­du. Daha sonra koruma amacıyla biraz brend ekleyerek suları şişeledi. Bu stok şişeden bir kaç damla alıp bir onsluk saf su şişelerine ekledi. Hastalar daha sonra bu su­landırılmış ilaçtan dört damlayı biraz suyla beraber günde dört kere aldılar. Eğer ilaç için tomurcuk, gövde veya ba­zı yaprakların kullanılması gerekiyorsa bitki suda yarım saat kaynatılıp daha önce tarif edildiği gibi stok solüsyon­lar hazırladı.•Bu floral ilaçlar, iddia ettiğine göre hepimize zaman zaman rahatsızlık veren duygusal halleri ve kişilik uyum­suzluklarını değiştirebilmekteydi. Başka bir deyişle ilaç­lan fiziksel durumlardan çok hissi halleri tedaviye yönelik­ti, örneğin eğer aşırı korkulardan rahatsızlık duyuyorsa­nız mimulus alıyordunuz; kararsızlık için seloronthus inanç eksikliği için yılan otu (gention), zihni devamlı meşgul eden düşünceler için beyaz kestane kullanılıyordu. Aynı zamanda ilaçlarım sık rastlanan fiziksel sorunların tedavisinde de kullandı ve bütün acil durumlar için etkili beş ilaçtan bir bileşim oluşturdu. Buna kurtarma ilacı adı­nı verdi.Nasıl uygulanıyor?Gerçi Edward Bach'ın ilgi çekici çalışmasını uygulayan çok az sayıda pratisyen vardır ancak ilaçlarım kullananlar ondan övgüyle bahsetmektedirler. İngiltere'de Plymouth'da çok deneyimli bir doktor olan Dr. Alee Forbes bunları dü­zenli olarak kullanmaktadır. Dr. Alee özel duygusal haller­de kendi deneyimlerinden bildiği ilaçları kullanmaktadır fakat önceleri ilaçlan Dr. Bach'ın ve diğer pratisyenlerin konu üe ilgili belirlemelerine göre kullanmaya başlamıştı. Uzun yıllar bu - ilaçlan kullanırken elde ettiği tecrübeler göstermektedir ki ilaçlar hastaların duygusal durumları düzeltmede en az diğer farmasötik ürünler kadar etkili olup yan etkilerinin olmaması ve fiyatlannm son derece ucuz olması avantaj ma sahiptir.


Bach ilaçlannı depresyonlu, anksiyeteli veya şizofrenik hastalarda kullanmış, Forbes te aynı kategorideki hastalardan olumlu sonuç al­mıştır. Forbes hastasına daha önce kullanmakta olduğu ilacı, Bach ilaçlan etkisini gösterdikçe yavaş yavaş azalt­masını tavsiye etmektedir. Forbes'in iddiasına göre hasta­lardan birçoğu ilaçlan bir an önce bırakıp bırakamamanın sıkıntısını yaşamaktadırlar, bunun sebebi ise ilaçların yan etkilerinin olması ve uzun süreli kullanmanın korku ver­mesidir. Forbes hastaların yüzde yetmişinin Bach ilaçlarıyla diğer ilaçların onda biri fiyata iyi olduklarını gördü. Bach ilaçlan nadiren yan etki gösterse de bunlar daha çok hastanın kullandığı ilacı erken veya aniden kesmesinden kaynaklanmaktadır. Bunlar gerçekten ilacı bırakmanın do­ğurduğu semptomlardır. Bach ilaçlan fiziksel yan etkilere yol açmamaktadır. İlaçlar için kararlaştırılmış belirli doz­lar yoktur; terapist elde edilen sonuçlara göre hareket et­mekte ve gerekli doz ayarlamalarını yapmaktadır.Bach ilaçlarını kullanan bir diğer İngiliz doktor hangi hastada hangi ilacın kullanılması gerektiğine karar ve­rebilmek için başka bir yol denemesi gerektiğine karar ver­di. «Hastanın sol elini sağ elime aldım, uyum sağlayabil­mek için geçen bir müddet sonra gözüm kapalı otuz sekiz ilacı da tek tek sol elime alarak denedim. Bazılarından ce­vap aldım yani kafatasımın arkasından doğru bir titreme duygusu belirdi, bu kuvvetli olduğunda bütün vücudumu katediyordu. Bu cevabı aldığım şişeleri bir kenara ayırdım ve en sonunda ayırdığım şişeleri hastanın gereksinim duy­dukları olarak seçtim. Seçilen şişe sayısı birden altıya ka­dar değişiklik göstermekte, bazen daha fazlası gerekmek­tedir. Yapılan tedavilerden alman sonuçların değerlendiril­mesi tedavi şeklinin bu yolla tahmininin hayret verecek şekilde doğru netice verdiğini gösterdi. Kimi zamanlar bu projeler, doktorun bir teşhis yapabilmesine ve Bach ilaçla­rı olmasa hiçbir zaman sahip olamayacağı şekilde hasta­nın durumu hakkında bilgi sahibi olmasına da imkân ver­mekteydi.

Niçin etkili oluyorlar?Kısacası hiç kimse bilmiyor ama şundan eminiz ki bu­nun bitkiden suya geçen kimyasal maddelerle hiçbir bağ­lantısı yoktur. Çiçeği güneşte bırakmadan önce ve sonra yapılan su tahlilleri ikisi arasında bir farklılık olmadığını göstermiştir. Sorunun cevabı öyle gözüküyor ki bitkinin bazı güçlerinin çiçek gücü suya geçmesinde aranmalı­dır. Bu bir yönden homeopatik teoriye benzemekte fakat ordan farklı olarak havanda dövme ve ezmeyi gerektir­memektedir. Dr. Forbes bitkinin güçlerini bilinmeyen bir şekilde suya aktardığım iddia etmektedir. Ve yine Bach ilaçlarına benzer türleri hastaya ilacın adının yazılı oldu­ğu bir kağıt verecek ya da bir aletle ilacın adını hastanın derisi üzerine yazarak elde edip uygulamakta olan bir doktordan da bahsetmektedir.Görüldüğü gibi Bach ilaçları konusunda yapılması ge­reken birçok araştırma vardır fakat yazık ki tıp mesleği­nin o çok sevdiği klasik çift kör deneylerini (double blind trial) buna uygulamak çok zordur.Bütün bunlar bir tür psikoterapi olabilir mi?Dr. Forbes bunun pek mümkün olmadığım, çünkü ken­disinin her tür hasta gruplarına değişik psikoterapilen de uyguladığım (değişik ilaç ve reçeteler kullananlara) buna rağmen Bach ilaçlarıyla elde ettiği sonuçların en çından diğer ilaçlarla elde ettiği kadar iyi olduğunu söylemekte­dir.

BASTIR - ORAYA (DO - IN)

TanımKendi kendine yapılan bir Shiatsu masajı (Shiatsu için bk. s. 182) Nasıl etkili oluyor?Bastır - oraya (buradaki anlamıyla kendi kendini uyar­ma) kendi kendine yapılabilen bir tür akupresürdür. Shiat­su masajı bir masörün varlığını gerektirmekteyse de, ken­di kendine akupunktur noktaları üzerine basınç uygula­yarak bir çok faydalar elde edilebilir. Aslında birçoğumuz bilmeden de olsa, vücudumuzun ağrıyan ve acıyan yerle­rini oğuşturarak hergün bunu yapmaktayızdır. Bastır - oraya tam olarak uygulandığında eksiksiz, ama en azından başlangıçta biraz rahatsızlık veren bir disip­lindir. Bastır-oraya yapan kişi vücudu üzerinde, sistemli bir şekilde bir çok meridyenler boyunca veya sadece dik­kate en çok değer bulduğu bazı noktalar üzerine yoğunla­şarak çalışabilir. Akupunkturda olduğu gibi bastır-ora­ya meridyenleri ve akupunktur noktasını uyararak iç or­ganlara fayda sağlamakta ve semptomların lokal tedavisi­ne yaramaktadır. Bastır-oraya daha çok koruyucu olarak kullanılmakta ise de, bazı özel hallerin tedavisinde de kul­lanılabilmektedir.


Tanıdığım bir pratisyen bana basit, ama etkili bir örnek göstermişti. Eğer sırtınızın sertleştiğini his­sederseniz, yumuşama sağlamak için sadece ayak kemer­lerinizin iç yüzüne otuz saniye müddetince bastırın. Bu, sırtınızı gevşetecek ve sizin daha çok eğilip kalkabilmenizi sağlayacaktır.Bütün Doğu pratikleri, örneğin Shiatsu, Tai Chi ve bas­tır - oraya vücut kuvvetlerini uyumlu hale getirmeye ve normale döndürmeye çalışırlar. Günümüzde temel biyolo­jik kaidelere göre neredeyse herşey anormaldir. Arabada seyahat etme, fabrikada çalışma, türlü radyasyonlara hedef olmanın ve yirminci yüzyıldaki birçok mesleğin üze­rimizde henüz açıklanamayan, fakat dengemizi bozucu et­kileri vardır. Her gün sesten mikrodalga firma kadar bir çok anormal titreşimin sebep olduğu problemler hakkında daha çok şey öğreniyoruz.

Bilinen bir gerçek, saatleri ge­riye döndürmenin imkansız olduğudur ve birçoğumuz da bunu denemek istemeyecektir, ama Doğulu terapistler vü­cudumuzun enerji ve kuvvetlerini yeniden uyumlu hale ge­tirmek için birşeyler yapılabileceğini söylemektedirler. Bun­ları bilimsel olarak kanıtlamak çok zaman alacaktır, fakat bu arada, her gün daha da artan inanılmaz sayıdaki dene­yimleri ve günümüzde Doğuda şifa bulmuş milyonlarca müşterileri mevcuttur.  


Twitter Share  



Untitled Document
Aroma Terapik Bitkisel Reçeteler ile ilgili Tüm başlıklar
Aroma Terapik Bitkisel ReçetelerAROMATERAPİAroma Terapi Genel

    


Afrodizyaklar | Müşteri Hizmetleri | Garanti ve İade Şartları | Teslimat Şartları | Gizlilik Taahhüdü ve Güvenlik Politikası | Yardım | İletişim | Ana Sayfa  

Copyright © 2009 Şifa Market | www.sifamarket.com

 0224 224 55 92 (pbx)

 
Bu sitedeki açıklamalar sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir. Ürünler ilaç değildir, tıp ve sağlık profesyonellerinin tavsiye ettiği ilaçlar ile eşdeğer değildir. Ürün bilgileri ambalajlardaki açıklamalardan ve üreticilerin tanıtım broşürlerinden alınmıştır. Üreticilerin ürünleri hakkında verdiği bilgilerden ve yazım hatalarından kaynaklanan sorunlardan ve şikayetlerden sifamarket.com sorumlu değildir. Ürünlerin kullanımı ve sağlık sorunlarınız için öncelikle bir sağlık uzmanına, hekime, eczacıya danışınız.