Tüm Kategoriler
CİNSEL ÜRÜNLER CİNSEL ÜRÜNLER
YEŞİLEX AFRODİZYAK YEŞİLEX AFRODİZYAK
YEŞİLEX ÜRÜNLERİ YEŞİLEX ÜRÜNLERİ
BİTKİSEL KAPSÜLLER BİTKİSEL KAPSÜLLER
BİTKİSEL İLAÇLAR BİTKİSEL İLAÇLAR
AKCİĞER HASTALIKLARI AKCİĞER HASTALIKLARI
AKDENİZ ATEŞİ AKDENİZ ATEŞİ
ALERJİ PROBLEMİ ALERJİ PROBLEMİ
ALKOLÜ BIRAKMA ALKOLÜ BIRAKMA
ALT ISLATMA ALT ISLATMA
ANAL FİSSÜR ANAL FİSSÜR
ANEMİ ANEMİ
ANKİLOZAN SPONDİLİT ANKİLOZAN SPONDİLİT
ANTİOKSİDANLAR ANTİOKSİDANLAR
ARTRİT ARTRİT
ASTİM ASTİM
AŞIRI TERLEME AŞIRI TERLEME
AYAK BAKIMI AYAK BAKIMI
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
BAL VE ARI ÜRÜNLERİ BAL VE ARI ÜRÜNLERİ
BALLI KARIŞIMLAR BALLI KARIŞIMLAR
BANYO ÜRÜNLERİ BANYO ÜRÜNLERİ
BASUR (HEMOROİT) BASUR (HEMOROİT)
BAŞ DÖNMESİ BAŞ DÖNMESİ
BEBEK VE ÇOCUK BEBEK VE ÇOCUK
BEHCET BEHCET
BEL FITIGI BEL FITIGI
BEL SOĞUKLUĞU BEL SOĞUKLUĞU
BEYİN HASTALIKLARI BEYİN HASTALIKLARI
BİTKİSEL ÇAYLAR BİTKİSEL ÇAYLAR
BİTKİSEL SULAR BİTKİSEL SULAR
BİTKİSEL YAĞLAR BİTKİSEL YAĞLAR
BOY UZATMA BOY UZATMA
BOYUN FITIĞI BOYUN FITIĞI
BÖBREK HASTALIKLARI BÖBREK HASTALIKLARI
BÖBREK TAŞI BÖBREK TAŞI
BÖBREK YETMEZLİĞİ BÖBREK YETMEZLİĞİ
BRONŞİT SOLUNUM BRONŞİT SOLUNUM
CİLT ÜRÜNLERİ CİLT ÜRÜNLERİ
CİNSEL SOĞUKLUK CİNSEL SOĞUKLUK
DAMAR TIKANIKLIĞI DAMAR TIKANIKLIĞI
DERİ HASTALIKLARI DERİ HASTALIKLARI
DİŞ VE AĞIZ BAKIMI DİŞ VE AĞIZ BAKIMI
EGZAMA EGZAMA
ERKEN BOŞALMA ERKEN BOŞALMA
FELÇ FELÇ
FİBROMİYALJİ FİBROMİYALJİ
GÖĞÜS BÜYÜTÜCÜ GÖĞÜS BÜYÜTÜCÜ
GÖZ SORUNLARI GÖZ SORUNLARI
GRİP GRİP
GUATR GUATR
GUT HASTALIĞI GUT HASTALIĞI
GÜL HASTALIĞI GÜL HASTALIĞI
HEPATİT B_C HEPATİT B_C
HİPERTROİT HİPERTROİT
HORMONAL BOZUKLUK HORMONAL BOZUKLUK
İŞTAH AÇICI İŞTAH AÇICI
İYİLEŞMEYEN YARALAR İYİLEŞMEYEN YARALAR
K.B.B.  HASTALIKLARI K.B.B. HASTALIKLARI
KADIN HASTALIKLARI KADIN HASTALIKLARI
KALP-DAMAR HAS. KALP-DAMAR HAS.
KANSER KANSER
KARACİĞER HAS. KARACİĞER HAS.
KAS & KEMİK EKLEM HAS. KAS & KEMİK EKLEM HAS.
KAS GEVŞETİCİ KAS GEVŞETİCİ
KAŞINTI KAŞINTI
KEMİK ERİMESİ KEMİK ERİMESİ
KIL DÖNMESİ KIL DÖNMESİ
KISIRLIK KISIRLIK
KİLO ALDIRICI KİLO ALDIRICI
KİREÇLENME KİREÇLENME
KOLESTEROL KOLESTEROL
KREMLER KREMLER
KRONİK YORGUNLUK KRONİK YORGUNLUK
KULAK ÇINLAMASI KULAK ÇINLAMASI
KURT DÖKÜCÜ KURT DÖKÜCÜ
LİKEN PLANUS LİKEN PLANUS
MACUNLAR MACUNLAR
MANTAR MANTAR
MENİSKÜS MENİSKÜS
MİDE & BAĞIRSAK HAS. MİDE & BAĞIRSAK HAS.
MİGREN MİGREN
ORUÇ VE SAĞLIK ORUÇ VE SAĞLIK
ÖDEM HASTALIĞI ÖDEM HASTALIĞI
ÖZEL SETLERİMİZ ÖZEL SETLERİMİZ
ÖZEL ÜRÜNLER ÖZEL ÜRÜNLER
PAKET BİTKİLER PAKET BİTKİLER
PROSTAT PROSTAT
PSİKOLOJİK RAH. PSİKOLOJİK RAH.
ROMATİZMA HAS. ROMATİZMA HAS.
SAÇ BAKIMI SAÇ BAKIMI
SAFRA KESESİ SAFRA KESESİ
SARA HASTALIĞI SARA HASTALIĞI
SEDEF SEDEF
SİGARA BIRAKMA SİGARA BIRAKMA
SİNÜZİT SİNÜZİT
SİSTİT SİSTİT
SİYATİK SİYATİK
SPERM ARTTİRICI SPERM ARTTİRICI
SPORCU DESTEK SPORCU DESTEK
STRES & DEPRESYON STRES & DEPRESYON
SÜT ARTTIRICI SÜT ARTTIRICI
ŞEKER HASTALIĞI ŞEKER HASTALIĞI
TÜY DÖKÜCÜ TÜY DÖKÜCÜ
UÇUK UÇUK
UNUTKANLIK UNUTKANLIK
UYKU SORUNLARI UYKU SORUNLARI
VARIKOSEL VARIKOSEL
VARİS HASTALIĞI VARİS HASTALIĞI
VİTAMİNLER VİTAMİNLER
VİTİLİGO VİTİLİGO
YANIK YANIK
YAŞLILIK YAŞLILIK
YORGUNLUK GİDERİCİ YORGUNLUK GİDERİCİ
YÜKSEK TANSİYON YÜKSEK TANSİYON
ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİ ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİ
ZİHİN AÇICI ZİHİN AÇICI
ZONA ZONA



Nefes İle Tedavi Genel

Tanım
İyileşmenin vücutta varolan tabii iyileştirici kuvvetlerin etkisine bağlı olduğu prensibine dayanan bir tedavi metodudur.

Arkaplan
Vis medicatrix naturae (tabiatın iyileştirici gücü) anlayışı çok eskidir. Tabiatın iyileştirici gücünün önemini ilk farkeden Hippocrates'in devrine, M.Ö. 400'e kadar dayanır. Ona göre hastalık vücudun bozulan fonksiyon dengesini düzeltmek için gösterdiği gayretten doğuyordu. Zaman süresince tabiatın iyileştirici gücü doktrini, The Doctrine of the Healing Power of Nature through the Course of Time 1943 kitabının yazarı Dr. Max Neuberger'in söylediği gibi, hastalıktan kurtulma tabiatın çabasıyla, ya sadece iyileştirici güçleriyle ya da tıbbi yardım desteklenerek oluyordu.


Paracelsus'a göre biri mucizevi bir şekilde, diğeri de ilaçlar yardımıyla tedavi edebilen iki tür doktor vardır. Onu izleyen yüzyıllarda, tabiatın iyileştirici gücüne dayalı teoriler çoğaldı. Anton Mesmer ona 'hayvani manyetizma', kreozotu bulan ünlü kimyager Karl von Reichenbach ise 'odik güç' ya da 'odyle adını verdi. Ayrıca Reichenbach iyileştirici kuvvetin bizim anladığımız kimya, elektrik veya manyetik kuvvetlerden farklı olduğunu açıkladı. Hayatın Gizeminin, yazan Lakhowsky şöyle diyor: Her canlıda bulunan organik hücre ünitesi, yüksek frekansta ışın yapıp emebilen elektromanyetik rezonatörden başka birşey değildir.» Bilimdeki bütün ilerlemelerimize ragman ne yazık ki, ipucu niteliğindeki bir kaç buluştan başka, bu iyileştirici kuvvetin mahiyati hakkında çok az bilgiye sahibiz.

leştirici kuvvetin bizim anladığımız kimya, elektrik veya manyetik kuvvetlerden farklı olduğunu açıkladı. Hayatın Gizeminin, yazan Lakhowsky şöyle diyor: Her canlıda bulunan organik hücre ünitesi, yüksek frekansta ışın yapıp emebilen elektromanyetik rezonatörden başka birşey değildir.» Bilimdeki bütün ilerlemelerimize ragman ne yazık ki, ipucu niteliğindeki bir kaç buluştan başka, bu iyileştirici kuvvetin mahiyati hakkında çok az bilgiye sahibiz.

Bu buluşlardan en önemlisini bir Rus mühendisi olan Semyon Kirlian ve karisi Valentina 1950'lerde gerçekleş-tirdiler. Eşyaları aydınlatmak için yüksek frekansta alternatif akım kullandılar ve onların resimlerini çektiler. Eğer eşya iyi iletkense, metaller gibi resim sadece yüzeyi gösteriyordu. Az iletkenlerin resimleri ise, optik olarak saydam olmasa bile, eşyanın iç yapısını gösteriyordu. Bu yüksek frekanslı resimlerle ölü ve canlı varlıkları ayırt edebildiklerini de farkettiler. Canlılar bazı değişiklikler gösterirken, cansızlar sabit kalıyorlardı. Oldukça değişken renk yapılarında varlıkların hayat aktiviteleri de anlaşılıyordu.

Yükssk frekanslı fotoğraflar Sovyetler Birliği'nde yıllardır uygulanmakta olup Batı'da bir kaç kişi dışında ciddi olarak ilgi görmemiştir. New York'ta Profesör Douglas Dean, Washington Üniversitesi'nde Profesör Philips ile Brezilya, Avusturya ve Almanya'da diğer bilim adamları Kirlian fotoğrafları çektiler. Kirlian fotoğrafları kullanılarak özellikle birini iyileştirmeye konsantre olmuş kişilerin parmaklarından yayılan enerjiyi görmek mümkündür. Normalde parmaklardan mavi veya beyaz ışınlar yayılır, fakat kişi sinirlendiğinde veya heyecanlandığında bu ışınlar kırmızı ve lekeli hale dönüşür. Bugün Sovyetler'de Kirlian fotoğrafçılığı başka metodlarla teşhis edilemeyen hastalıkların teşhisinde kullanılıyor. Birçok hastalığın, kişi şikayet etmeye başlamadan varolan bir klinik-öncesi devresi olduğunu öne sürüyorlar. İşte bu belirtilerin ortaya çıkmadığı devrede, fotoğraf çekerek hastalığın önceden belirlenebileceğini savunuyorlar.


Kirlian fotoğrafçılığının gösterdiği en heyecan verici hadise fantom etkisidir. Bir kısmı kesilmiş bir yaprağın yüksek frekansla çekilmiş fotoğrafında kesilen kısmı da dahil yaprak bütünüyle görülüyor. Bu, bacağı kesilmiş birine bakan psişik bir kimsenin sanki bacak yerindeymiş gibi görmesine benzediği için de çok önemlidir. Kirlian fan-tomlanndaki ilgi çekici terslik, yaprağın parçasının veya bacağın kesildikten sonra arkalarında elektromanyetik alan bırakmamalar: gerçeğidir. Yaydıkları eneri i eşyaların kendilerinden daha önemli olsa gerekrir.


Bu alandaki bu ilginç çalışmalar yaygın şüphecilik yüzünden yavaş ilerlemektedir. Yine de, cardı varlıkların etrafında kavrayamadığımız, ölçemediğimiz ve açıklayamadığımız kuvvetlerin varolduğunu varsaymak mantıklı bir davranış olur. Bu kuvvetlerden bazıları natüropatların tabii iyileştirici kuvvet adım verdikleri kavram olabilir. Fakat doğru bir cevaba ulaşmak için yüzyıllara ihtiyacımız var.

Nedir?
Natüropati Batı dışında bu isimle anılmamasına rağmen, dünyanın pek çok yerinde yaygınca uygulanan tıbbi bir yöntemdir. Hastalığın temel nedenini bulup ortadan kaldırmaya dayanır. Bu neden, zararlı yiyecek, içecek ve nefes alınan hava gibi kimyasal, kaburgaların yanlış kaynaması, kasların zorlanması, eklemlerin oynaklıklarım kaybetmesi veya yanlış vücut hareketleri gibi mekanik; veya psikolojik olabilir. Hastadaki belirtiler natüropata teşhis koymakta yardım etseler de, çok önemli değildirler. O belirtileri ortadan kaldırmaktan ziyade hastayı tedavi etmeye çalışır. Natüropatlar, akut hastalıkların, iyileştirici güçlerin vücudu normal durumuna getirme çabalan sonucunda ortaya çıkan durumlar olduğu temeline dayanarak çalışırlar. Belirtilerin ortaya çıkmasının belirli bir gerekçesi olduğuna inandıkları için onları bastırmayı istemezler.
öncü bir natüropat, «Duvara vurduğu için başı ağn-yan bir kimseye aspirin vermek yerine başım duvara vurması engellenmelidir» diyerek görüşlerini örneklendiriyor. «Oysa modern tıp, başını neden vurduğunu araştırıp onu engellemek yerine hastaya aspirin vererek belirtiyi ortadan kaldırmaya çalışır. Aslında ilaç vermek hastanın yaşam biçimindeki yanlışlıklan ortaya çıkarmaktan daha kolaydır. Açıkça söylemeliyim ki, eğer bir ülkenin sağlığını natüropata dayalı bir çizgiye oturtabilsek yine de ilaç endüstrisine ihtiyacı olacaktır, çünkü anlık ve tembelce çözümlere talep çok fazladır.»


Nasıl Uygulanır?
Natüropat, doktordan çok bir öğretmendir. Tıbbi bir eğitimden ziyade uzun ve teknik bir eğitimden geçeriler. Bu eğitimin amacı, hastanın durumunu anlamak ve hastanın şikayetlerinden kurtulması ve yenilerinin ortaya çakmasının engellenmesi için öğütler vermektir.


Bir natüropata muayene olmak, doktora muayene olmaya benzer, fakat hastanın anlattıkları natüropatı daha fazla ilgilendirdiği için, olayın hikâyesini (anamnez) alması daha uzun sürer. Hastanın anlattıkları, doktorların yaptıklarından daha dikkatli ve detaylı olarak değerlendirilir. Natüropatlar da teşhis koyabilmek için kan testleri ve röntgen filmleri isterler. Fakat bu her zaman gerekli değildir. İlave olarak natüropatlar, başka yollarla teşhis edilemeyen davranış ve yapı bozukluklarının nedenlerini tanımlamada kullandıkları osteopatik teşhisten de faydalanırlar. Değişen yapı ve davranış, gittikçe vücut-içi bozuklukların nedeni olarak görülmeye başladığı için, natüropatın bu yolla ortaya çıkmış tedavi edilebilir bozukluklar olup olmadığını araştırması akla yatkındır.
Natüropati ile osteopatinin bu birleşiminden iyi sonuçlar alındığı için, bir çok natüropat davranışı değerlendirir, hassas noktaları arar (özellikle omurilik dokusunda), kas gerilmelerini araştırır ve nihayet omurgada bir kilitlenme veya sıkışma olup olmadığına bakar. Bunlardan herhangi birindeki bozukluk, meslekten olmayan birinin hemen far-kedemeyeceği biçimde vücudun bazı yerlerinde masajlarla giderilecek ağrılara sebep olur. Bu açıdan bakılınca, na-türapatlann Alexander tekniği öğreticileriyle pek çok ortak noktası vardır.


Teşhis belirlendikten sonra natüropat kişiyi bütün yön-leriyle ele alır ve eğer gerekli görürse hastanın yaşam biçimini bütünüyle yeniden düzenler. Diyet bütün natüropatlar için en önemli başlangıç noktasıdır. Eğer yapı taşlan —yiyeceklerimiz— yetersiz olursa, sağlıklı dokulann ve hayatın doğal iyileştirici güçlerinin gerektiğince çalışa-mayacağını öne sürerler. Eğer yiyecekler eksik olursa, en isabetli tedbirler bile işe yaramaz. Bu yüzden bir natüropat her vak'ada yiyeceği başlangıç noktası olarak görür. Gı-dalarımızın çoğunun doğal olmadığı temelinden hareketle natüropat hastasına bilinçli yemek yemeyi öğretme yollarım arar. Bu fındık, çilek yemeyi öğütledikleri anlamına gelmemelidir. Tersine natüropatlar başarılı olabilmek için in-sanlan kendi kendilerine yardımcı olmaya inandırmalıdır-lar ve bunun için de uygulanabilir şeyler tavsiye ederler. Mümkün olduğunca doğal, faydalı ve rafine edilmemiş gıdalar önerir ve kişiyi daha fazla temiz hava almaya, spor yapmaya teşvik ederler.


Tamm olarak hastanın içinden olmayan hiçbir şey kul-lanmamayı hedefleyen natüropat istisna olarak reçetelere bitkisel veya homeopatik dozlarda ilaçlar da yazabilir. Bu tür ilaçlar aktif etki göstermekten ziyade vücudun kendi savunma mekanizmalanna yardımcı olmada kullanılır. Natüropatlar ameliyatlara karşı değildirler ve cerrahi müdahale gerektiren durumlar olduğunu kabul ederler. Yine de ameliyatın son çözüm olduğu bir çok hastalığın sağlıklı yaşam ile daha önceden önlenebileceğine inanırlar. Yaşh ve tükenmiş bir vücut için yeni sağlık rejimleri oluşturmanın anlamsız olduğu görüşünde olan natüropatlar, diyete yeni yaklaşımlar getirmeden vücudun metabolik sistemlerini oruç yoluyla temizlerler. Natüropata giden her hastanın oruç tutmak zorunda olduğu zannedilmemeli ve oruç aç kalma olarak anlaşılmamalıdır. Amaçlanan, vücut için fizyolojik bir dinlenme ve yeni diyete başlamadan önce rücudun artık maddelerden temizlenmesini sağlamaktır. Oruç sırasında sebze ve meyva sulan içilir, sadeca bu bile bir kaç gün içinde farkedilebilen sonuçlar sağlar.


Bir çok hastalığı zihinsel olarak gördükleri için natü-ropatlar psikolojik hikâye almaya büyük önem verirler. Ve böylece hastalığın temelinde yatan baskı ve stresleri ortaya çıkarmayı amaçlarlar. Zihin gereksiz baskılardan kurtulduğu zaman vücut kendini iyileştirmede serbest kalır. Bunun ne derece önamli olduğunu bütün doktorlar bilirler. Natüropatlar ne yolla olursa olsun hastalarım, yaşamları-nın denge ve bütünlüğünü yeniden sağlamaları için cesaretlendirmeye çalışırlar.


Nerede kullanılır?
Natüropati özellikle boğaz ağrısı, kolit, gastrit, bronşit, hemoroid, sindirim ve karaciğer rahatsızlıkları gibi akut hastalıkların yanısıra tüberküloz gibi daha ciddi hastalıkların tedavisinde iyi sonuç vermektedir. Nedenleri farklı olduğu için, aynı hastalık değişik hastalarda farklı şekillerde tedavi edilir, öncü bir natüropat şöyle diyor: «Biz hastalıkları tedavi etmiyoruz, iyileşmeyi harekete geçiriyoruz ki, bu daha olumlu bir şeydir. Tıbbın diğer dallarında olduğu gibi bazen biz de başarısız olabiliyoruz, fakat en azından hastaya doğrudan zarar verecek birşey yapmıyoruz. Başarısız olmamız ise hastanın yaşam tarzında önerdiğimiz değişiklikleri yapmamasından kaynaklanıyor. İşte o zaman güç, hastanın hayatını değiştirmeye teşebbüs etmeyen ve belirtileri ortadan kaldırmak için bir sürü ilaç veren doktorların eline geçiyor. Bu durum herkesin, özellikle doktorların çok hoşuna gidiyor. Uygulamada ise bu, sonsuz sayıda tıbbi destek ve ilaç kullanımına varıyor. Çünkü doktorlar hastanın içinde yaşadığı şartları değiştiremiyorlar ve uygulaması en kolay yolu tercih ediyorlar." Bu ise çoğunlukla hastanın sorunlarını çözmediği gibi, gittikçe daha çok destek aramasına neden oluyor. Biz ise hastanın daha çabuk iyileşmesi ve kendine daha yeterli hale gelmesine çalışıyoruz.»


İşe yarıyor mu?
Evet. yüzbinlerce hastanın onayladığı gibi natüropati işe yarıyor. Benim görüşüme göre yakın gelecekte natüropati daha da ileriye gidecektir. Toplum gittikçe ilaçların büyüsünden kurtuluyor ve daha sonra başını derde sok-maktansa daha önceden kendine iyi bakmaya ve hastalıkları önlemeye çalışıyor. Belki gelecek on veya yirmi yıl içinde büyük bir kitle, ilaçların gerçekte nelere yol açtığı-nı öğrenecek ve en ufak rahatsızlıkları için doktorlara gitmekten vazgeçeceklerdir. İşte o zaman natüropatiye bugünkünden daha fazla ihtiyaç olacaktır.
 

NEGATİF İYON TEDAVİSİ


Tanım
Hastalıkların önlenme ve tedavisinde negatif yüklü hava parçacıklarının kullanılması.
Arkaplan
Hava iyonları, birbirlerinden habersiz olarak, Elster ve Geitel tarafından Almanya'da, Thomson tarafından İngiltere'de 19. yüzyıl sonunda varlıkları keşfedilene kadar bilinmiyorlardı. Geçmişte birçok bilim adamı, etrafımızda faydalı ve zararlı etkileri olan elektrik kuvvetleri bulunduğunu öne sürdüler. Belki d 3 hayvan manyetizmasıyla ilgili teorisini ortaya atarken, Anton Mesmer havadaki iyonlardan bahsetmek istiyordu. Hava molekülleri doğada devamlı iyonize olurlar (yani negatif ve pozitif yüklü parçacıklara bölünürler). Buna neden olan enerji, yerküredaki radyasyon, kozmik ışınlar, elektromanyetik dalgalar, güneş, ışık, çağlayanlar gibi bir çok doğal kaynaktan gelir. Bazı meteorolojik durumlarda hem hava iyonlarının toplam sayısı, hem de artıların eksilere oranı değişir. •Birçok hava molekülü ne artı, ne de eksi yüklüdür. Mesela saf dağ hava-sının çok az bir yüzdesi yüklüdür fakat bu durum olağandışı tabiat hadiselerinde çok artabilir.


Kırsal alanlardaki havada, cm3'de 300-1000 iyon olmak üzere küçük negatif iyonlar üretilir (çoğunluğu eksi yüklü oksijen iyonlarıdır). Bu, herhalde, bizim için gerekli olan seviyedir. Şehirlere doğru ilerlediğimizde bu seviyenin yarıya kadar azaldığı görülür. Hatta havalandırma tertibatı olan yapılarda artı yüklü iyonların eksi yüklülerden daha fazla olduğu görülür. Çünkü bu tertibatlar temizledikleri havadaki küçük negatif iyonları yok ederler. Pozitif iyonun fazla olmasının huzursuzluk, anksiyete ve dep-resyona sebep olduğu anlaşılmıştır.


Yerleşim bölgelerinde, küçük negatif iyonlar atmosferdeki kirli parçacıklar tarafından sürekli yok edilir. San Francisco'nun endüstri bölgelerinde yapılan bu araştırmada, bir iş günü boyunca ortaya çıkan hava kirliliğinin küçük iyon sayışım % 80 oranında azalttığı ve hava kirliliği arttıkça iyonların varolma olasılığının düştüğü görülmüştür. Bu demektir ki, şehir sakinlerinin aldıkları negatif iyonlar azalırken, pozitif iyonlar artırıyor. Bu durum çok önemlidir çünkü, birazdan göreceğimiz gibi, negatif iyonların faydalı etkileri varken, pozitif iyonlar insana zararlıdır.


Dünyanın belli bölgelerinde görülen kuru, ılık rüzgarların kişilerde ilginç zihinsel ve fiziksel algılamalara yol açtığı yıllardır bilinen bir gerçektir. Buna en güzel örnek İsrail'de Sharav'dır. Bu hadisenin özelliği, aniden ısı artması, nemin düşmesi ve bunlarla birlikte rüzgârın ortaya çıkmasıdır. Burada ilginç olan, Sharav'a maruz kalan kim-, selerin % 30'unda hastalık ortaya çıkmasıdır. Her ne kadar bu fenomen bundan yetmiş yıl önce Czermak tarafından ta-nımlandıysa da, 1963e kadar şikayetlerin toplam hava iyon miktarının arttığında ortaya çıktığı ve artı yüklü iyon konsantrasyonunun maksimuma ulaştığında bu kişilerin çok kötüleştiği bilinmiyordu. Bu durum hava durumu değiş-. meden 24 ile 48 saat önce vuku buluyordu. İsrail'den başka Güney California'daki Santa Ana'da, Kanada'daki Chi-nook'da, İsviçre'deki Foehn'de ve Arjantin'deki Zonda'da da buna benzer durumlar görülmektedir. Buralardaki gözlemler yükselmiş pozitif hava iyonları ile sağlığın bozulması arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmıştır.

İsrailde çalışan Profesör Sulman, Sharav'dan etkilenen kişileri incelemiş ve hepsinde ortak belirti ve bulgular tespit etmiştir (migren, bulantı, kusma, şişme, hassasiyet, konjunktivit, solunum sisteminde kan toplanması gibi). Bütün bu etkiler serotonin veya SHT adı verilen doğal olarak oluşan kimyasal ileticiye tepki olarak da vücutta ortaya çıkabiliyordu. Sulman, Sharav'dan etkilenenlerin idra-rından normalden fazla 5 HT buldu ve 5 HT antagonisti verildiğinde iyileşme görüldüğünü farketti. Ayrıca, eksi yüklü iyonlar bakımından zengin hava vererek bu hastaları tamamıyla tedavi etmeyi başardı. Böylece bu hastalan rüzgârın ortaya çıkardığı yüklü hava parçacıklarının etkilediği, trafik kazalarım, saldırı suçlarını, intiharları ve cinayetleri artırdığı ortaya çıktı ve havadaki elektrik yükü ilgi çeken bir konu haline geldi. Bazı ortamların daha sağlıklı olduğu tarihi olarak da bilinen bir gerçektir. Eazı mağaralar, dağlar rahatlatıcı havaları ve iyileştirici özellikleriyle" tanınırlar fakat yakın zamana kadar bunun nedeni bilinmiyordu. Günümüzün modern araç-gereçleri, iyileşmeye sebep olan şeyin havadaki yüksek negatif iyon konsantrasyonu olduğunu tesbit etmiştir.

Her ne kadar bu konudaki ilk buluşlar 70 yıl öncesine dayanıyorsa da, 19. yüzyılda uygulanan elektrik tedavilerinin çok sayıda ve etkisiz olması konunun etrafında olumsuz görüşlerin oluşmasına sebep olmuştur. Elektrik, yeni bir buluş olduğu o devirlerde, oyun ve gösterilerde kullanılmıştır. Bu da, tıp çevrelerinin elektrik tedavileriyle ilişkili hiçbir şeye inanmamalarına neden olmuştur. Konu 1950-lerde Amerika'da bir işadamının tedavi amaçlı iyon jeneratörleri üretmesiyle yeniden gündeme girdi. 1961'de ise Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi bu makinaları iddia edildiği gibi iyileştirici etkisi olmadıkları ve zararlı ozon gazı ürettikleri için yasakladı. Bu konudaki gelişmeler ABD'de durmasına rağmen, bu alanda öncü durumunda olan Rusya ile İngiltere'de devam etti. C.A. Laws (elektrik mühendisi) ve Dr. E. Holiday (doktor) adlı iki araştırmacı emniyetli olan ve zararlı ozon çıkarmayan yeni tip bir iyon jeneratörü üretmeyi başardılar.

Aletlerle negatif iyon üretmenin birçok yöntemi vardır. Morötesi ısını, zayıf radyasyon kaynaklan, su spreyleri ve yüksek voltaj deşarjlarının hepsi kullanılabilir. Bu iki İngiliz araştırmacı, yüksek voltaj deşarj aletleriyle yüksek miktarlarda eksi veya artı yüklü iyonları, hiçbir zararlı ozon yaymadan üretmeyi başardılar. Bu onlara, şimdiye kadar başkaları tarafından ulaşılmayan bir üstünlük sağladı.
Ürettikleri jeneratörlerden otuz tanesini deneyler için doktorlara ve ilgili gruplara verdiler ve sonuçları beklediler. Olumlu sonuçların alınması uzun sürmedi. Zaten sonuçların olumlu olacağını, dünya literatürüne dayanarak biliyorlardı. Onların sağladığı, hastalıkları tedavi edebilmek için kontrollü bir negatif iyon kaynağının üretilme-siydi. Günümüzde, dünyada negatif iyon tedavisi üzerinde çalışan yığınla bilimsel ve tıbbi araştırmacı vardır. En önemli merkezler ABD, Almanya SSCB, Danimarka ve İngiltere'dedir. Rusya dışında sadece Almanya'da iyonizas-yon tedavisi halk seviyesinde uygulan maktadır. Almanya'da 30 civarında elektro püskürtme kliniği vardır. Rusya'da ise iyonizasyon hastanelerden yaygın bir biçimde uygulanmaktadır. Rusya'mn bu konudaki tıbbî araştırmaları Batı'-yla kıyaslandığında çok ileridir.

ABD'de NASA'nın çalışmaları konuya destek vermiştir. Moleküler Biyofizik Laboratuvarı'nda insan hücresi üzerinde yaptıkları temel deneylerde, kanserli hücrelerin daha az oranda elektrik yükü olduğunu gösterdiler. Bu, normalde birbirlerini itmeleri gerektiği halde, kanserli hücrelerin birbirlerine yapıştığı anlamına gelmektedir. Frankfurt Üniversitesinden Dr. Kuster negatif iyonların, deney farelerinin kanserli hücrelerin üremesini engellediğini ortaya çıkarmıştır. Bu gelecek için ilgi çekecek bir alandır. NASA ise, uzay gemilerinin havasındaki negatif iyonları arttırmış ve bunun performansı, iş kapasitesi, reaksiyon gösterme zamanı gibi beyin fonksiyonlarıyla, vitamin metabolizması, alerjik durumlar, ağrılar ve yanık iyileşmesinde olumlu ilerlemeler sağladığını farketmiştir. Kısacası tıp bilgisindeki böyle bir ilerleme bundan sonra önemsiz olarak değerlendirilemez.

Nasıl etkili oluyor?
ABD'de Profesör Kruger ve İsrail'de Profesör Sulman gibi araştırmacıların kayda değer çalışmalarına rağmen, negatif iyon tedavisinin henüz başlangıç safhasındayız ve pek çok yeni çalışmanın yapılması gerekir. Yine dz, negatif iyonların vücuda pek çok etkisi olduğu ispatlanmıştır:
1. Kalp atışım ve kan basıncını azaltır.
2. Her nefeste akciğere alınan hava miktarını arttırır.
3. Solunum sistemindeki hava temizleyici hücrelerin hareketlerini arttırır.
4. İç salgı bezlerini (hormon salgılayan) etkiler.
5. Beynin normal ritimlerini etkiler.
6. Pozitif iyonlar ve serotonin tarafından ortaya çıkartılan etkileri tersine çevirir.

Tavşanlar, fareler ve Gine domuzlarında yapılan deneyler, küçük negatif iyonların teneffüs edilmesinin vücut dokularındaki serbest 5 HT seviyesini düşürdüğünü göstermiştir. Ayrıca farelerde beyindeki 5 HT seviyesinde de azalma görülmüştür. Bu çok önemlidir,, çünkü 5 HT, sinir sistemimizdeki en önemli taşıyıcı maddelerden biridir. Negatif iyonların beyindeki taşıyıcı maddelere bu faydalı etkileri, deneylerin negatif iyon vererek insan performansının arttırılıp arttırılamayacağı üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur. Böyle bir çalışma İngiltere'de Guildford Ühiversitesi'nde gerçekleştirildi. Negatif, pozitif ve normal hava teneffüs ettirilen denek gruplarından, negatif iyon teneffüs ettirilen gruptakilerin birçok işlerdeki başarılarının diğerlerine kıyasla önemli ölçüde arttığı görüldü. Ayrıca negatif iyonların 24 saatlik performans ritmini de etkilediği farkedildi. 5 HT'nin 24 saatlik ritmi etkilediğinin bilindiği gözönune alınırsa, bu sonuç çok ilginçtir.

Negatif iyonlar beyinde bulunan ve hoşnutluk ne gevşeme duygularıyla ilgili olan alfa aktivitesini d^ arttırırlar. Kısacası negatif iyonların tam olarak nasıl etkili olduğunu bilmiyoruz, fakat büyük bir ihtimalle bu etki. vü-cuddaki hormonları ve sinirleri etkileyen bir taşıyıcı -madde vasıtasıyla onaya çıkmaktadır. Vücudda her tarafa dağılmış olan 5 HT'nin özellikle alt orta beyine (uyku ve duygular gibi temel vücut fonksiyonlarını kontrol eder) etkisi gözönune alınırsa, negatif iyonların nasıl etkili olduğu anlaşılır. Vücudun iyileştirici güçlerini harekete geçirmek için hücrelere başka vasıtalarla etkili olduğu da tahmin ediliyorsa da, bunu ispat etmekten oldukça uzağız.

Hiç işe yaramayan ilaçların bile hastaların Tc 30 undan cevap aldığı düşünürse, negatif iyon tedavisinin sadece plasebo etkisi olması da mümkündür. Fakat, negatif iyonlarla tedavi edilmiş hastalardan % 80 olumlu cevap verdiğini söyleyen bir bilim adamı (Schulz) bu etkinin sadece plasebo olarak açıklanamayacağını belirtiyor.

Sonuçlar hep aynı olmasa da, çalışmalar göğüs hastalıklarında % 50-60, sinüzitte % 75 olumlu cevap alındığını gösteriyor. Bu oran, hipertansiyonda % 81, şiddetli başağ-rısmda % 40-45 civarındadır. Psikonevroz ve korkudan şikayetçi hastalarda yapılan bir denemede ise % 80'inde belirtilerin ya tamamen ya da kısmen ortadan kalktığı görülmüştür.

Nerelerde kullanılır?
Negatif iyonları teneffüs öden kişilerde rahatlama ve-kendini iyi hissetme görülse de, bu onun her durumda kullanılacağı anlamına gelmez, özellikle astım, sinüzit, yanıklar ve egzamada iyi sonuçlar alınmıştır. Başka hiçbir tedavi yapılmadan negatif iyon uygulanan yanık hastalarında ağn 10 dakika içinde kaybolmuştur. Migren de diğer tedavilere oranla, negatif iyon tedavisine iyi cevap verir.
Soğuk algınlığı, bazı romatizma vakaları, ağn, verem ve anksiyete bu tedaviye olumlu cevap veren diğer hastalıklardır. Hastalıkları ayrı ayn değerlendiren tıpçüar, birçok şeyi birden tedavi ettiği öne sürülen metodlara şüpheyle bakarlar. Bütün vücudu tedavi ettiği söylenen yöntemler genellikle faydasızdır. Fakat bunu negatif iyon tedavisi için söylemek zordur. Birçok ilaç deneyseldir, hasta etkili olup olmadığından başka birşeyle ilgilenmez. Nasıl etkilediği ispatlanmadığı sürece, faydalı bir tedaviden bahsetmek hata olur ve eğer bu yöntemi uygularsak ortadaki tıbbi tedavilerden pek azı ayakta kalacaktır.

Nasıl uygulanır?
Hava iyonizasyonu iki türlü kullanılabilir. En yaygını, teneffüs edilen havaya iyonize parçacıklar karıştıran makinedir. İkinci yöntem ise etkilenmiş bölgeye doğrudan gönderilmesidir ki, yanıklar, egzama, siğil ve kistlerin tedavisinde kullanılır.
Hasta kapalı odada oturur veya uyurken, jeneratörden çıkan iyonlann karıştığı havayı teneffüs eder. Küçük iyonlar çok aktif olduklan ve yol aldıkça büyüdükleri için jeneratörün hastanın yakınında olması olumlu sonuç alınmasını arttırır.

Hastanın statik elektrikle yüklü olmaması da önemlidir. Bu, iyonlann vücud tarafından emil imini engeller. Bu durumun ortadan kalkması için hastanın eline küçük bir metal elektrot verilir. Negatif iyonlann vücut tarafından çekilmesini arttırmak için bu elektrodun diğer ucu toprağa bağlanır (evdeki kalorifer borusu gibi).
Bilindiği kadanyla iyon tedavisi tehlikesizdir ve hiçbir yan etkisi yoktur. Solunum hastalı klan, her gece tekrarlanan ve jeneratörün 1-1.5 metre uzaklığa yerleştirildiği iyon tedavisine iyi cevap verir. Hastaya daha yakın yoğun ışın-lamalardan daha çabuk sonuç alınsa bile, bu metod bir seferinde 45 dakikayı geçecek şekilde uygulanmamalıdır. Bir hasta için en etkili metod, deneme yanılmayla anlaşılmalıdır.

Beyin fonksiyonunun iyileştirilmesi amaçlandığında, jeneratör hastadan 2-3 metre uzaklığa yerleştirilmelidir.Yanık, migrenin bazı türleri, nezle ve saman nezlesinde ilerleme hemen görülebilir. Fakat astım ve egzema gibi durumlar daha uzun tedaviye ihtiyaç gösterirler.

Çocukların üşütmesinin tedavisi bir gece iyonize hava teneffüs edilmesiyle iyileşirken, müzmin migrenden şikayetçi bir kişide belirtilerin ortadan kalkması haftalar süren tedavi gerektirir. 20 yıllık klinik deneyimler ve binlerce tedavi olmuş hasta iyon tedavisinin işe yaradığını kanıtlamaya yeterlidir.

İngiltere'de müşterilerin aletleri kullandıktan sonra ar-t.k ihtiyaçları olmadığı gerekçesiyle geri satmak istemeleri de ilginçtir. Bu tür olaylar, etkinin geçici olacağına inanan ve uzun vadeli iyileşme beklemeyen negatif iyon terapistlerini bile şaşırtacak niteliktedir.

Geleceği nasıl olabilir?
Negatif iyon tedavisi, günümüzde doktorlar arasında ve bilim çevrelerinde itibar kazanmaktadır. Dünya'nın pek çok ülkesinde (özellikle İngiltere'de) negatif iyon tedavisinin lehine gelişmeler görülüyor.

Tıp dünyasında bütün imkânlarıyla kullanılmaya başlanmadan çok önce onun üretim sahasında kullanılacağım tahmin ediyorum. İşçilerinin çevresini daha doğal hale getirerek üretim artışı sağlayabile-cek olan sanayiciler bu işin öncülüğünü yapacaklardır. Geleceğin endüstri işinde hava kirliliğinin ucuz yoldan kontrolü hedefleneceğinden, negatif iyon yayan havalandırma tertibatları üretilecektir. Zamanla şehir havasmdaki negatif iyon oranının kır havası seviyesine yükselmesiyle pozitif iyonların çok bulunduğu yerlerdeki bazı hastalıklar da azalacaktır.
Havalandırma tertibatları havada daha az negatif iyonu yok edecek şekilde değiştirildiği zaman, kapalı yerlerde çalışan işçi ve memurlarda hissedilebilir faydalar görüleçektir. Nihayet yerel yönetimler ve hükümetler, insanların çalıştığı yerlerde ısı ve nem standardı gibi, hava iyonizasyonu standardı da getireceklerdir. Burada amaç, herkes için temiz ve kırdaki gibi hava üretilmesidir.


Tıbbi alandaki geleceğini önceden tahmin etmek zordur. Klinik deneyler arttıkça, negatif iyon tedavisinin tıbbi kullanımına yönelme de artacaktır. Tıp mesleğinde görülen temelsiz muhafazakâr tutum bu alandaki gelişmelerin hızını kesecektir. Yine de diğer alternatif tıp tedavilerinden farklı olarak, elde edilen olumlu sonuçların da yardımıyla bu karşı tavır daha çabuk ortadan kalkabilecektir. Dil uyuşmazlığı ve elde ettikleri sonuçları açıklamaları nedeniyle Ruslar bu alandaki öncü durumlarını bir süre daha sürdüreceklerdir.
 
ORGON TEDAVİSİ
Tanım
Bazı hastalıkları tedavi için, genellikle bir aküdsn elde edilen orgon'un kullanımıdır.
Arkaplan
Dr. Wilhelm Reich (1897-1957) Freud 'un en başarılı öğrencilerinden biriydi, ama Orgazmın Fonksiyonu adlı kitabının yayımlanmasından sonra, parlak ve açık sözlü çıkışları püriten Freud'u çok öfkelendirdiğinden, ondan ayrıldı. '

Reich Viyana'dan Berlin'e, İsveç'ten Norveç'e dek gezdi ve sonunda 1934'te ABD'de Organon adını verdiği bir yere yerleşti. Burada kendi laboratuvarlarını ve Hayat Enerjisi bilim araştırma merkezini kurdu. Bir deha olduğuna kuşku yoktu, ancak cinsellik hakkında hayli esrarengiz yazıları ve garip fikirleri yüzünden tıbbi çevreler ve sıradan insanlar tarafından dışlandı.
Reich'in başlıca iddiası ilkel veya Kozmik Enerji kısaca orgon  adım verdiği yeni bir tsmel enerji formu keşfettiğine olan inancıydı. Ona göre orgon, elektromanyetik dalgalar gibi bizi çevreleyen enerjinin bir süreğiydi. Bu elektromanyetizmden farklı olup değişik hızlarla da olsa her şeye nüfuz eder. Kuvvetli kısımdan zayıf kısma doğru
 
akan kinetik enerjinin tersine zayıftan kuvvetliye doğru akar. Her madde ve yaşayan organizmanın kendi organ kapasitesi vardır ve bunun fazlasını deşarj eder. Orgon her an hareket halindedir, dalga şeklinde ilerler ve genellikle Doğudan Batıya doğru nabız gibi atar. Orgon ışık hızında hereket eder.

Reich metallerin orgonu yansıttıklarım ve bitkisel maddeleri kendisine doğru çektiğini söylemişti, daha sonra metal ve ahşap katlardan yapılmış bir kutu veya akümülatörde (biriktirici) elektrik şarjı gibi orgonu yoğunlaştıra-bileceğini buldu. Bu şekilde akümülatörds yakalanan or-gon, bir tüp vasıtasıyla dışarı yöneltilip iyileştirme amacıyla kullanılabilmektedir. Eğer yeterince geniş bir akümüla-tör inşa edilebilirse hasta bunun içinde oturtulabilir.

Bir İngiliz doktor. Dr. Aubrey T. Westlake bu tür bir «vurucu» aleti ağrıları tedavide, yaralananların çabuk iyileştirilmesinde, yanık ve haşlanmaların yara izi bırakmadan çabuk ve acısız tedavisinde kullandı. Diz ekleminde eklem sıvısı enfeksiyonu (synovitis) olan bir doktor arkadaşım Dr. Westlake'in orgon «vurucusuyla» tedavi oldu. İlk bir serinlik hissinden sonra yanm saat içinde kesin bir iyileşme olduğunu, bundan sonra ağrının bir daha tekrarlanmadığını belirtti.


1950de, Reich'in orgonun radyasyonun tehlikelerine karşı etki edebileceğini göstermeye çalıştığı bir deney esnasında kullandığı orgon ve radyum arasında bir reaksiyon meydana geldi. Orgon Enstitüsünün fareleri kitle halinde öldü ve çalışanlardan bir çoğunda radyasyon hastalığı ortaya çıktı. New York Times'in belirttiğine görü arkaplan radyasyon miktarı Enstitü'nün 600 mil çevresine dek yayıldı ve bu çok kötü bir reklam oldu. Reich bilmeden, önceden zararsız ve aslinda faydalı olan orgon d an Ölümcül Orgon dediği yeni bir madde üretmişti. Bu madde orgon ve nükleer fizyon arasındaki etkileşimin sonucu olmuştu ve iddiasına göre doğada da çöllerin üzerindeki bulutlarda oluşmaktaydı.

Reich a göre, savaş sonrası dönemde gittikçe artan sayıda gerçekleştirilen nükleer reaksiyonlar yüzünden atmosferdeki orgon nükleer radyasyonla reaksiyona girmekte, bu yüzden çöllerin üzerindeki bulutlarda ölümcül orgon meydana gelip birikmekteydi. Reich çöllerin genişlemesinden ve yavaş, fakat kararlı adımlarla verimli topraklan yutmasından kısmen ölümcül orgonu sorumlu tutmaktaydı. Arizona'da bulutlan dağıtmanın yollarını bulabilmek için çalışırken mahkemeye karşı gelmekten tutuklandı.

Bu tutuklama otoriterlerce kendisini gözden düşürmek ve hakkında şüphe uyandırmak için uzun süreden ben sürdürülen çalışmalara büyük bir dayanak kazandırdı. 1947 yılında Raich Federal Besin ve İlaç İdaresinin bir araştırma konusu oldu. Fakat muhalefet 1950 yılında söndü- 1954'-te konu yeniden Besin ve İlaç İdaresinin gündemine geldi ve Mart ayında Dr. Reich ve Reich Vakfı'na, davalının orgon enerjisi akümülatörü dağıtımından men edildiğine, bütün akümülatörlerin sökülüp bu konuda ve orgon enerjisi hakkında basılı bütün yazıların, orgon enerjisini yeryüzünden silmek için yok edilmesi gerektiğine dair bir bildirge geldi.


Reich'm tutuklanması sonucunda bütün çalışmaları yok edildi ve iki yıl hapis cezası aldığından Enstitü çok zor durumda kaldı. Hapisteyken bir kalp krizi sonucu öldü. Ölümünden sonra, düzenli orgon terapilerinden mahrum bırakıldığı için erkenden öldüğü ileri sürüldü. (70 yaşında olmasına rağmen düzenli orgon dozlan alması sonucu çok sağlıklı olduğunu söylüyordu). Farelerle yapılan deneyler, bunların manyetik alanlara bağımlı kalmabildiğini ve eğer manyetik alan kaldırılırsa öldüklerini gösteriyordu. Kimbilir Reich'in ölüm nedeni belki de buna paralel bir olaydır?

İşe yarıyor mu?
Reich'm kendi tedavi ettiği çok az sayıda hasta (kayıtlan yok oldu) ve bir avuç takipçisi tarafından tedavi edilenler dışında orgon tedavisini değerlendirebilmek için yeterli delil yoktur. Dr. Aubrey VVestlake deriyi etkileyen bazı hallerde (çoğunlukla yanık, haşlanma ve yaralarda) mü-kemmel sonuçlar elde ettiğini iddia etmektedir, ama gö-rüldüğü gibi bu konuda yapılması gereken daha çok şey vardır.

Sadece fikirlerinin zamanının ötesinde olması ve yeni keşiflerle kısmen desteklenmesi bile Reich'ın kanseriıi te-davisiyle ilgi teorilerini daha çok incelenmeye değer kıl-maktadır. Teorileri, kanserin bazı duygusal hallerde may-dana geldiği ve vücudun savunmasının tahrip olması sc-nucu ortaya çıktığına dair bilgilerimize tam uyum sağlamaktadır. Bununla birlikte o sadece bir teorisyen değildi. Canlı hücrelerle yaptığı çok sayıda araştırma sonucunda kanserin, herhangi bir nedenle orgonun tam olarak dolaşamadığı vücut bölgelerinde ortaya çıktığım gösterdi.

Tıbbın bu kenar dalı da, aynen radyestezi ve diğerleri gibi, günümüz bilimsel terimleriyle açıklanamamaktadır. Muh-temelen çalışmaları durdurulup, bunun üzüntüsü kendisini ve bütün çalışanları perişan etmeden evvel Reich gerçekten çok önemli bir şey bulmak üzereydi. Birleşik Devletler otoritelerinin verdikleri inanılmaz derecede ilkel cevabın, eğer Reich'ın yaptıkları zararsızsa veya iddia ettikleri gibi orgon tedavisi aslında hiç mevcut olmadıysa, açıklanabilir tarafı yoktur. Bu belki de bir çok kişinin korktuğu şeyin bir başka örneğidir; yani bir konu toplumda büyük dalgalanmalar meydana getiriyorsa (örneğin UFO'lar) otorite-lar hemen olaya el koymakta veya yasak getirmekte veya o konu üzerinde çalışanları gözden düşürmektedirler. Orgon gibi tamamen yeni enerji biçimlerinin keşfi çok büyük etkiler yaptığından, belki de bunu halkın yani bizlerin kal-dıramayacağına karar verildi.


OSTEOPATİ
Tanım
Hastalıkların tedavisinde vücudun ve özellikle omurganın manipülasyonunu semptom ve bulguları omurgayla bağlantılı olmasa da kullanan bir tıbbi tedavi sistemi.
Arkaplan
Osteopati ABD'de Dr. Andrew Stili tarafından bir yüz-yıldan fazla zaman önce tasarlandı. Stili makineler üzerine çalışmıştı, bunun ve tıbbi eğitimin sonucunda insan vücu-duyla bir makine olarak ilgilendi. Arızalı bölümlerin, aynen bir makinsnin hareketli parçalarıyla olduğu gibi, vücudun normal çalışan bölümlerinin fonksiyonunu nasıl bozduğunu çözmeye çalıştı. Temel teorisi, mustarip olduğumuz birçok hastalığın mekanik bir arıza gibi açıklanabileceğiydi. Stili üç çocuğunu menenjitten kaybetti; Ortodoks tıptan yüz çevirmesi muhtemelen bu trajediden kaynaklanır. Kuvvetli Metodist geçmişi onu kurtardı ve daha sonraki tıbbi teorilerinde de yol gösterici oldu.

Still'in dikkatli çalışmaları 'osteopatik lezyonlar' teriminin doğmasını sağladı. Osteopati kelimesi Yunanca iki kelime olan Osteo (kemik) ve Pathos (hastalık) tan gelir, fakat osteopati anladğımız şekilde hastalıklı kemiklerle uğraşmaz, bu yüzden bu terim yanıltıcıdır. Bu. osteopatinin kemiklerle hiçbir şekilde ilişkisinin olmadığı hallerde uygulamalar göz önüne alındığında özellikle çok talihsiz bir adlandırma olmaktadır. Osteopatik lezyon, çoğunlukla sonradan işlevsel veya organik hastalığa yol açan herhangi bir yapısal anormalliktir.

Teorik olarak osteopati bilimsel vücut bilgisine ve biraz da zooloji ve embriyolojiye dayanır. Oysa Dr. Stili dindar bir hıristiyandı (babası din,adamıydı) ve insan vücudunu hücrelerin ve organların bir birleşimi olarak görmekten çok Tann'nın üstün bir mahluku sayıyordu. Bu yüzden Still'e göre osteopatinin manevî ve mistik bir boyutu da mevcuttu. «Bütün Lezyon» adını verdiği, bir kişinin aynı anda biyo-kimyasal, psikolojik ve yapısal olarak rahatsız olabileceğini ileri sürdüğü bir kavram üzerinde özellikle durdu. Kişinin dengesini yeniden normale döndürmek için osteopat, vücudun fonksiyonunun üç seviyesini de ayarlamak zorunda kalabilir. Buna «Bütün Ayarlama» adı verilmektedir.

Stili çalışmalarının ve çabalarının kısa zamanda karşılığını gördü. Birçok hastalığın omurga bozukluklarıyla ilintili olduğunu göstermekle kalmadı, metoduyla kemik-sel olmayan bütün hastalıkları da tedavi etti. Hastalıkların vücudun bir bölümünden çok bütünüyle bağlantılı olduğu fikrindeki ısrarı, Ortodoks olmayan tıbbın diğer dalları ile, özellikle radyestezi ve akupunkturla benzerlikler taşımak-tadır.

Metotları alışılmıştı, fakat halk doktor olduğundan dolayı onu dinledi. Missouri eyaletinde bir grup  ve doktor hayranına yanlış yerleşmiş kemikleri yerine oturtmayı gösterdi.
Başlangıçta bu tek kişilik şov olmaktan öteye gide-mediyse de, zamanla diğerleri onun metotlarım kullana-bileceklerini anladılar ve kısa zamanda, Missouri'de halen faaliyetini sürdüren Amerikan Osteopati Okulunu oluşturmak için yeterince insan bir araya geldi.
Osteopati İngiltere'ye ilk olarak bu yüzyılın ük yularında girdi ve 1917'de İngiliz Osteopati Okulu kuruldu.

Bir osteopatın hekim olması gerekmemektedir. İngilte-re'de 500 kadar kalifiye pratisyenden ancak 50'sinin tıbbi unvanı vardır. Burada rahatsız edici olan İngiltere'de tıp kökenli olmayan osteopatlardan ancak yarısının yeterli meslelıi eğitiminin olmasıdır. ABD'de 7000 civarında uzman osteopat vardır vc ostscpati tıbbi alanda büyük kabul gör-mektedir. ABD'de osteopatların çoğu 7 yıllık bir eğitim görmektedir ki, bu bir doktorun eğitimi kadar ciddi ve çok kere ondan daha uzundur.
Nitelik problemi birinin Ortodoks olmayan tibbm her-hangi bir dalında karşılaştığı derece ve unvan sorunlarım ortaya çıkarmaktadır ve osteopatların yasal pozisyonları bütün diğer resmi tıp dışı pratisyenlerin pozisyonlarına dik katleri yöneltmektedir.


Doktorlar, ahlaki ve meslekî organizasyonlarca kontrol edilen bir kitleye mensup olduklarından ve en azından belirli mercilere hesap vermek zorunda olduklarından herkes onlara güven duymaktadır; diğer grup insanlarda olduğu, gibi bazı zaman kötüler ve yetersizler mevcut olsa da...
Tıbbi dereceleri olan osteopatların bile başından bazı talihsiz kazalar geçmekte ve bazen hata yapmaktadrlar. Fakat resmi tıbbın dışındaki tıp pratisyenlerinin insanlara zarar verdiğini duyduğumuzda mesleki hesap vermenin mevcut olmadığını hissedip eleştirilerimizde daha sert olabiliyoruz.

İngiltere'de osteopatlar yazılı olmayan yasalara uygun olarak mesleklerini icra etmekte olup bütün diğer tıbbi hizmetlerden bağımsızdır ve yükümlülükleri yoktur. Fizyoterapist veya kiropodist gibi tıbbi bir yardımcı olmadığından bir doktora teşhisini onaylatıp tavsiyelerine uygun hareket etmek zorunda değildirler.
Bir çok osteopat Ulusal Sağlık Hizmetlerinin bir parçası olmayı, bunun kendilerini doktorların alt kademesine yerleştireceğini ve kendi düşüncelerine göre çözüm aramaktan ve harekete geçmekten men edeceğini düşündüklerinden dolayı istememektedirler. Birçok doktor hastalarını tavsiye niteliğinde olarak ona gönderiyor olsa da, bir os-teopat hastalarım genellikle doğrudan kabul etmektedir. Bu noktada ABD'deki kiropratikçilerle benzerlikler vardır.
Son 30 yılda Amerika ve ingiltere'de sahte öğrenim unvanları büyüyen bir iş kolu haline gelmiştir. 39 Amerikan eyaleti bazı başarılarla bunların uygulanmasını yasaklamıştır, fakat İngiltere'de hâlâ devam etmektedir. İlk ger-çek protesto sesi 1972'de, bazı emlâkçı yetki sertifikalarının bir kediye verildiği anlaşıldığında yükseldi.
Bir zaman ABD'de 200, İngiltere'de 50 kadar, 5'le 50 sterlin arası bir fiyat karşılığı süper sertifikalar üreten 200 sahte 'unvan fabrikası' mevcuttu. Bu unvanlar için yapılan bir tek reklamın 10.000 dolar kazandırdığı öğrenildikten son. ra bir çok kişinin bu sırada nasıl zengin olduğuna şaşmamak gerekir.
Coventry, Nebraska Fiziksel Tıp Fakültesi osteopat veya kiropratisyen olmak isteyenlere unvanlar sattı. Bunu düzenleyen kişinin bir gazeteye şöyle bir demeç verdiği görüldü : «Bunu bu ülkede tamamen yasal, zararsız bir sahtekârlık oyunu olarak kabul ediyorum. Birilerinin mesleklerinde ilerlemelerini sağlamaktan çok mutluluk duydum. Cam temizleyicim bana kendisini beyin cerrahi yapıp ya-pamayacağımı sormuştu. Tabii ki bunu yapamam. Fakat ona istediği unvana sahip olduğunu söyleyen bir diploma verebilirim.»
İste bu tür olaylar osteopati üzerine endişeler yaratmaktadır.
Birisi bir gece, bir belge satın alarak veya almayarak işe koyulup insanların omurgalanyla oynamaya başlayabilir. Bu tür olaylar osteopatinin. ancak hekimler tarafından özel merkezlerde uygulanabildiği Fransa'da cereyan etmemektedir. Bu, isteyenin kendine osteopat unvanım verip işe koyulabildiği İngiltere'deki durumun tam tersidir. Ümit edilen odur ki, orta yol her iki ülkede de bulunacaktır.
Fakat bazı osteopatlar ve kiropratikçiler (osteopatlara benzerler, fakat tedavi metodlan daha etkindir) nitellkl.' o İm asa ve hatta potansiyel zararları mevcut clsa da. uygun eğitim almış olanların pek çok iyi iş başardığı bir gerçektir.


 


RADYONİK 

 Radyonik Tedavi

 

Tanım
İnsanların, hayvan, bitki ve insan hastalıklarının teşhisinde ve bu hastalıkların, hastanın mevcudiyeti haricinde belli bir mesafeden tedavisinde, basit aletlerle birlikte radyesteziyi kullanabilmesi etrafında gelişmiş bir tedavi yöntemidir.

Arkaplan
Kendisinin bir bilim olduğu hakkında iddialı olan radyonik daha çok manevi bir tedavidir ve «sihirli kutular» kullandığı için bir çok eleştiriler almıştır. Radyonik, yavaş fakat emin adımlarla popüler hale gelmesine rağmen Ortodoks tıp mesleği tarafından uzun bir süre kabullenilemeye-cektir ve Amerika Birleşik Devletleri'nin birçok eyaletinde hâlâ yasa dışıdır.
Hikâye yüzyılın başında, İngiliz Tıp Derneği eski başkanlarından Sir James Barr'ın ifadesiyle «tıp mesleğinin yarım yüzyıldır çıkardığı en büyük deha olan» Amerikalı hekim Albert Abrams'ın, dudak kanseri olan bir hastasını perküsyonu esnasında karın bölgesinde küçük bir matite(*) alanı bulunduğunu keşfetmesiyle başladı. Doktorlar
( * )   Matite: Keskin ve tiz olmayan kunt ses. Organ büyümelerinde veya vücutta kitle varlığı denilebilir. (Çev.)   perküsyon muayenesini (sol elin orta parmağını vücut üzerine koyup sağ elin orta parmağıyla ona vurarak) mat ve sonor bölgeleri bulmada kullanırlar. Bu çok eski bir yöntem olup, teşhiste çok yararlıdır. Abrams'ın keşfettiği şey yalnızca, kanserli hastanın, Batı'ya döndüğü zaman, karın duyarının belirti bir bölgesinde perküsyon bulgusunda bir değişiklik ortaya çıkmasıysa da, böyle bir teşhis sistemi ihtimallerinden cesaret alan Abrams her çeşit hastalıktan muzdarip hastalan topladı. Hepsini Batı'ya döndürerek perküte etti ve vücudun belli bölgelerinde karekteristik matite alanları buldu. Bilimsel dürüstlüğün gereği olarak bütün bu deneyleri normal insanlarda tekrarladı ve hiçbir matite belirtisine rastlamadı.
Deneylerin bir sonraki aşaması çok önemliydi. Küçük bir kap alarak normal, sağlıklı bir insanın alnına yerleştirdi ve daha sonra içine bir parça habis tümör koydu. Adamın karın perküsyonunda, aynen daha önceki kanserli hastalarda olduğu gibi mat bir bölge buldu. Başka bir deyişle, sağlıklı bir adamla temas halinde yerleştirilen bir parça hastalıklı doku, adamın sinir sistemini öyle bir değiştirdi ki, perküsyon bulguları da değişti. Bu deney rad-yonik teşhisin doğuşuydu.

Daha sonra, hastalıklı dokunun sağlıklı insanı herhangi bir şekilde etkileyen bir çeşit dalga yayıyor olabileceğini öne sürdü. O ve daha önceki deneyciler bu dalgaların radyo dalgalan olabileceğini düşündükleri için, bu bilime «radyonik» dendi. Bir ekranın arkasına yerleştirdiği hastalıklı dokuları sağlıklı bir insanın alnına bir elektrot ve kablo ile birleştirerek deneyler düzenledi. Abrams sistemli bir şekilde perküsyon yaparken onun göremediği yerdeki bir asistanı, hastanın başından gelen kablonun ucunu şurayla başka hastalıklı dokulara yerleştirdi. Kısa sürede vücudun perküsyonda matlık gösteren bölgelerine göre, asistan, hangi hastalıklı dokuyu denediğini tam olarak söyleyebileceğini anladı. Maalesef kanser ve frenginin karında aynı bölgede matlık meydana getirdiği kısa sürede ortaya çıktı. Böylece Abrams bu ikisini ayırededecek bir yol bulmalıydı.
O şurada elektronik, emekleme devrini yaşıyordu, ama iyi bir elektrik bilgisi bazı iyi cihazların (Abrams'a yüklü bir miras kalmıştı ve bu lüks deneyleri yapmaya gücü yetiyordu) yardımı ile içinde değişik dirençler olan bir kutu yapmayı başardı. Daha sonra aynı bölgede matlık' yapan kanser ve frengiden, kanserin 50 ohm'luk direnç, frenginin ise 55 ohm'luk direnç meydana getirdiğini buldu. Yıllar süren titiz araştırmalar sonucunda bu sonuçlan elde etmek için hastalıklı dokuların asıllarını kullanmak zorunda olmadığını, tamamıyle aynı ve yeniden elde edilebilir sonuçların, filtre kağıdına emdirilen bir kan damlası kullanılarak elde edilebileceğini buldu. Gittikçe daha geliştirilmiş direnç devreleri kullanarak hastalıklı dokular arasında daha ince ayrımlar yapmayı başardı ve en sonunda cihazlarını öyle mükemmel hale getirdi ki, artık bir kağıt parçasına birkaç insandan hangisinin dokunduğunu söyleyebiliyordu (hatta saatler önce dokunsa da). Böylece kağıt parçası, kan damlası veya onun «İnsan enerjisi» dediği ne varsa bunların saatler veya daha uzun süreler için olduğunu öne sürdü.
Bütün bunların haberleri kısa sürede yayıldı ve ülkesi olan Amerika'dan ve Avrupa'dan doktorlar onun yanma üşüştüler. Abrams cihazı yaparak onu, kullanımı konusunda aydınlattığı görevli doktorlara sattı. Bugün böyle bir icat için şüphelenmek kolaydır, ama hatırlamamız gerekir ki, bu herhangi bir «mucize ilaç» dan çok önceydi ve doktorlar pozitif metodlarla hastalarına çok az yardımcı olabiliyordu.
Fakat buluşların çoğunda olduğu gibi şüphecilik, kıskançlık ve inançsızlık o günlerde de revaçtaydı. 1922'de, bu sihirli kara kutulan çözmek için S ir Thomas (sonradan Lord) başkanlığından bir grup kuruldu. Birinci testte ar-darda 25 baş anlı deneme yapıldı ve gruptan birisi bu sonuçların şans eseri meydana gelme ihtimalinin 33.554.432'-de ı olduğunu hesapladı. Kraliyet Tıp Derneği üyeleri, böy-
le ters bir konuda verilen raporu dinlemekte tereddüt ettiler, fakat sonunda dinlemeye karar verdiler. Bütün delilleri dinlediler ve radyoniğin altında yatan temel önermenin «yüksek ihtimaller dahilinde kurulmuş* olmasına rağmen «halihazırda böyle bir uygulamanın onayına gerek yoktur» gibi bir sonuca vardılar.
Abrams'ın ölümü ve yanlış bilgilendirilmiş tenkitçiliğin yayılmasıyla çoğu doktorun ileri araştırmalar yapmak konusunda cesareti kırıldı; ne var ki iyi fikirler öyle kolay pes etmezler. Ama eğer Amerikalı bir kiropraktör olan Ruth Drown'm öncü çalışması olmasaydı, radyonik de pes edebilirdi. Radyonik'teki ilk üç başarının şerefi ona aittir. İnsanları belli bir mesafeden ilk o tedavi etti; iç salgı bezlerinin radyonikteki önemini ilk o farketti; ve hastaların iç organlarının fotoğraflarım ilk o çekti. Üstelik Abrams'ın cihazım geliştirip değiştirdi ve onu daha duyarlı ve böylece daha kullanışlı hale getirdi, fakat burada bu konuda detaylı bilgi verecek yerimiz yok.
Çok şevkli (bütün öncüler, geçmişi şüpheli bir konuda bir şeyler yapabilmek için şevkli olmak zorundadır) olduğu için, baş edebileceğinden fazla hasta kabul etti ve bir süre sonra birileri onun metodlarının işe yaramazlığından yakındılar. Doğruluk payı olsun olmasın bu, tıp mesleğine ve Amerikan Gıda ve İlaç Müdürlüğüne radyonik'i tabutuna çivilemek için aradıkları bahaneyi verdi.
195l'de Drown'ın yargılanması sırasında birçok insan onun metodlanyla iyileştikleri hakkında ifade vermek için geldi ve jüri, kararı görüşmek için dışarı çıktığında, mahkeme zabıtçısı onun aklanacağından emindi. Buna rağmen, jüri, sonuçları test edip, bunların radyo dalgaları ile elde edilemeyeceğini (ilk radyonik çalışanları canlı dokulardan çıkan radyo dalgalarının varlığını düşünmüşlerdi) söyleyen radyo uzmanlarından açıkça etkilenmişti ve Ruth Drown hilekarlık ve tıbbi şarlatanlıktan mahkûm olarak, 60'lann başlarında, yıllar süren temyizlerden sonra hapse gönderildi. Bu sûre içinde yetkililer bütün cihazlara el koydu ve onları imha etti. Drown hapisten çıktıktan hemen sonra bir kalp krizi geçirdi ve kısa sürede öldü.
Radyonik bir kez daha yok olmaya çok yaklaşmıştı, ama İngiltere'deki çalışanlar ou kadar açınca susturulmadılar ve Sovyetler Birliğinde de iyi bir araştırma sürüyordu. İngiltere'de inatçı bir araştırmacı olan Dr. Guyon jtıc-hards hayretle şunları buldu: «Ben devrelerimi ayanarıten elementlerin atom numaralan reostatımdaki numaralara uyuyordu; yani ilk elemente hidrojen l ohmluk bir renex oluşturuyordu, oksijen 8 ohmluk, sodyum 11, kükürt 16 vs. Kendisi ayrıca pişiklerin insanlar etrafında gördüğü veya Kilner ekranı yardımıyla bir çok insanın görebildiği hâleler (aura) hakkında da geniş bir çalışma yaptı. Büyük bir olasılıkla o, hastalık öncesi durumda ye vücut henüz ciddi bir şekilde hastalanmadan önce, vücudun etrafındaki güç alanlarının değiştiğini keşfederek hastalığın klinik olarak ortaya çıkmadan belirlenmesinde radyonik'in değerinin farkına varan ilk kişiydi. Radyonik'in bu yüzü, onun bugüne, kadar tıbbın diğer şekillerine karşı en büyük üstünlüğü ola-rak kalmıştır.
Radyonik için en son ileri adım, bir İngiliz mühendisi olan George 'Bill' de La Warr tarafından atılmıştır. Ov: küçük bir grup, Abrams ve Drown in çalışmalarım ayıklayıp geliştirdiler ve radyonik'e dünya çapında haklı bir un kazandırdılar. De la Warr ve karısı adeta tırnaklarıyla çalışarak, sistemi standartlaştırdılar ve radyonik cihazının bulgularım mümkün olduğu kadar üretken ve bilimsel hale getirmeyi başardılar. Yıllar süren deneylerden sonra, on insandan yedisinin kendi teşhis cihazlarını belli bir miktar ve üçünün de mükemmelen kullanabildiğini gösterdiler. Radyonik'i daha saygın yapmak ve doktorları kendileriyle çalışmak üzere cesaretlendirmek için uğraştılar ve bunu biraz da başardılar. De la Warr özel bir fotoğraf makinesi icat etti ve bununla hastaların kan lekelerinin 12 COG tane fotoğrafım çekti. Bu fotoğraflar hastaların iç durumlarıyla ilgili bilgiler verdi. Mesela laboratuvardan 200 mil uzakta oturan bir kadın kendisine ait bir kan lekesini göndererek hamileliğinin kontrol edilmesini ve ne """" çocuk beklemesi gerektiğini sordu. Kan lekelerinden «hayat gücü enerjisi'nden» yararlanarak çekilen bir dizi fotoğraf, De Le Warr'in çok faydalı bir takım tahminler yapmasına yardım etti. Bir hastanedeki bir doktor (isimlerinin saklı olması gerekiyordu) bu olağanüstü fotoğraf makinesini De la Warr'dan ödünç alarak, hastanesinde hastalarından aldığı örneklerin 400 fotoğrafını çekti. Tıbbın baskısı onu fotoğraf makinesinden kurtulmaya itti, ama o, makinenin çok faydalı olduğu iddia etti. İlerlemiş beyin tümöründen şüphelenilen bir kadının örneğini aktardı. Kan lekesini makinenin üzerine koydu ve ayarı yaparak lekenin «tümörü temsil edebilecek» hale gelmesini sağladı. Fotoğraf basıldığı zaman kafatasının bir kesiti büyük bir tümörle beraber görülüyordu. Kısa bir süre sonra otopsi aynı görüntüyü ortaya çıkardı. Doktor kimsenin fotoğraf üzerinde oynama yapamayacağını, çünkü onların anatomi bilgisinin olmadığım öne sürdü.
Kan koca De Le Warr 1985'te Radyonik Merkez Orga-nizasyonumu kurdular (isim, 1970'de Radyonik ve Manyetik Merkez Organizasyonu olarak değiştirildi) ve ingiltere'deki Oxford'da bir genç ile New York'taki fotoğrafları arasında bağlantı kurulmasını da içeren geniş araştırmalara devam ettiler. Bazıları devletten olan tarafsız şahitlerin huzurunda New York'taki radyonik cihazına yerleştirilen fotoğraf aynı anda, Oxford'daki genç adama bağlanmış olan çizelge cihazında değişiklikler meydana getirdi. Bu .şaşırtıcı deney radyonik'in nasıl çalıştığını açıklamamasına rağmen, nasıl çalıştığının açıklanmasındaki bu zorluk, bugün onun kabul edilmesi karşısındaki en büyük engel olarak kaldı. De La Warr'lar da mahkemeye sevkedildiler, ama hakim bütün sahtekârlık iddialarını reddetti. Aslında, seçkin şahitlerin varlığı çok etkileyiciydi ve bu, halkın bir tasdiknamesi olarak yerini almıştı. Bu zorlu imtihandan sonra De La Warr 9 yıl daha, 1969'daki ölümüne kadar verimli çalışmalarına devam etti. Şimdi yeni düşüncelerin •çoğu İngiliz uygulayıcılar Malcolm Bae ve David Tansley'-den gelmektedir.
 

Nasıl Uygulanıyor?
Radyonikte kesin teknik kullanılan cihaza göre farklılık gösterse de, hepsinde ortak olan bazı özellikler vardır. Burada De La Warr'ın cihazının kullanımım anlatacağım.
Kullanılan örnek genellikle hastanın bir kurutma kağıdı üzerindeki kan lekesidir, ama bir parça saç veya tırnak da olabilir. Alette bir çubuk mıknatıs vardır ve bu döndürülerek bütün cihazın ve hastanın örneğinin «manyetik alan dalgalarının» ayarı yapılır. Üzerlerinde, incelenen durum için kurulmuş özel frekansların bulunduğu bir seri kadran vardır. Bir de, üzerinde çalışılan durumun ciddiyetini göstermek için bir merkez kadranı vardır. Son olarak lastik bir zarla kaplanmış ve kullanıcı tarafından kafadan sorulan sorulara «Evet» ve «Hayır» diye cevap veren bir oyuk vardır. Bunun kullanımı ise şöyledir; soruyu sorarken kullanıcı parmaklarını tekrar tekrar zarın içinden çeker ve bu belirli bir soruya «Evet» cevabını alana kadar devam eder. «Evet» cevabı alındığında parmaklar ve zar arasındaki sürtünme artar ve parmaklar «yapışmış» gibi görünür. Son noktanın belirlenmesinde kullanılan bu yapışma metodu, radyestetik yeteneğin başka bir belirtisidir ve doğru soruyu sorduğunda kullanıcının parmaklarındaki ufak bir ter artışı sayesinde oluşur. Diğer tip cihazlar bu son noktanın belirlenmesinde bir sarkaç kullanırlar, ama farketmez; çünkü her ikisi de, uygulayıcının, doğru soruya ayarlandığı zaman, istemsiz sinir sisteminde oluşan değişiklikleri kaydeder.
Böylece aletteki hastanın örneğiyle ve hastanın frekansına ayarlanmış mıknatısla kullanıcı, hastanın en çok şikayet ettiği semptomlarını yazılı bir liste halinde belirler ve aletin sıfırda bulunan bütün kadranları ile bir inceleme yapar ve sıradaki sorulara bakarken «ana semptom bu mu?» sorusunu aklında tutar. Sarkaç veya yapışık zar ona zor cevapları verdikçe, daha kapsamlı sorularla devam eder ve sonunda hastalığı veya hastalıklı organı ortaya çıkarır.
Kadranlar, hastanın örneğindeki normal sağlıklı durumdan sapmanın derecesini kaydetmesi için cihazın ayarlanmasında kullanılır. Radyonik uygulayıcısı ilgilendiği organın normal çalışmasını düşünür ve kaptaki kan lekesinden çıkan enerjinin ortaya çıkardığı gerçekle arasındaki farkı ölçer. Cihaz sürekli normale göre ayarlanır (daha önceden her organ için normal bir standart belirlenmiştir). Bu denge kadramndaki küçük çevirimlerle, uygulayıcı hasta ve cihaz arasındaki yeni dengeyi bulana kadar devam eder. Bu noktada dengesizliğin gerçek değerini okuyabilir. Yeni denge noktasını lastiğin yapışkanlığından bir değişiklikle veya sarkaçla bulur. (Bk. Radyestezi bölümü, s. 237)
Teşhis konduktan sonra, tedavi iki ana şekilde yapılabilir. Birincisi, tedavi, kafadan sorulan sorularla radyestetik olarak veya tedavi tabloları üzerinde sarkaç kullanılarak uygulanabilir. Hastanın bu safhada ihtiyacı olan materyal böylece ortaya çıkar. Bu homeopatik bir ilaç olarak doğrudan doğruya hastaya verilebilir ya da kilometrelerce uzakta olan bir hastanın düşünce gücüne aktarılabilir. Bunun nasıl gerçekleştiğini birazdan göreceğiz.
Radyonik cihazların çoğu insan için anlaşılması zordur. Onlarda elektrik devre sistemi yoktur ve çoğu da ana şebekeye bağh değildir. Radyonik aslında radyestezi'nin bir koludur ve düşünce ve madde arasındaki etkileşimle ilgilenir. Gerçekten yetenekli, belki de dalmda en yeteneklisi olan psişik teşhis ve tedavici Amerikalı Edward Cavee, inanılmaz bir şekilde, insanları çok uzak mesafelerden yalnızca düşünce gücüyle teşhis ve tedavi edebiliyordu. Bu iyileşme düşüncesinin gücü yalnızca birkaç insanda olmasına rağmen, diğer bir çok insan da aynı sonuçları alabilir, ama daha az güvenilir ve daha az sık olarak. Bu herhalde çoğumuzun iyileşme fikrine tam olarak konsantre olmamamızdan dolayıdır. Bu yüzden radyonik cihazları icat edilmiştir. Bunlar insanların çok az ruhsal beceriyle bile iyi sonuçlar alabilmesini ve bu sonuçların yeniden
elde edilir olmasını sağlar. Hastalık veya gerekli tedavi

bir kere belirlendi mi, aracın kadranlarının yeniden eski verilere ayarlanmasıyla uygulayıcı daha önce bıraktığı yerden tekrar işe başlayabilir ve eğer gerekliyse aynı tedaviyi tahmini olarak aktarabilir. Son olarak, her tecrübeli radyonik uygulayıcısı sonuca tamamen cihazlarıyla varabilmelidir, fakat çok az insan bunu yapabilir ve aynen, takip ettiklari teşhis ve tedaviden memnun olduğu halde la-boratuvar testlerine başvuran doktorlar gibi kesin dayanaklara ihtiyaç duyarlar.
Radyonik analizleri, tıbbi teşhislerle aynı değildir, çünkü doktor hastalığı, radyonik uygulayıcısı ise temeldeki nedenleri arar. Radyonik'in tıp mesleği dışındakilerin ellerindeki en büyük problemi doğru sorunun sorulamaması ve sonuçta uygulayıcının asla doğru cevabı bulamamasıdır. Maalesef cevabı yanlış yorumlayarak veya az hatalı sorular sorarak yanlış sonuç ta verebilir. Doğrusunu söylemek gerekirse bu geleneksel tıpta da olabilir.

Nasıl Etki Ediyor?
Kimse tam olarak bilmiyor ve bu radyonik'in geniş ölçüde kabullenilmesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Şu kesin ki, radyonik ilk öncülerin düşündüğü gibi radyo dalgalarıyla çalışmaz.
Bugün bu işi sürdüren Malcolm Rae gibi uygulayıcılar, artık «nasıl yapacakları» üzerinde yoğunlaşıyorlar, çünkü radyonik'in çalıştığını ispat etmeye ihtiyaçları yok. Rae düşünce ve geometrik ifadeler (radyonik cihazmdaki kadranlar tarafından oluşturulurlar) arasındaki bağı açıklamak için çok faydalı bir analoji kullanıyor. Bir besteci ezgiyi düşündüğü zaman onu notalara aktarır. Orkestra bu notaları çalar ve kayıt yapılır. Böylece plağın üzerindeki geometrik şablon, bestecinin orijinal düşüncesini hazır ve kolayca bulunabilir şekilde her türlü kullanım için depo eder; radyonik cihazı da aynen böyledir. Herhangi bir hastalığın veya tedavinin şablonu kadranların   ayarlanması üzerinde çalışılarak bir düşünce olayı şeklinde depolanır ve bu düşünce olayı tedavide kullanılır.
Radyonik klasik fiziğin veya tıbbın terimleriyle açıklanmaktan uzaktır. Çünkü bugün kabul ettiğimiz bilimsel kanunlara uymaz ve böyle acaip bir dille açıklanmak zorundadır. Giriş'te de gördüğümüz gibi, bütün madde atomlardan oluşmuştur ve atom-altı seviyede bütün madde belirsizdir ve yalnızca enerji olarak açıklanabilir. İlk olarak Harold Burr insanların çevresinde elektromanyetik bir alan bulmuştu (bunların bazısı elektromanyetik enerjiye duyarlı cihazlarla ölçülebiliyordu), fakat vücuttan uzakta başka alanjar da bulmuştu ki, bunlar elektromanyetik değillerdi. İlerleyen araştırmalar elektrik alanları hakkında bizim, içinden başka bir küçük tas bebek çıkan bir Rus taşbebeği setine benzediğimizi gösterdi. Bir enerji alanının modern terimlerle bile tanımlanması kolay değildir, ama görünen herhangi bir bağ olmasına rağmen alan, uzaydaki iki olayı birbirine bağlayan şey olarak tanımlanabilir.
öyleyse bütün hayat gerçekte gelişmiş enarji alanlarının bir toplamıdır. Burr'un büyük buluşu, hastalıkların bu alanları bozması ve hatta bunu hastalık görünmeden veya tıbben ölçülmeden önce yapmasıdır. Abrams kendi karışma, görünüşte iyi olmasına rağmen kanser teşhisi koymuştu ve bundan tam 10 sene sonra karısı kanserden öldü. Burr'un oğlu Dr. Leonard J. Lavitz Jr., zihnin bu enerji alanlarım değiştirebildiğini göstermek için geniş araştırmalar yaptı, böylece vesvese, keder ve endişenin vücudu fiziksel olarak nasıl etkilediğini anlamak daha kolay hale geldi. Zihinsel olayların neden olduğu bu düzensizlik herhalde psikosomatik hastalıkların temelidir.
Demek ki, radyonik, düşünce transferiyle (telepati) aynı temele dayanarak çalışıyor. Rusların telepati konusunda çok sayıda çalışmaları var. Leningrad Üniversitesi profesörlerinden Vasiliev, 900 mil uzaktan çok karmaşık telepati denemeleri yapmıştır. İngiliz radyonik uzmanı Mal-colm Rae, manyetik enerjiyle yüklenmiş düşünce sistemleriyle insanları, uzaklığa bakmaksızın, uzun mesafelerden başarıyla tedavi etmiştir ve bu olay birçok radyonik uygulayıcısı ve uzak mesafelerde bulunan hastaların başından geçmiştir.
öyle görünüyor ki, zamanın herhangi bir anında ve uzayda herhangi bir yerde bulunan düşünce, aynı' anda uzayda başka bir noktada bulunan hastayı görünen hiçbir bağ olmaksızın etkileyebilmektedir. Bu bizi düşüncenin bir enerji alam gibi hareket ettiği şeklindeki kaçınılmaz sonuca götürür. Bir Amerikalı gazeteci ve bu konuda en hassas doküman olan «Radyonik Raporu» adlı kitabın sahibi olan Edward W. Russell, meydana gelen olayları anlamak için yeni çalışma alanları öne sürmektedir. Yıllar süren radyonik çalışmaları bir çok anahtar figür hakkında o kadar bilgi sahibi olduktan sonra T alanları dediği alanların varlığını ortaya atmıştır. Bunlar elektromanyetik alanlar değildir ve insan tarafından bilinen hiçbir metodla tesbit edilemez, ama insan vücudu müstesna, T alanları, büyük gücün ve karmaşıklığın bir bilgisayarı olan, fakat yalnızca bu olan beyinden bağımsız olarak vardır. Bir bilgisayar nasıl depoladığı bilgiden ayrı ise, T alanlarının veya düşünce dalgalarının da benzer bir şekilde beyinle herhangi bir alakalan yoktur. Bunlar yerleşmek için beyin hücrelerini seçmiştir, ama diğer şeylere de bağlanabilirler. Bu psikometrinin gücü içinde açıklanmıştır. Bazı hassas insanlar yalnızca ellerine alarak herhangi bir nesne ile alakalı geçmiş olayları esrarengiz bir doğrulukla bilebilirler. Onlar nesnede saklı olan hafızayı okurlar.
Bildiğimiz kadarıyla düşünce dalgaları uzayı katedebi-lirler ve zamandan etkilenmezler. Russell, T alanlarına ek olarak, Tabiatın «Ana modelleri' adını verdiği diğer alanların da var olduğunu öne sürmeye devam etti. Bunlara «O-alanlan» dedi. Bu «O-alanlan» maddenin öz tabiatını kontrol ederler ve bunlar bizim yarattığımız düşünce dal-galarından farklı olup insan bilgisi ve hafızası bağlamında işlev görürler, öyleyse bunu temel alarak, örneğin uygulayıcının   bütün   O-alanlan  ile,   hastanın   O-alanjarını temas haline getirir. Bir kere O-alanlan birbirine bağlandı mı, artık iki insan arasında ne kadar mesafe olursa olsun farketmez. ikisinin arasında anlık iletişim sağlanır. Bunun uygulayıcısının vücudunda nasıl oluştuğunu kimse bilmiyor, ama her nasılsa «O-alanı» otonom sinir sisteminin çalışmasını değiştirir ve parmağının yapışmasını, sarkacın hareketinin değişmesini ya da Abrams'ın deneyinde olduğu gibi karında perküsyon muayenesi sonucunun değişmesini sağlar.
Edgar Cayce kendi O-alanı ve beyni arasında direkt, ama oldukça nadir olan bir bağlantı buldu. Uyurken, sekreterine millerce uzakta olan hastasının bütün detaylarını yazdırabiliyordu. Hepimiz hastaları hakkında acayip şekilde doğru hisler taşıyan doktorları duymuşuzdur ve şahsen ben birçok durumda hastamın neyi olduğunu bilmiş imdir. Bu aynı zamanda bir annenin çok uzakta bile olsa çocuğuyla ilgili kötü bir şeyler olursa hissetmesini açıklar ve belki de ikizler ve onların sıkça duyulan birbirinin ne yaptıklarını bilmeleri bilmecesinin çözülmesine yardım eder. Belki de onlar aynı O-alanını taşıyorlardır.
öyleyse, özetle, radyonik, çatal çubuk ve radyestozi hepsi O-alanları arasındaki düşünce iletimiyle çalışırlar. Bunun, modern bilimin de kabul edilebilir bulacağı şekilde ispat edilmesi uzun yıllar alacaktır, fakat bu zaman sürecinde biz bu teorinin dikkate şayan bir fenomeni açıklamakta oldukça yeterli olduğunu kabul edebiliriz.


REFLEKS BİLİMİ (REFLEXOLOJÌ)

Tanım
Eski bir Çin ve Hint teşhis ve tedavi sistemi. Bunda ayak tabanlarına ve daha az sıklıkta el ayalarına bastırarak masaj yapılır.

Arkaplan
Refleks bilimi muhtemelen eski Çin'de akupunkturun geliştiği zamanlarda doğdu. Batı'da bu yüzyılın basma kadar hiç bilinmiyordu. Bu zamanda bir Amerikan kulak-burun-boğazcısı olan Dr. William H. Fitzgerald konuyla ilgilendi ve M.Ö. 3000 yıllarında Çinlilerin yaptığı gibi buna bölge tedavisi' adını verdi ve bunu akupunkturla beraber kullandı. O, vücudun bazı bölgelerine sıkıca bastırarak veya masaj yaparak oldukça uzakta olan diğer bölgelerinde etki oluşturabileceğini keşfetti.
Bu bUimin Batı'daki en büyük tek destekçisi. Fitzge-rald'ın öğrettiklerini 1930'larda geliştirip yalnızca ayak bölgesinde yoğunlaştıran yine bir Amerikalı Eunice D. Ing-ham'dır. Teknik için çok çalıştığından dolayı buna bazen Baskı Masajının Ingham Refleks Metodu denir. Bugün, ref-leksolojinin popülerliği artmaktadır ve çoğunluğu ABD'-de olan yüzlerce uygulayıcısı vardır. Günümüzün zirvedeki uygulayıcılaruun çoğu bunu Ingham'dan öğrenmişlerdir ve İngiltere, Belçika ve Fransa'da okullar kurulmuştur. Bir çok refleksolog aynı zamanda doğal tedavi şekilleri olan. osteopati, homeopati ve kiropratik ile de ilgilidirler.
Bir çok insan hemen bunun kiropodi (ayak hastalıklarının tedavisi ile ilgili metod) ile alakalı olduğunu düşünürse de, öyle değildir. Tabii ki, ayağın bazı fiziksei hastalıkları bazı refleks bölgelerinin uyarılmasına ve başka bölgelerde oluşan semptom ve arazlara yol açar. (örneğin içeriye doğru büyüyen ayak tırnağı baş ağrısı yapar), fakat bu refleksolojinin gerçek temeli değildir. Kiropodinin tabiatı oldukça farklıdır. Cerrahi tekniği içerir ve ayak hastalıklarının önlenmesinde ve tedavisinde kullanılır. Ref-leksoloji ayağı vücudun diğer bölgelerindeki hastalıkları önlemek ve tedavi etmek için kullanır.

Nasıl Uygulanır?
Hastadan rahat bir yatağa ayakları çıplak olarak yatması istenir. Refleksbilimci, onlara yavaşça dokunur ve deri altında derinde bulunan kristal ve taşımsı maddelerin yerini saptayarak hangi organın hastalık tarafından etkilendiğini teşhis eder. Bir refleksolog ayağı, kristalleri bulana kadar, aynen kör bir insanın Braille okuması gibi okur. Onların üzerine bastırdıkça, hasta bastırılan bölgede, vücudun bu organda temsil edilen* bölgesinde ve bazen her ikisinde de acı hisseder. Ayakta hissedilen acı, refleksolog refleks noktasını kaplayan deriye çok yavaşça vur-sa bile, çok aşırı olabilir. Bu aşırı duyarlılık yüzünden ve çok fazla acıya yol açma korkusuyla bir çok refleksolog yalnızca eski veya çok *yeni vakaları tedavi ederken deriye vururlar.
Tedavi, başparmak ya da başka bir parmağın kenarıyla basmç uygulanarak saat yönünde döndürülmesinden oluşur. Bu basmç genellikle oldukça derindir, ama acı verici olmak zorunda değildir. İyi bir refleksolog kısa. acısız seansların tekrarlanmasını, bütün hastalığın bir tek acı verici seans tedavisine tercih eder. Her seans 10 dakikadan 30 dakikaya kadar sürer ve birkaç seansa ihtiyaç olabilir. Hatta sık sık şikayetler bir tek seanstan sonra ortadan kalkar.
Hastanın tedaviye tepkisi farklıdır, ama bazen vücut, bozuk sistem kendini düzeltirken sert bir şekilde tepki gösterebilir. Bazı hastalar kendilerini duygusal olarak bitkin, bazıları da güçlenmiş hissederler.
 
Ayakta markazlrrl bulun» vücut omntaB gOsterau diyagramlar

Ne İçin Kullanılır?
Refleksoloji akupunktur gibi fonksiyonel hastalıklarda başarılıdır. Bir enfeksiyonu iyileştirmesi olası değildir ve fıtık, bağırsak düğümlenmesi veya kırık bacak gibi yapısal bozukluklar için yapabileceği hiçbir şey yoktur. Refleksologlar, kabız, astım, stres halleri, mesane hastalıkları, başağrılannda, böbrek ve safra taşları gibi çarpıcı durumlarda iyi sonuç alırlar, özellikle migrende refleksoloji ile iyi sonuç alınabilir ve sinir problemleri de kolayca halledilir. Bir veya bir kaç tedavi seansından sonra belli refleks noktalarındaki acılar yavaş yavaş, vücudun kendi iyileşme kuvvetleri fizyolojik dengesizliği giderdikçe ortadan kalkar.
 
Nasıl Etki Ediyor?

Modern tıp tarafından iyi bilinir ki, iç organlar vücut yüzeyinde deri bölgeleriyle temsil edilirler ve bu deri bölgeleri, bu organlar ile aynı sinirleri paylaşırlar. Mesela diyaframı etkileyen bir durum omuz başmda da acıya neden olacaktır, çünkü her ikisi de aynı siniri paylaşırlar. Uzun süredir bilinmektedir ki, bir organı temsil eden deri bölgesini uyararak, bu organ üzerinde fizyolojik bir etki oluşturulabilir ve hayvanlarla yapılan birçok deney bunun böyle olduğunu ispatlamıştır. Refleks bilimi bütün vücudun ayaklarda, çoğunlukla tabanlarda ve daha az olarak da yanlarında ve tepesinde temsil edildiği ilkesine dayanarak çalışır. Diyagramlar hangi alanların hangi organlar için gerekli olduğunu gösterir ve refleksologlar bu alanların ne kadar doğru olduğunu saptarlar, özel bir bölgenin üzerine sıkıca bastırınca refleksologlara göre o bölgenin temsil ettiği organ, işlevini normalleştirecek şekilde uyarı-lacaktır. Neden ayakta kristallerin olması gerektiğini söy-leyebileceğimi sanmıyorum ve ameliyatla veya otopside hiç bulundular mı, onu da bilmiyorum. Buna rağmen bu demek değildir ki, kristaller mevcut değildir. Çünkü çok iyi bilinen fibröz nödüller de otopside bulunmaz, ama, varlıkları hem hasta, hem de doktor tarafından iyi bilinir. Belki de, refleksologlann tasvir ettikleri kristaller bu tip bir olgudur.
Fakat refleksolojinin çalışmaları o kadar kolay açıklanamıyor, çünkü Batı tıbbı ayak tabanı ile, refleksologlar tarafından bu şekilde bağlandığı ileri sürülen bütün bu bölgeler arasında hiçbir sinirsel bağın varlığını bulmuş değil; önceleri ben bunun akupunktur meridyen çizgileri boyunca açıklanabileceğini düşündüm, ama bu söz konusu değildi, çünkü birçok hayati organın meridyenleri ayakta temsil edilmiyorlar.
öyleyse refleksoloji, daha tam açıklanmamış olmasına rağmen, vücuttaki diğer enerji yollarını uyararak çalışıyor olabilir. Bunların gerçek olması ve vücutta gözle görülür bir etki oluşturduğunun dışında birşey bilmemiz ise şimdilik imkânsız.
 

RENK TEDAVİSİ

Tanım

Faydalı ve iyileştirici etkiler sağlamak için renk kullanımı (genellikle renkli ışık şeklinde).

Arkaplan
Renk tedavisi yeni bir yöntem olmayıp çok eski bir uğraştır. İlk olarak Eski Yunan'da ve Eski Mısır'da, Heliopolis'-teki Işık ve Renkli Şifaya Kavuşturan Tapmaklarda kullanılmıştır. Hintliler ve Çinlilerce de oldukça değerli bulunmuştur.
Renkler insanları, birçok ispatlanmış yoldan etkilemektedirler. Renk seçimi, renklerin yoğunluk, performans, fiziksel ve akli iyi hal ve haller üzerindeki etkileri hakkında uzun yıllar boyunca bir çok araştırma yapılmıştır ve akıl sağlığıyla ilgili alanlarda hastane odalarındaki renklerin kullanımı ve zekâca geri çocukların renklerle uyarılması ile yeni kanıtlar elde edilmiştir.
En popüler olan renk mavidir. (Birçok kamuoyu yoklamasına göre halkın üçte biri an çok maviden hoşlanmaktadır.) Bunu kırmızı izlemektedir (mavinin yarısı kadar popüler). Durham Üniversitesi psikologlarından Granger'in 1970'de yaptığı bir araştırmaya göre en çok nefret edilen renk sandır. 
 
Tercih edilen remkler ve seldiler hakkındaki soruşturmaların sonuçları Tercih edilen renk; (Karsı sayfa) Tercih edilensekil titüsü'ndeki «Play Orbit» (Oyun Yörüngesi) üç değişik renkli odada bulunan zskâ oyuncak ve oyunlarından oluşmaktaydı. Odalardan biri siyah, diğeri yeşil ve sonuncusu da sarı idi. San odadaki bütün oyun aletleri kırılmış veya çalınmış, fakat diğer iki odada böyle bir hadise vuku bulmamıştı. Odanın renginden başka bu olaya bir açıklama bulunamadı. Bu bulgular önde gelen bir İngiliz renk terapistinin değişik sokak ışıkları altında gece işlenen cinayetlerin sayısında değişme olup olmadığını merak etmesine neden oldu. Ancak ileride yapılacak yeni araştırmalar bu tür sorulara cevap getirebilecektir.
Fakat bizleri etkileyen yalnızca renkler değildir; eşyaların biçimlerinin de şaşırtıcı etkileri vardır. Genelde biçimlerin derine kök salmış psikolojik etkileri vardır. Gencide biçimleri renklerle bağdaştırmaya başlar başlamaz bunlar daha da karmaşık bir yapıya bürünjrier. ing:ltc-r--'ai 110 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, ülkenin önde gelen renk terapistlerinden Theo Gimbel yalnızca insanlar;rt çoğunun maviyi tercih ettiğini bir defa daha göstermekle kalmadı, renk ve biçimleri de şaşırtın sonuçlarla birleştirdi. Çalışmasında deneklere bildiğimiz düz çizgilerden çembere, eğri çizgilere ve pentagrama varıncaya dek 9 şekil gösterdi.

Pentagram incelenen grubun üçte birinden çoğu parafından en sevilen şekildi. Bunu çember (*î 22,3) ve dalga biçimi izliyordu (% 14,8). Düz dizgiler nerdeyse hiç seçilmiyordu. Her bir şeklin ne renkte olması gerektiği sorulduğunda. % 38,8 pentagramın sarı olması gerektiğini ileri sürdü. Sadece % 2 siyah olmasını istedi. Bu oiduicça şaşırtıcı idi. Çünkü büyük bir çoğunlukça en popüler bulunan şekil en az popüler olan renkle eşleştiriliyordu. Tersine düz çizgi % 37.6 tarafından siyah olarak görülüyor ve ancak deneklerin % 3,8'i sarı olmasını istiyordu.
öyle görünüyor ki, renklere karşı tepkimiz duygusal, biçimlere karşı ise aklidir. Psikolog David Katz klasik bir deneyde küçük çocuklardan, yeşil daireleri kırmızı daire ve yeşil üçgenlerin bulunduğu bir grup şekills eşieştim:3İ3-rini istedi. Çocuklar hiç tereddüt etmeden cisimleri renklerine göro eşleştirdiler; halbuki aynı testin uygulandığı yetişkinler renklere göre mi, yoksa biçimlere göre mi eşleştirmeleri gerektiğini sordular.
, Bütün bunlara rağmen biçim ve renk ilişkisi hakkın- ' da çok az şey bilmekteyiz. Kendi kültürümüz dışındaki yabancı kültürlerde gerçekleştirilen deneyler ancak konunun ne derece karmaşık olduğunu göstermeye yaramıştır. Kırsal kesimde yasayan Zuluların düz çizgi kavramları olma-dığından aşağıda gösterilen illüzyona esvap verememekte-dirler. Bunlar çizgileri eş uzunlukta görmelerine rağmen şehirli Zulular hangi çizginin diğerinden daha uzun olduğunu teşhis etmede bizlerin çektiği sıkıntıyı duymaktadırlar, (aslında ikisi de aynı uzunluktadır).
 
Renkler belirgin şekilde yaşamımıza etki etmektedirler. Hepimiz giysilerimizde, evimizde v-3 işyerimizde nasıl bazı renklere anlamlar yüklediğimizi fark etmişizdir. Fakat eğer bunun renklerin tedavide kullanılması için çok uzak bir bulgu olduğunu düşünmekteyseniz yanılmaktasınız, çünkü renk tedavisi ile ilgilenen uzmanlara göre renkler yaşamımızda eşyalara bir 'sevimlilik' eklemekten çok öte bir öneme sahiptir.Maalesef, diğer birçok alternatif ve kenar tıp dallapn-da olduğu gibi renk tedavisi de bilimsel olarak kanıtlanması çok güç metafizik ve manevi bazı ön kabullere dayanmakta, bu da bütün konunun gözboyama olarak algılanmasına yol açmaktadır. Renk tedavisi çok eski bir sanat olmasına rağmen 1933 yılına dek bu konuda eli yüzü düzgün bu* çalışma yayımlanmamıştır. Hintli Dinshah Gha-diali'nin yazdığı 3 ciltlik The Spectro Chrometry Encyclo-' paedia'sı renklerin daha yüksek titreşimlerin kaynağı olan kimyasal potansiyelleri simgelediğine işaret etmiştir. Bunu eğer spektrometre bilimi olarak düşünürsek modern terim-lerle açıklayabiliriz. Kimyasal elementler her biri kendin1? has bir renk vererek ateşte yanarlar; Gahadiali bu temel rengin sağlığın aslı olduğunu veya olması gerektiği ileri sürmektedir. Ghadiali beyaz ışığın spektrumun bütün renklerini uyumlu bir dengede içerdiğini, fakat vücudun spekt-rumsal kalitelerini yanlış renkte bir kimyasal ekleyerek bozduğumuzda vücudun rotasını şaşıracağını beklememiz gerektiğini söylemektedir. Kimyasal maddelerin yaşam po-tansiyelleri olduğunu, atomların çekim ve itiş güçleri ol-duğunu ve inorganik metalleri organik bir makineye sokmaya çalışmanın bir bebeğe güçlenmesi için çelik çivi yut-turmaya benzediğini de eklemektedir. Ghadiali lamba ya-pımını, hangi renklerin kullanıldığını ve hangi şartlarda uygun olduğunu tarif etmektedir.
Işık tedavisi, renk tedavisi ve bunlarla yakından ilişkili mücevher tedavisi bu alanda hayal edebilecek bütün tedavi varyasyonlarını sunam yüzlerce pratisyenin bulunduğu ABD'de ilgi çekmektedir. İngiltere'de yaklaşık 20 ya da 30 kadar, kıta Avrupa sında ise 100 kadar renk terapisti bulunmaktadır. Renk terapisi Ayurveda tıbbının önemli bir kısmıdır ve Hindistan'da yaygın olarak uygulanmaktadır. Fatı'da hâlâ emekleme döneminde ise de. Batılı zihinlere, yapılacak daha çok sayıda araştırmalarla işe yaradığının kanıtlanması durumunda gelecek renk terpisi için ümit vad etmektedir.

Nasıl etki ediyor?
Renk tedavisi ses tedavisiyle benzerlikler taşımaktadır. İlk olarak hatırlamamız gereken şey, yaşayan her hücrenin yaşam kuvvetlerini barındıran bir pil olduğudur. Bu kuvvetlerin neler olduğunu hiç kimse bilmemektedir. Vü-cudun Odik kuvveti olarak isimlendirilmekte, bir tür hayat enerjisi olan 'Orgon'la ilişkilendirilmekte ve bazen özel şartlarda Kirlian fotoğraf tekniğiyle fotoğrafı çekilebilmektedir. Ses tedavisinde özel bir dalga boyundaki sesler kişinin hücre (veya bütün bir organ) titreşim biçimini değiştirip sağlıklı hale döndürmektedir. Tartışma ışığın mı, yoksa rengin mi organları sağlığına kavuşturduğu üzerinde devam edegelmektedir.
Maddenin yapısı hakkında daha çok şey öğrendikçe ve maddenin gerçekte enerji alanlarının bir görünümü olduğunu anladıkça enerjinin kendisinin değerli bir iyileştirici kuvvet olabileceğini kabullenebilmek daha da kolaylaşmaktadır. Yine de bu pek basit değildir. Homeopatik ilaçların güçlenme esnasında enerjiyle nasıl aşın şekilde yüklendiklerini görmüştük; muhtemeldir ki, renk tedavisi de aynı prensiplerle çalışmaktadır. Kısacası, bir kişinin üzerine mavi bir ışık doğrultunca vücut üzerine sadece mavi bir renk düşmemekte, aynı zamanda iyiye veya kötüye götüren şekilde bazı olguların çalışması da etkilenmektedir. Hepimiz mahallemizdeki bir dükkandan satın alabileceğimiz kızıl-ötesi lambaların değerini kabul edebiliyoruz da, diğer ışık ve renklerin (dalga-boylan) benzer tedavi edici etkileri olabileceğini düşünmeye dahi yanaşmıyoruz.
Görünen en büyük engel, -nasıl olur da ellerimiz renkli ışıkları algılar» kısır sualini doğuran bilgisiz zihinlerimiz-dir. Deri Batı tıbbının genelde tanıdığından çok daha gsniş bir algı alanına karşı hassastır. Rusya'daki araştırmalar birçok insanın parmak uçlanyla renkleri hissetmeyi ne kadar çabuk öğrenebildiklerini göstermiştir. Bazı insanlar renkli ışıkları gözleri kapalıyken bile ayırtedebilmektedirler.
Renklerin ışıklanılın vücut üzerinde bir etkisi olduğu kolayca kanıtlan maktadır. ABD'de Yeni İngiltere Devlet Hastanesi'nde kan basıncı normal olan 25 hastane personeli üzerinde bir çalışma yapıldı. Deneklerin 25'er dakika mavi ışık banyosu yaptıkları bölümde istisnasız herkesin kan basıncında bir düşme kaydedildi. Kırmızı ışığa tabi tutulduklarında ise tümünün kanbasıncı arttı. Bu tür bir etki çok kısa süreli olduğundan yüksek kan basıncının tedavisinde bir tedavi yolu olma şansına sahip gözükmemekte ise de, şurası ilginçtir ki, deneklerin maviyi düşünmesi sağlandığında kan basıncı düşürülebilmekte, kırmızıyla da kan basıncı arttırabilmektedir. Bu biyo-geribesleme eğitiminin diğer bir türü olsa da, büyük farklılıklar göstermektedir. Renkli ışıkların her biri değişik bir etki yapmaktadır. Bu fenomenin kırmızı ya da maviyi gerçekten görüyor olmayla bir ilişkisi yoktur, çünkü kullanılan kör denekler de aynen gören insanlar gibi davranmaktadırlar.
Nasıl Uygulanıyor?
Gerçekten usta bir renk terapisti hastasına sadece ba-karak hangi renge ihtiyacı olduğunu tespit edebilmekte
 
ise de, çoğunluk bazı basit aygıtlara ihtiyaç duymaktadır. Kilner ekranı denen müthiş bir aletten bazen yararlanılmaktadır. Bu alet, arasına diocen solüsyonu (indigo-mor renkli bir sıvı) dökülmüş iki cam parçasından oluşmaktadır. Böylece spektrumun bulanık uçları bertaraf edilmekte ve bakan kişi. hastanın camın arkasından, daha net bir görünümünü ekle etmektedir. Deneyimli renk terapistleri ekranin gerisindeki kişinin etrafında renk auraları gördüklerini iddia etmektedirler ve nasıl ki,   kişilerin etrafında renk auraları gördüklerini söyleyen pişikleri yalanlayamıyor isek, bunların söylediklerini de yalanlayanlayız. Auraların, Kirlian fotoğrafçıhğıyla gösterildiği gibi, renkleri vardır ve bunlar istirahatte ve hareket esnasında değişiklikler göstermektedir. Uygulayıcı, hastanın tıbbi hikayesi ne ve günlük yıldız falına bakıp hangi renklere ihtiyacı olduğuna karar vermektedir, örneğin, eğer bir insanın kırmızıya ihtiyacı varsa tembel, uyuşuk, uykulu veya anemiktir. Aynı zamanda kabızlığı veya iştahsızlığı da olabilir.
Büyük Hintli renk tedavicisi Jwala Prasada, teşhislerini göz akının, tırnakların, idrarın ve dışlanın rengine bakarak koymaktadır, «örneğin eğer hir insanın kırmızıya ihtiyacı varsa gözleri mavimsi, tırnakları mavimsi, idrarı beyaz ve mavimsi ve salgıları yine beyaz veya mavimsi olmaktadır. Tabii bu arada unutmamak gerekir ki, bazıları az miktarda kırmızıya, bazıları daha fazla kırmızıya ihtiyaç duyarken kimi az maviye kimi daha fazla maviye ihtiyaç duyar, öte yandan dozların sıklığını sistemdeki renle isteme derecesine göre düzenlemek gerekir.»
Bu şekilde bir çoğumuzun farkına varamadığı altıncı duyu ile renk terapisti neyin gerekli olduğuna ve nasıl verilmesi gerektiğine karar verecektir.
Renkler bir hastaya bir çok metod ve yollaıdan verilebilir. Birincisi güneş ışığı pek de özgül olmayan bir şekilde kullanılabilir. Hepimiz güneş pırıl pırıl parladığı zaman kendimizi çok daha iyi hissederiz, öte yandan güneş ışığında ölçülü şekilde kalmanın psikolojik ve fizyolojik faydalan iyi bilinmekte ve artık tartışması dahi yapılmamaktadır. Renk terapistleri de güneş ışığım daha kontrollü olarak kullanmakta ve güneş ışığım yansıtıcılar ve diğer aletler vasıtasıyla vücudun istenen bölgelerine odaklamaktad'rlar. Bazı hastalıklarda güneş-krom tuz çantalarıyım fiziksel .masaj tavsiye edilmektedir. Bu tedavi delikli kuma; çantalara konup masajdan önce bir saat kadar güneşte veya bir lamba altında şarj edilmiş renkli tuzlarla yapılan masajdan oluşur.
Renk terapistine göre renkler yaşantımızın her anındaki etkilerini uygun yiyeceklerin seçimiyle gösterebilirler. Bütün inorganik maddelerin olduğu gibi, bitkilerin de özgün renkleri vardır, örneğin vücudunu sağlıklı şekilde dengeye kavuşturmak için kırmızıya ihtiyaç duyan biri, şekerpancarı (yaprakları ve kökü), turp, lahana, ıspanak, patlıcan, koyu kırmızı, zarla meyvelerin bir çoğu, kırmızı frenk üzümü, vb. gereksinir. O halde bir renk terapisti özel renk tedavilerine ek olarak vücud dengesini uygun renkli yiyecekleri de önererek eski haline döndürecektir. Bu tedavi yiyeceklerin, sadece bir rastlantı sonucu bugünkü renklerine bürünmedikleri ve sağlık için gereken birbirine paralel kimyasal ve diğer madde gruplarını içerdiği inancın-dan yola çıkmaktadır.
Renk terapisinin başka bir sunuluş şekli de, gökkuşağı tedavisidir. Bu belki de renkleri vücuda almanın en ucuz yoludur. Eğer su, renkli kaplara konup güneş altında bekletilirse kabın renginin enerjisinin bir kısmını alır ve bu renge ihtiyaç duyan kişi tarafından içildiğinde olumlu etkisini gösterir.
Fakat bazı terapistlere göre en faydalı renk solumadır. Bir tür meditasyon olan bu tedavi en iyi gece yatarken ve sabah kalkarken uygulanır. Roland Hunt'ın Renk Tedavisi İçin Yedi Anahtar adlı kitabına göre denek, rengin, sürekli ve çoğalan bir fayda sağlamak için yalnızca onun aktif uyanıklığım kollamakta olduğunu ve gün ışığından, yeryüzünden veya tedavi lambasından üzerine saçıldığını farketmektedır. Kullanılan renge uyarlanmış basit bir temrin veya mantra'nın (mistik bir dua şekli) etkili olduğunu iddia eden Hunt, farklı renkteki ışıkları solumanın neşelendirici ve hafifletici olduğunu ve deneklerinin hayatın aydınlığını ve zihin huzurunu hissettiklerini kaydetmektedir. Renk solumanın birçok insanın kabul edebileceğinden çok daha etkili olduğunu hisseden Hunt, buna kanıt olarak ta bazı yatak odası renklerinin uykusuzluğa yol açtığım ve parlak renkli elbiselerin ve çevrenin zekaca geri çocuklar üzerinde hissedilir etkileri olduğunu kabul eden Colgate Üniversitesi psikoloji profesörlerinden Dr. Donald Laird'in çalışmalarım göstermektedir.
Güneş ışığım kullanmaya, diyetler hazırlamaya ve muhtemelen içsel renk terapisine ek olarak renk terapisti, özel renklerin ışıklarım çok özel hallerde kullanacaktır. Bu dalga boylarının vücutta iyice tanımlanan şekilde etki ederek ilgili vücut organları ve dokularının enerji sistemlerini şarj ettiği düşünülmektedir.
Genel olarak hasta ya bütün olarak ya da sadece vücudunun bir kısmı —belli bir rengin— ışık banyosuna tabi tutulmaktadır. Ana renk sıklıkla tamamlayıcı bir renkle beraber verilmektedir (örneğin yeşil ile magenta). Bu, ilk rengin aktivitesini arttırmaktadır. Işıklar sabit veya ritmik olarak farklı sonuçlar alınmak üzere kullanılabilir. Bazı temel kuralların varlığına rağmen her renk terapisti, bu yapı dahilinde kendi renk kullanma yolunu geliştirmektedir.
İşe yarıyor mu?
Şahsen ben renk tedavisiyle başarılı şekilde tedavi olmuş birisine şahit olmuş değilim, ama bu konuda büyük iddialar ortaya sürülmektedir. Kırmızı rengin yetişkinlerde ve çocuklarda felçleri tedavi ettiği; turuncunun safra-taşlannı ve küçük böbrek taşlarım dökmeye iyi geldiği
(Jwala Prasada turuncunun kolerada iyi etkileri olduğunu iddia etmektedir); diyabet ve kabızlığın sarıya cevap verdiği; yeşilin ülser, frengi, yılancık (erysipelas), soğuk algınlığı, krup ve meme kanserinde etkili olduğu; diş çıkarma, çıban, çeşitli ateş, her çeşit iltihaplanma, dizanteri, spaz-mik ağn, sanlık, kesik ve yanıklarda mavinin tedavi edici olduğu iddia edilmekta ve bu liste uzayıp gitmektedir.
Bildiğim bir renk terapisti kişilik gelişmesi, anksiyete halleri ve romatoid artrite iyi sonuçlar aldığım —sonuncusunda en iyisi ritmik sarı veya mor— iddia etmektedir. Aynı zamanda renk tedavisinin bu haliyle kelimenin tam anlamıyla bir alternatif tıp dalı olmadığına dikkat çekmek-tedir. Daha çok klasik doktorların sundukları şeylere bir katkıdır. Yanlış renk karışımları zihinsel ve fiziksel dengesizliklere yol açabildiğinden, renk tedavisini kendi kendine uygulamanın zararlarına karşı da uyarıda bulunmaktadır.
Bir çok kenar tıp örneğinde olduğu gibi renk tedavisinin nasıl etki ettiğini, hatta gerçekten etki edip etmediğini açıklayabilmek nerdeyse imkânsızdır. Elde edilen pozitif sonuçlar hakkında, tıbbm olanaklarını birçok defa aradıktan sonra son bir ümit olarak renk terapistinin ayağına gelmenin sonucunda oluşan basit bir psikolojik iyileşme diye yazmak oldukça kolaydır. Bütün tıbbi tedaviler deneyseldir; renk terapistlerinin ve hastaların sundukları kanıtlarla yüzyüze gelince renk terapisinin işe yaradığım kabul etmek zorunda kalıyoruz. Bu konuda çok az araştırma yapıldığından hangi sıklıkla, ne kadar ve hangi şartlarda etkili olduğunu muhtemelen daha uzun yıllar bilemeyeceğiz. Bu esnada renk terapisi pek bir zarar verecek gibi de gözükmemektedir, o halde denemeye değer olabilir.
 

 


ROLF METODU
 


Tanım
Bir Amerikalı olan Ida Rolf tarafından icat edilmiş olan, tam olarak 'yapısal bütünleşme' denilen bir çeşit vücut tedavisi.

Arkaplan
Ida Rolf, 1920'de New York'daki Barnard Koleji'nden Biyolojik Kimya dalında mezun oldu ve kısa bir süre sonra sağlık problemleriyle meşgul olmaya başladı. Terapisini nasıl geliştirdiği tam olarak bilinmiyor, ama 1940'h yıllarda insanlar onun yardımını dört gözle bekliyorlar ve herhalde sonuçtan memnun kalıyorlardı. Tam 35 yıl, yani 60'lı yılların ortalarındaki insan potansiyel hareketine yönelik ilginin büyük gelişimine kadar tanınmadan çalıştı ve bu tarihten sonra mesajı geniş bir şekilde anlaşılmaya başlandı.
• Geçen 12 yıl içinde 150'nin üzerinde Rolfçu yetiştirdi ve Meksika, Almanya İsrail, Kanada ve ABD'de 55.000'den fazla insan rolflendi. Ida Rolf, 1970 yılında uygulayıcı yetiştirmek, kapsamlı araştırma yapmak ve Rolf metodu hakkında bilgi merkezi olarak kullanılmak üzere Boulder-Co-herada'da Rolf Yapısal Bütünleşme Enstitüsü'nü kurdu.
 


Nasıl Etki Ediyor?
Rolf metodu dokuların, aşırı büyüyen bağ dokusu ta-bakalarına tahrip edecek derecede derinliğine masaj ya-pılmasıdır. Rolf un tedavisinin temelleri şu gerçeğa dayanır: Batı dünyasında insanlar fiziksel ve psikolojik çevreleri nedeniyle kötü bir duruş yapısına sahiptirler. Vücut bu anormal duruş yapısını telafi eder, belirli bazı bölgelerin kasları doğal olmayan kasılmalara itilir ve bu bölgelerdeki bağ dokusu fazlaca büyüyerek kaim tabakalar oluşturur ve bu da doğal hareketleri ve duruş şeklini sınırlar.
Kulak, omuz, kasık ve ayak bileği üzerinden geçen dümdüz bir hat düşünün. Eğer bir insanın kafası bu hattın önünde kalıyorsa, yerçekiminin aşağı doğru dikey kuvvetinin dışında kalacak ve boyun kasları onu özel bir çabayla yerinde tutmaya çalışacak, böylelikle de fazla çalışmış olacaktır. Yıllar geçtikçe vücudun kas üzerindeki fazla gerilemeye cevabı yalnızca kasın yapısında etkilerle değil, ayrıca fasya denen diğer bağ dokularının da oluşumuyla ortaya çıkar.
Hepimizin vücudunda bağlayıcı bantlar ve kılıflar ha-linde fasya bulunur, fakat tıp bilimi bunu hiçbir zaman dinamik veya değişen birşey olarak görmemiştir. Rolfçü-lerin yaptığı, bu kalınlaşmış doku bantlarım serbest hale getirerek vücudun gevşek bir hal alması ve ondan sonra yapısal olarak yeniden düzenlenerek duruşun ve aslında bireyin bütün sağlığının yavaş yavaş düzeltilmesidir.

Nasıl Uygulanır?
Rolfçü önce hastayı iç çamaşırlarıyla dikkatlice göz-lemler ve duruşundaki anormalliklerle, doğal olmayan ge-rilmeleri araştırır. Daha sonra hastanın önden, arkadan ve yandan fotoğrafları çekilir ve değişiklikler not edilir.
Her, seans bir saat sürer. Hasta bir masaya uzanır ve Rolfçü kalınlaşmış fasyayı, elleriyle, dirsekleriyle, parmak eklemleriyle ve parmak uçlarıyla dağıtır" ve vücudunun ağırlığını dikkatle kullanarak gerektiğinde oldukça fazla kuvvet uygulayabilir. Bu olay 7 adet 1 saatlik seanslar ha-linde tekrarlanır. Bu seanslar baş, göğüs, kasık gibi ön bölgelerin uyarılmasına ayrılır. Son üç seansda vücut, ilk 7 seansda gevşetildikten sonra yeniden yoğunlaştınlır.
Hastalar tedavi devam ettiği süre içinde, derin basınç ve bazen de müthiş ağrılar hissederler. Bazıları hafiflediklerini veya bütün vücutları üzerinde bir titreme hissettiklerini söylerler. Acı, tedavinin oldukça sık ve tatsız bir özelliğidir, ama hastalar ayağa kalkıp kendilerini çok daha iyi hissettiklerini söylerler. Ida Rolf tedavinin acılı yönü üzerinde çok durmuştur. «Psikoterapinin verdiği acı aynen Rolf metodununki kadardır... Ve başlangıçta aym şekilde altüst edicidir» der Ida Rolf. «Eğer olaya karşı direnirlerse özellikle acı hissederler. Bu acılardan kurtulmanın yolu onların üzerine gitmektir, böylece onların aniden kay-bolduğunu göreceksiniz.»
Hissedilen zevk veya acı, tedavinin uygulandığı alanla alakalı olan duygulara da bağlıdır. Rolf, boynuna yaklaşıldığı zaman paniğe kapılan bir adamdan bahseder. Bu-adam kendini sanki boğuluyormuş gibi hissetmişti. Bu hisleri geçtikten sonra üç yaşındayken bir boğulma tehlikesi geçirdiğini ve müdahaleyle hayata döndürüldüğünü an-latmıştı. Rolf, bu tip psikolojik uyarılmaların ve geçmişteki tatsız olayların yeniden hissedilmesinin kendi metodunun değerli, ama gerekli olmayan bir parçası olduğunu düşünür. Şüphesiz Rolf metodu farklı insanlara farklı şeyler ifade eden bir tedavi şekhdir. Bazıları için bir çeşit fiziksel tedavidir, bazıları için de aym zamanda zihinsel denge için bir uyarılmadır.


Rolf me.odu hakkında dikkate değer diğer bir şey ise, bunun uygulandığı insanların boyunun yarım inç kadar uza-dığıdır. Bunu tedaviden önce ve sonra çekilen fotoğraflar belirlemiştir. 10 saatlik bir tedavi kursu sonucunda kalıcı yapısal düzelmeler ortaya çıkar ve 10 yıl sonra çekilen fotoğraflar bile vücudun uzamasını gösterebilir. Tedavi uygulanmış hastaların bir başka yorumu da, artan rahatlık ve hareketliliktir.
Cary Grant, Georgia O'Keeffe ve Greta Garbo şimdiye kadar bu metodun uygulandığı insanlar arasındadır ve ABD'nde popülerliği gittikçe artmaktadır. Ida Rolf, Rolf metodunu yalnızca insanlara uygulamaz. Cins atları da içeren çeşitli hayvanlar üzerinde iyi sonuçlar almıştır.

 Diğer Rolfçüler bu metodun zihinsel özürlü ve spastik çocuk-lar üzerindeki yararlarını denemektedirler, fakat sonuçların ne kadar iyi olacağını söylemek için vakit henüz çok erkendir.

Niçin işe yarıyor?
Eğer gerekli kuvvet uygvdanırsa, şüphesiz vücuttaki bağ dokusunu tahrip etmek mümkündür. Fakat bunun deri üzerinden yapılması çok fazla acıya yol açar, özellikle bu fazla bü


Twitter Share  



Untitled Document
Radyonik Tedavi ile ilgili Tüm başlıklar
Radyonik TedaviSesle TedaviNefes İle Tedavi Genel
Nefes Kokusunun Tedavisi

    


Afrodizyaklar | Müşteri Hizmetleri | Garanti ve İade Şartları | Teslimat Şartları | Gizlilik Taahhüdü ve Güvenlik Politikası | Yardım | İletişim | Ana Sayfa  

Copyright © 2009 Şifa Market | www.sifamarket.com

 0224 224 55 92 (pbx)

 
Bu sitedeki açıklamalar sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir. Ürünler ilaç değildir, tıp ve sağlık profesyonellerinin tavsiye ettiği ilaçlar ile eşdeğer değildir. Ürün bilgileri ambalajlardaki açıklamalardan ve üreticilerin tanıtım broşürlerinden alınmıştır. Üreticilerin ürünleri hakkında verdiği bilgilerden ve yazım hatalarından kaynaklanan sorunlardan ve şikayetlerden sifamarket.com sorumlu değildir. Ürünlerin kullanımı ve sağlık sorunlarınız için öncelikle bir sağlık uzmanına, hekime, eczacıya danışınız.