Tüm Kategoriler
CİNSEL ÜRÜNLER CİNSEL ÜRÜNLER
YEŞİLEX AFRODİZYAK YEŞİLEX AFRODİZYAK
YEŞİLEX ÜRÜNLERİ YEŞİLEX ÜRÜNLERİ
BİTKİSEL KAPSÜLLER BİTKİSEL KAPSÜLLER
BİTKİSEL İLAÇLAR BİTKİSEL İLAÇLAR
AKCİĞER HASTALIKLARI AKCİĞER HASTALIKLARI
AKDENİZ ATEŞİ AKDENİZ ATEŞİ
ALERJİ PROBLEMİ ALERJİ PROBLEMİ
ALKOLÜ BIRAKMA ALKOLÜ BIRAKMA
ALT ISLATMA ALT ISLATMA
ANAL FİSSÜR ANAL FİSSÜR
ANEMİ ANEMİ
ANKİLOZAN SPONDİLİT ANKİLOZAN SPONDİLİT
ANTİOKSİDANLAR ANTİOKSİDANLAR
ARTRİT ARTRİT
ASTİM ASTİM
AŞIRI TERLEME AŞIRI TERLEME
AYAK BAKIMI AYAK BAKIMI
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
BAL VE ARI ÜRÜNLERİ BAL VE ARI ÜRÜNLERİ
BALLI KARIŞIMLAR BALLI KARIŞIMLAR
BANYO ÜRÜNLERİ BANYO ÜRÜNLERİ
BASUR (HEMOROİT) BASUR (HEMOROİT)
BAŞ DÖNMESİ BAŞ DÖNMESİ
BEBEK VE ÇOCUK BEBEK VE ÇOCUK
BEHCET BEHCET
BEL FITIGI BEL FITIGI
BEL SOĞUKLUĞU BEL SOĞUKLUĞU
BEYİN HASTALIKLARI BEYİN HASTALIKLARI
BİTKİSEL ÇAYLAR BİTKİSEL ÇAYLAR
BİTKİSEL SULAR BİTKİSEL SULAR
BİTKİSEL YAĞLAR BİTKİSEL YAĞLAR
BOY UZATMA BOY UZATMA
BOYUN FITIĞI BOYUN FITIĞI
BÖBREK HASTALIKLARI BÖBREK HASTALIKLARI
BÖBREK TAŞI BÖBREK TAŞI
BÖBREK YETMEZLİĞİ BÖBREK YETMEZLİĞİ
BRONŞİT SOLUNUM BRONŞİT SOLUNUM
CİLT ÜRÜNLERİ CİLT ÜRÜNLERİ
CİNSEL SOĞUKLUK CİNSEL SOĞUKLUK
DAMAR TIKANIKLIĞI DAMAR TIKANIKLIĞI
DERİ HASTALIKLARI DERİ HASTALIKLARI
DİŞ VE AĞIZ BAKIMI DİŞ VE AĞIZ BAKIMI
EGZAMA EGZAMA
ERKEN BOŞALMA ERKEN BOŞALMA
FELÇ FELÇ
FİBROMİYALJİ FİBROMİYALJİ
GÖĞÜS BÜYÜTÜCÜ GÖĞÜS BÜYÜTÜCÜ
GÖZ SORUNLARI GÖZ SORUNLARI
GRİP GRİP
GUATR GUATR
GUT HASTALIĞI GUT HASTALIĞI
GÜL HASTALIĞI GÜL HASTALIĞI
HEPATİT B_C HEPATİT B_C
HİPERTROİT HİPERTROİT
HORMONAL BOZUKLUK HORMONAL BOZUKLUK
İŞTAH AÇICI İŞTAH AÇICI
İYİLEŞMEYEN YARALAR İYİLEŞMEYEN YARALAR
K.B.B.  HASTALIKLARI K.B.B. HASTALIKLARI
KADIN HASTALIKLARI KADIN HASTALIKLARI
KALP-DAMAR HAS. KALP-DAMAR HAS.
KANSER KANSER
KARACİĞER HAS. KARACİĞER HAS.
KAS & KEMİK EKLEM HAS. KAS & KEMİK EKLEM HAS.
KAS GEVŞETİCİ KAS GEVŞETİCİ
KAŞINTI KAŞINTI
KEMİK ERİMESİ KEMİK ERİMESİ
KIL DÖNMESİ KIL DÖNMESİ
KISIRLIK KISIRLIK
KİLO ALDIRICI KİLO ALDIRICI
KİREÇLENME KİREÇLENME
KOLESTEROL KOLESTEROL
KREMLER KREMLER
KRONİK YORGUNLUK KRONİK YORGUNLUK
KULAK ÇINLAMASI KULAK ÇINLAMASI
KURT DÖKÜCÜ KURT DÖKÜCÜ
LİKEN PLANUS LİKEN PLANUS
MACUNLAR MACUNLAR
MANTAR MANTAR
MENİSKÜS MENİSKÜS
MİDE & BAĞIRSAK HAS. MİDE & BAĞIRSAK HAS.
MİGREN MİGREN
ORUÇ VE SAĞLIK ORUÇ VE SAĞLIK
ÖDEM HASTALIĞI ÖDEM HASTALIĞI
ÖZEL SETLERİMİZ ÖZEL SETLERİMİZ
ÖZEL ÜRÜNLER ÖZEL ÜRÜNLER
PAKET BİTKİLER PAKET BİTKİLER
PROSTAT PROSTAT
PSİKOLOJİK RAH. PSİKOLOJİK RAH.
ROMATİZMA HAS. ROMATİZMA HAS.
SAÇ BAKIMI SAÇ BAKIMI
SAFRA KESESİ SAFRA KESESİ
SARA HASTALIĞI SARA HASTALIĞI
SEDEF SEDEF
SİGARA BIRAKMA SİGARA BIRAKMA
SİNÜZİT SİNÜZİT
SİSTİT SİSTİT
SİYATİK SİYATİK
SPERM ARTTİRICI SPERM ARTTİRICI
SPORCU DESTEK SPORCU DESTEK
STRES & DEPRESYON STRES & DEPRESYON
SÜT ARTTIRICI SÜT ARTTIRICI
ŞEKER HASTALIĞI ŞEKER HASTALIĞI
TÜY DÖKÜCÜ TÜY DÖKÜCÜ
UÇUK UÇUK
UNUTKANLIK UNUTKANLIK
UYKU SORUNLARI UYKU SORUNLARI
VARIKOSEL VARIKOSEL
VARİS HASTALIĞI VARİS HASTALIĞI
VİTAMİNLER VİTAMİNLER
VİTİLİGO VİTİLİGO
YANIK YANIK
YAŞLILIK YAŞLILIK
YORGUNLUK GİDERİCİ YORGUNLUK GİDERİCİ
YÜKSEK TANSİYON YÜKSEK TANSİYON
ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİ ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİ
ZİHİN AÇICI ZİHİN AÇICI
ZONA ZONA



Nefes İle Tedavi Genel

Tanım
İyileşmenin vücutta varolan tabii iyileştirici kuvvetlerin etkisine bağlı olduğu prensibine dayanan bir tedavi metodudur.

Arkaplan
Vis medicatrix naturae (tabiatın iyileştirici gücü) anlayışı çok eskidir. Tabiatın iyileştirici gücünün önemini ilk farkeden Hippocrates'in devrine, M.Ö. 400'e kadar dayanır. Ona göre hastalık vücudun bozulan fonksiyon dengesini düzeltmek için gösterdiği gayretten doğuyordu. Zaman süresince tabiatın iyileştirici gücü doktrini, The Doctrine of the Healing Power of Nature through the Course of Time 1943 kitabının yazarı Dr. Max Neuberger'in söylediği gibi, hastalıktan kurtulma tabiatın çabasıyla, ya sadece iyileştirici güçleriyle ya da tıbbi yardım desteklenerek oluyordu.


Paracelsus'a göre biri mucizevi bir şekilde, diğeri de ilaçlar yardımıyla tedavi edebilen iki tür doktor vardır. Onu izleyen yüzyıllarda, tabiatın iyileştirici gücüne dayalı teoriler çoğaldı. Anton Mesmer ona 'hayvani manyetizma', kreozotu bulan ünlü kimyager Karl von Reichenbach ise 'odik güç' ya da 'odyle adını verdi. Ayrıca Reichenbach iyileştirici kuvvetin bizim anladığımız kimya, elektrik veya manyetik kuvvetlerden farklı olduğunu açıkladı. Hayatın Gizeminin, yazan Lakhowsky şöyle diyor: Her canlıda bulunan organik hücre ünitesi, yüksek frekansta ışın yapıp emebilen elektromanyetik rezonatörden başka birşey değildir.» Bilimdeki bütün ilerlemelerimize ragman ne yazık ki, ipucu niteliğindeki bir kaç buluştan başka, bu iyileştirici kuvvetin mahiyati hakkında çok az bilgiye sahibiz.

leştirici kuvvetin bizim anladığımız kimya, elektrik veya manyetik kuvvetlerden farklı olduğunu açıkladı. Hayatın Gizeminin, yazan Lakhowsky şöyle diyor: Her canlıda bulunan organik hücre ünitesi, yüksek frekansta ışın yapıp emebilen elektromanyetik rezonatörden başka birşey değildir.» Bilimdeki bütün ilerlemelerimize ragman ne yazık ki, ipucu niteliğindeki bir kaç buluştan başka, bu iyileştirici kuvvetin mahiyati hakkında çok az bilgiye sahibiz.

Bu buluşlardan en önemlisini bir Rus mühendisi olan Semyon Kirlian ve karisi Valentina 1950'lerde gerçekleş-tirdiler. Eşyaları aydınlatmak için yüksek frekansta alternatif akım kullandılar ve onların resimlerini çektiler. Eğer eşya iyi iletkense, metaller gibi resim sadece yüzeyi gösteriyordu. Az iletkenlerin resimleri ise, optik olarak saydam olmasa bile, eşyanın iç yapısını gösteriyordu. Bu yüksek frekanslı resimlerle ölü ve canlı varlıkları ayırt edebildiklerini de farkettiler. Canlılar bazı değişiklikler gösterirken, cansızlar sabit kalıyorlardı. Oldukça değişken renk yapılarında varlıkların hayat aktiviteleri de anlaşılıyordu.

Yükssk frekanslı fotoğraflar Sovyetler Birliği'nde yıllardır uygulanmakta olup Batı'da bir kaç kişi dışında ciddi olarak ilgi görmemiştir. New York'ta Profesör Douglas Dean, Washington Üniversitesi'nde Profesör Philips ile Brezilya, Avusturya ve Almanya'da diğer bilim adamları Kirlian fotoğrafları çektiler. Kirlian fotoğrafları kullanılarak özellikle birini iyileştirmeye konsantre olmuş kişilerin parmaklarından yayılan enerjiyi görmek mümkündür. Normalde parmaklardan mavi veya beyaz ışınlar yayılır, fakat kişi sinirlendiğinde veya heyecanlandığında bu ışınlar kırmızı ve lekeli hale dönüşür. Bugün Sovyetler'de Kirlian fotoğrafçılığı başka metodlarla teşhis edilemeyen hastalıkların teşhisinde kullanılıyor. Birçok hastalığın, kişi şikayet etmeye başlamadan varolan bir klinik-öncesi devresi olduğunu öne sürüyorlar. İşte bu belirtilerin ortaya çıkmadığı devrede, fotoğraf çekerek hastalığın önceden belirlenebileceğini savunuyorlar.


Kirlian fotoğrafçılığının gösterdiği en heyecan verici hadise fantom etkisidir. Bir kısmı kesilmiş bir yaprağın yüksek frekansla çekilmiş fotoğrafında kesilen kısmı da dahil yaprak bütünüyle görülüyor. Bu, bacağı kesilmiş birine bakan psişik bir kimsenin sanki bacak yerindeymiş gibi görmesine benzediği için de çok önemlidir. Kirlian fan-tomlanndaki ilgi çekici terslik, yaprağın parçasının veya bacağın kesildikten sonra arkalarında elektromanyetik alan bırakmamalar: gerçeğidir. Yaydıkları eneri i eşyaların kendilerinden daha önemli olsa gerekrir.


Bu alandaki bu ilginç çalışmalar yaygın şüphecilik yüzünden yavaş ilerlemektedir. Yine de, cardı varlıkların etrafında kavrayamadığımız, ölçemediğimiz ve açıklayamadığımız kuvvetlerin varolduğunu varsaymak mantıklı bir davranış olur. Bu kuvvetlerden bazıları natüropatların tabii iyileştirici kuvvet adım verdikleri kavram olabilir. Fakat doğru bir cevaba ulaşmak için yüzyıllara ihtiyacımız var.

Nedir?
Natüropati Batı dışında bu isimle anılmamasına rağmen, dünyanın pek çok yerinde yaygınca uygulanan tıbbi bir yöntemdir. Hastalığın temel nedenini bulup ortadan kaldırmaya dayanır. Bu neden, zararlı yiyecek, içecek ve nefes alınan hava gibi kimyasal, kaburgaların yanlış kaynaması, kasların zorlanması, eklemlerin oynaklıklarım kaybetmesi veya yanlış vücut hareketleri gibi mekanik; veya psikolojik olabilir. Hastadaki belirtiler natüropata teşhis koymakta yardım etseler de, çok önemli değildirler. O belirtileri ortadan kaldırmaktan ziyade hastayı tedavi etmeye çalışır. Natüropatlar, akut hastalıkların, iyileştirici güçlerin vücudu normal durumuna getirme çabalan sonucunda ortaya çıkan durumlar olduğu temeline dayanarak çalışırlar. Belirtilerin ortaya çıkmasının belirli bir gerekçesi olduğuna inandıkları için onları bastırmayı istemezler.
öncü bir natüropat, «Duvara vurduğu için başı ağn-yan bir kimseye aspirin vermek yerine başım duvara vurması engellenmelidir» diyerek görüşlerini örneklendiriyor. «Oysa modern tıp, başını neden vurduğunu araştırıp onu engellemek yerine hastaya aspirin vererek belirtiyi ortadan kaldırmaya çalışır. Aslında ilaç vermek hastanın yaşam biçimindeki yanlışlıklan ortaya çıkarmaktan daha kolaydır. Açıkça söylemeliyim ki, eğer bir ülkenin sağlığını natüropata dayalı bir çizgiye oturtabilsek yine de ilaç endüstrisine ihtiyacı olacaktır, çünkü anlık ve tembelce çözümlere talep çok fazladır.»


Nasıl Uygulanır?
Natüropat, doktordan çok bir öğretmendir. Tıbbi bir eğitimden ziyade uzun ve teknik bir eğitimden geçeriler. Bu eğitimin amacı, hastanın durumunu anlamak ve hastanın şikayetlerinden kurtulması ve yenilerinin ortaya çakmasının engellenmesi için öğütler vermektir.


Bir natüropata muayene olmak, doktora muayene olmaya benzer, fakat hastanın anlattıkları natüropatı daha fazla ilgilendirdiği için, olayın hikâyesini (anamnez) alması daha uzun sürer. Hastanın anlattıkları, doktorların yaptıklarından daha dikkatli ve detaylı olarak değerlendirilir. Natüropatlar da teşhis koyabilmek için kan testleri ve röntgen filmleri isterler. Fakat bu her zaman gerekli değildir. İlave olarak natüropatlar, başka yollarla teşhis edilemeyen davranış ve yapı bozukluklarının nedenlerini tanımlamada kullandıkları osteopatik teşhisten de faydalanırlar. Değişen yapı ve davranış, gittikçe vücut-içi bozuklukların nedeni olarak görülmeye başladığı için, natüropatın bu yolla ortaya çıkmış tedavi edilebilir bozukluklar olup olmadığını araştırması akla yatkındır.
Natüropati ile osteopatinin bu birleşiminden iyi sonuçlar alındığı için, bir çok natüropat davranışı değerlendirir, hassas noktaları arar (özellikle omurilik dokusunda), kas gerilmelerini araştırır ve nihayet omurgada bir kilitlenme veya sıkışma olup olmadığına bakar. Bunlardan herhangi birindeki bozukluk, meslekten olmayan birinin hemen far-kedemeyeceği biçimde vücudun bazı yerlerinde masajlarla giderilecek ağrılara sebep olur. Bu açıdan bakılınca, na-türapatlann Alexander tekniği öğreticileriyle pek çok ortak noktası vardır.


Teşhis belirlendikten sonra natüropat kişiyi bütün yön-leriyle ele alır ve eğer gerekli görürse hastanın yaşam biçimini bütünüyle yeniden düzenler. Diyet bütün natüropatlar için en önemli başlangıç noktasıdır. Eğer yapı taşlan —yiyeceklerimiz— yetersiz olursa, sağlıklı dokulann ve hayatın doğal iyileştirici güçlerinin gerektiğince çalışa-mayacağını öne sürerler. Eğer yiyecekler eksik olursa, en isabetli tedbirler bile işe yaramaz. Bu yüzden bir natüropat her vak'ada yiyeceği başlangıç noktası olarak görür. Gı-dalarımızın çoğunun doğal olmadığı temelinden hareketle natüropat hastasına bilinçli yemek yemeyi öğretme yollarım arar. Bu fındık, çilek yemeyi öğütledikleri anlamına gelmemelidir. Tersine natüropatlar başarılı olabilmek için in-sanlan kendi kendilerine yardımcı olmaya inandırmalıdır-lar ve bunun için de uygulanabilir şeyler tavsiye ederler. Mümkün olduğunca doğal, faydalı ve rafine edilmemiş gıdalar önerir ve kişiyi daha fazla temiz hava almaya, spor yapmaya teşvik ederler.


Tamm olarak hastanın içinden olmayan hiçbir şey kul-lanmamayı hedefleyen natüropat istisna olarak reçetelere bitkisel veya homeopatik dozlarda ilaçlar da yazabilir. Bu tür ilaçlar aktif etki göstermekten ziyade vücudun kendi savunma mekanizmalanna yardımcı olmada kullanılır. Natüropatlar ameliyatlara karşı değildirler ve cerrahi müdahale gerektiren durumlar olduğunu kabul ederler. Yine de ameliyatın son çözüm olduğu bir çok hastalığın sağlıklı yaşam ile daha önceden önlenebileceğine inanırlar. Yaşh ve tükenmiş bir vücut için yeni sağlık rejimleri oluşturmanın anlamsız olduğu görüşünde olan natüropatlar, diyete yeni yaklaşımlar getirmeden vücudun metabolik sistemlerini oruç yoluyla temizlerler. Natüropata giden her hastanın oruç tutmak zorunda olduğu zannedilmemeli ve oruç aç kalma olarak anlaşılmamalıdır. Amaçlanan, vücut için fizyolojik bir dinlenme ve yeni diyete başlamadan önce rücudun artık maddelerden temizlenmesini sağlamaktır. Oruç sırasında sebze ve meyva sulan içilir, sadeca bu bile bir kaç gün içinde farkedilebilen sonuçlar sağlar.


Bir çok hastalığı zihinsel olarak gördükleri için natü-ropatlar psikolojik hikâye almaya büyük önem verirler. Ve böylece hastalığın temelinde yatan baskı ve stresleri ortaya çıkarmayı amaçlarlar. Zihin gereksiz baskılardan kurtulduğu zaman vücut kendini iyileştirmede serbest kalır. Bunun ne derece önamli olduğunu bütün doktorlar bilirler. Natüropatlar ne yolla olursa olsun hastalarım, yaşamları-nın denge ve bütünlüğünü yeniden sağlamaları için cesaretlendirmeye çalışırlar.


Nerede kullanılır?
Natüropati özellikle boğaz ağrısı, kolit, gastrit, bronşit, hemoroid, sindirim ve karaciğer rahatsızlıkları gibi akut hastalıkların yanısıra tüberküloz gibi daha ciddi hastalıkların tedavisinde iyi sonuç vermektedir. Nedenleri farklı olduğu için, aynı hastalık değişik hastalarda farklı şekillerde tedavi edilir, öncü bir natüropat şöyle diyor: «Biz hastalıkları tedavi etmiyoruz, iyileşmeyi harekete geçiriyoruz ki, bu daha olumlu bir şeydir. Tıbbın diğer dallarında olduğu gibi bazen biz de başarısız olabiliyoruz, fakat en azından hastaya doğrudan zarar verecek birşey yapmıyoruz. Başarısız olmamız ise hastanın yaşam tarzında önerdiğimiz değişiklikleri yapmamasından kaynaklanıyor. İşte o zaman güç, hastanın hayatını değiştirmeye teşebbüs etmeyen ve belirtileri ortadan kaldırmak için bir sürü ilaç veren doktorların eline geçiyor. Bu durum herkesin, özellikle doktorların çok hoşuna gidiyor. Uygulamada ise bu, sonsuz sayıda tıbbi destek ve ilaç kullanımına varıyor. Çünkü doktorlar hastanın içinde yaşadığı şartları değiştiremiyorlar ve uygulaması en kolay yolu tercih ediyorlar." Bu ise çoğunlukla hastanın sorunlarını çözmediği gibi, gittikçe daha çok destek aramasına neden oluyor. Biz ise hastanın daha çabuk iyileşmesi ve kendine daha yeterli hale gelmesine çalışıyoruz.»


İşe yarıyor mu?
Evet. yüzbinlerce hastanın onayladığı gibi natüropati işe yarıyor. Benim görüşüme göre yakın gelecekte natüropati daha da ileriye gidecektir. Toplum gittikçe ilaçların büyüsünden kurtuluyor ve daha sonra başını derde sok-maktansa daha önceden kendine iyi bakmaya ve hastalıkları önlemeye çalışıyor. Belki gelecek on veya yirmi yıl içinde büyük bir kitle, ilaçların gerçekte nelere yol açtığı-nı öğrenecek ve en ufak rahatsızlıkları için doktorlara gitmekten vazgeçeceklerdir. İşte o zaman natüropatiye bugünkünden daha fazla ihtiyaç olacaktır.
 

NEGATİF İYON TEDAVİSİ


Tanım
Hastalıkların önlenme ve tedavisinde negatif yüklü hava parçacıklarının kullanılması.
Arkaplan
Hava iyonları, birbirlerinden habersiz olarak, Elster ve Geitel tarafından Almanya'da, Thomson tarafından İngiltere'de 19. yüzyıl sonunda varlıkları keşfedilene kadar bilinmiyorlardı. Geçmişte birçok bilim adamı, etrafımızda faydalı ve zararlı etkileri olan elektrik kuvvetleri bulunduğunu öne sürdüler. Belki d 3 hayvan manyetizmasıyla ilgili teorisini ortaya atarken, Anton Mesmer havadaki iyonlardan bahsetmek istiyordu. Hava molekülleri doğada devamlı iyonize olurlar (yani negatif ve pozitif yüklü parçacıklara bölünürler). Buna neden olan enerji, yerküredaki radyasyon, kozmik ışınlar, elektromanyetik dalgalar, güneş, ışık, çağlayanlar gibi bir çok doğal kaynaktan gelir. Bazı meteorolojik durumlarda hem hava iyonlarının toplam sayısı, hem de artıların eksilere oranı değişir. •Birçok hava molekülü ne artı, ne de eksi yüklüdür. Mesela saf dağ hava-sının çok az bir yüzdesi yüklüdür fakat bu durum olağandışı tabiat hadiselerinde çok artabilir.


Kırsal alanlardaki havada, cm3'de 300-1000 iyon olmak üzere küçük negatif iyonlar üretilir (çoğunluğu eksi yüklü oksijen iyonlarıdır). Bu, herhalde, bizim için gerekli olan seviyedir. Şehirlere doğru ilerlediğimizde bu seviyenin yarıya kadar azaldığı görülür. Hatta havalandırma tertibatı olan yapılarda artı yüklü iyonların eksi yüklülerden daha fazla olduğu görülür. Çünkü bu tertibatlar temizledikleri havadaki küçük negatif iyonları yok ederler. Pozitif iyonun fazla olmasının huzursuzluk, anksiyete ve dep-resyona sebep olduğu anlaşılmıştır.


Yerleşim bölgelerinde, küçük negatif iyonlar atmosferdeki kirli parçacıklar tarafından sürekli yok edilir. San Francisco'nun endüstri bölgelerinde yapılan bu araştırmada, bir iş günü boyunca ortaya çıkan hava kirliliğinin küçük iyon sayışım % 80 oranında azalttığı ve hava kirliliği arttıkça iyonların varolma olasılığının düştüğü görülmüştür. Bu demektir ki, şehir sakinlerinin aldıkları negatif iyonlar azalırken, pozitif iyonlar artırıyor. Bu durum çok önemlidir çünkü, birazdan göreceğimiz gibi, negatif iyonların faydalı etkileri varken, pozitif iyonlar insana zararlıdır.


Dünyanın belli bölgelerinde görülen kuru, ılık rüzgarların kişilerde ilginç zihinsel ve fiziksel algılamalara yol açtığı yıllardır bilinen bir gerçektir. Buna en güzel örnek İsrail'de Sharav'dır. Bu hadisenin özelliği, aniden ısı artması, nemin düşmesi ve bunlarla birlikte rüzgârın ortaya çıkmasıdır. Burada ilginç olan, Sharav'a maruz kalan kim-, selerin % 30'unda hastalık ortaya çıkmasıdır. Her ne kadar bu fenomen bundan yetmiş yıl önce Czermak tarafından ta-nımlandıysa da, 1963e kadar şikayetlerin toplam hava iyon miktarının arttığında ortaya çıktığı ve artı yüklü iyon konsantrasyonunun maksimuma ulaştığında bu kişilerin çok kötüleştiği bilinmiyordu. Bu durum hava durumu değiş-. meden 24 ile 48 saat önce vuku buluyordu. İsrail'den başka Güney California'daki Santa Ana'da, Kanada'daki Chi-nook'da, İsviçre'deki Foehn'de ve Arjantin'deki Zonda'da da buna benzer durumlar görülmektedir. Buralardaki gözlemler yükselmiş pozitif hava iyonları ile sağlığın bozulması arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmıştır.

İsrailde çalışan Profesör Sulman, Sharav'dan etkilenen kişileri incelemiş ve hepsinde ortak belirti ve bulgular tespit etmiştir (migren, bulantı, kusma, şişme, hassasiyet, konjunktivit, solunum sisteminde kan toplanması gibi). Bütün bu etkiler serotonin veya SHT adı verilen doğal olarak oluşan kimyasal ileticiye tepki olarak da vücutta ortaya çıkabiliyordu. Sulman, Sharav'dan etkilenenlerin idra-rından normalden fazla 5 HT buldu ve 5 HT antagonisti verildiğinde iyileşme görüldüğünü farketti. Ayrıca, eksi yüklü iyonlar bakımından zengin hava vererek bu hastaları tamamıyla tedavi etmeyi başardı. Böylece bu hastalan rüzgârın ortaya çıkardığı yüklü hava parçacıklarının etkilediği, trafik kazalarım, saldırı suçlarını, intiharları ve cinayetleri artırdığı ortaya çıktı ve havadaki elektrik yükü ilgi çeken bir konu haline geldi. Bazı ortamların daha sağlıklı olduğu tarihi olarak da bilinen bir gerçektir. Eazı mağaralar, dağlar rahatlatıcı havaları ve iyileştirici özellikleriyle" tanınırlar fakat yakın zamana kadar bunun nedeni bilinmiyordu. Günümüzün modern araç-gereçleri, iyileşmeye sebep olan şeyin havadaki yüksek negatif iyon konsantrasyonu olduğunu tesbit etmiştir.

Her ne kadar bu konudaki ilk buluşlar 70 yıl öncesine dayanıyorsa da, 19. yüzyılda uygulanan elektrik tedavilerinin çok sayıda ve etkisiz olması konunun etrafında olumsuz görüşlerin oluşmasına sebep olmuştur. Elektrik, yeni bir buluş olduğu o devirlerde, oyun ve gösterilerde kullanılmıştır. Bu da, tıp çevrelerinin elektrik tedavileriyle ilişkili hiçbir şeye inanmamalarına neden olmuştur. Konu 1950-lerde Amerika'da bir işadamının tedavi amaçlı iyon jeneratörleri üretmesiyle yeniden gündeme girdi. 1961'de ise Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi bu makinaları iddia edildiği gibi iyileştirici etkisi olmadıkları ve zararlı ozon gazı ürettikleri için yasakladı. Bu konudaki gelişmeler ABD'de durmasına rağmen, bu alanda öncü durumunda olan Rusya ile İngiltere'de devam etti. C.A. Laws (elektrik mühendisi) ve Dr. E. Holiday (doktor) adlı iki araştırmacı emniyetli olan ve zararlı ozon çıkarmayan yeni tip bir iyon jeneratörü üretmeyi başardılar.

Aletlerle negatif iyon üretmenin birçok yöntemi vardır. Morötesi ısını, zayıf radyasyon kaynaklan, su spreyleri ve yüksek voltaj deşarjlarının hepsi kullanılabilir. Bu iki İngiliz araştırmacı, yüksek voltaj deşarj aletleriyle yüksek miktarlarda eksi veya artı yüklü iyonları, hiçbir zararlı ozon yaymadan üretmeyi başardılar. Bu onlara, şimdiye kadar başkaları tarafından ulaşılmayan bir üstünlük sağladı.
Ürettikleri jeneratörlerden otuz tanesini deneyler için doktorlara ve ilgili gruplara verdiler ve sonuçları beklediler. Olumlu sonuçların alınması uzun sürmedi. Zaten sonuçların olumlu olacağını, dünya literatürüne dayanarak biliyorlardı. Onların sağladığı, hastalıkları tedavi edebilmek için kontrollü bir negatif iyon kaynağının üretilme-siydi. Günümüzde, dünyada negatif iyon tedavisi üzerinde çalışan yığınla bilimsel ve tıbbi araştırmacı vardır. En önemli merkezler ABD, Almanya SSCB, Danimarka ve İngiltere'dedir. Rusya dışında sadece Almanya'da iyonizas-yon tedavisi halk seviyesinde uygulan maktadır. Almanya'da 30 civarında elektro püskürtme kliniği vardır. Rusya'da ise iyonizasyon hastanelerden yaygın bir biçimde uygulanmaktadır. Rusya'mn bu konudaki tıbbî araştırmaları Batı'-yla kıyaslandığında çok ileridir.

ABD'de NASA'nın çalışmaları konuya destek vermiştir. Moleküler Biyofizik Laboratuvarı'nda insan hücresi üzerinde yaptıkları temel deneylerde, kanserli hücrelerin daha az oranda elektrik yükü olduğunu gösterdiler. Bu, normalde birbirlerini itmeleri gerektiği halde, kanserli hücrelerin birbirlerine yapıştığı anlamına gelmektedir. Frankfurt Üniversitesinden Dr. Kuster negatif iyonların, deney farelerinin kanserli hücrelerin üremesini engellediğini ortaya çıkarmıştır. Bu gelecek için ilgi çekecek bir alandır. NASA ise, uzay gemilerinin havasındaki negatif iyonları arttırmış ve bunun performansı, iş kapasitesi, reaksiyon gösterme zamanı gibi beyin fonksiyonlarıyla, vitamin metabolizması, alerjik durumlar, ağrılar ve yanık iyileşmesinde olumlu ilerlemeler sağladığını farketmiştir. Kısacası tıp bilgisindeki böyle bir ilerleme bundan sonra önemsiz olarak değerlendirilemez.

Nasıl etkili oluyor?
ABD'de Profesör Kruger ve İsrail'de Profesör Sulman gibi araştırmacıların kayda değer çalışmalarına rağmen, negatif iyon tedavisinin henüz başlangıç safhasındayız ve pek çok yeni çalışmanın yapılması gerekir. Yine dz, negatif iyonların vücuda pek çok etkisi olduğu ispatlanmıştır:
1. Kalp atışım ve kan basıncını azaltır.
2. Her nefeste akciğere alınan hava miktarını arttırır.
3. Solunum sistemindeki hava temizleyici hücrelerin hareketlerini arttırır.
4. İç salgı bezlerini (hormon salgılayan) etkiler.
5. Beynin normal ritimlerini etkiler.
6. Pozitif iyonlar ve serotonin tarafından ortaya çıkartılan etkileri tersine çevirir.

Tavşanlar, fareler ve Gine domuzlarında yapılan deneyler, küçük negatif iyonların teneffüs edilmesinin vücut dokularındaki serbest 5 HT seviyesini düşürdüğünü göstermiştir. Ayrıca farelerde beyindeki 5 HT seviyesinde de azalma görülmüştür. Bu çok önemlidir,, çünkü 5 HT, sinir sistemimizdeki en önemli taşıyıcı maddelerden biridir. Negatif iyonların beyindeki taşıyıcı maddelere bu faydalı etkileri, deneylerin negatif iyon vererek insan performansının arttırılıp arttırılamayacağı üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur. Böyle bir çalışma İngiltere'de Guildford Ühiversitesi'nde gerçekleştirildi. Negatif, pozitif ve normal hava teneffüs ettirilen denek gruplarından, negatif iyon teneffüs ettirilen gruptakilerin birçok işlerdeki başarılarının diğerlerine kıyasla önemli ölçüde arttığı görüldü. Ayrıca negatif iyonların 24 saatlik performans ritmini de etkilediği farkedildi. 5 HT'nin 24 saatlik ritmi etkilediğinin bilindiği gözönune alınırsa, bu sonuç çok ilginçtir.

Negatif iyonlar beyinde bulunan ve hoşnutluk ne gevşeme duygularıyla ilgili olan alfa aktivitesini d^ arttırırlar. Kısacası negatif iyonların tam olarak nasıl etkili olduğunu bilmiyoruz, fakat büyük bir ihtimalle bu etki. vü-cuddaki hormonları ve sinirleri etkileyen bir taşıyıcı -madde vasıtasıyla onaya çıkmaktadır. Vücudda her tarafa dağılmış olan 5 HT'nin özellikle alt orta beyine (uyku ve duygular gibi temel vücut fonksiyonlarını kontrol eder) etkisi gözönune alınırsa, negatif iyonların nasıl etkili olduğu anlaşılır. Vücudun iyileştirici güçlerini harekete geçirmek için hücrelere başka vasıtalarla etkili olduğu da tahmin ediliyorsa da, bunu ispat etmekten oldukça uzağız.

Hiç işe yaramayan ilaçların bile hastaların Tc 30 undan cevap aldığı düşünürse, negatif iyon tedavisinin sadece plasebo etkisi olması da mümkündür. Fakat, negatif iyonlarla tedavi edilmiş hastalardan % 80 olumlu cevap verdiğini söyleyen bir bilim adamı (Schulz) bu etkinin sadece plasebo olarak açıklanamayacağını belirtiyor.

Sonuçlar hep aynı olmasa da, çalışmalar göğüs hastalıklarında % 50-60, sinüzitte % 75 olumlu cevap alındığını gösteriyor. Bu oran, hipertansiyonda % 81, şiddetli başağ-rısmda % 40-45 civarındadır. Psikonevroz ve korkudan şikayetçi hastalarda yapılan bir denemede ise % 80'inde belirtilerin ya tamamen ya da kısmen ortadan kalktığı görülmüştür.

Nerelerde kullanılır?
Negatif iyonları teneffüs öden kişilerde rahatlama ve-kendini iyi hissetme görülse de, bu onun her durumda kullanılacağı anlamına gelmez, özellikle astım, sinüzit, yanıklar ve egzamada iyi sonuçlar alınmıştır. Başka hiçbir tedavi yapılmadan negatif iyon uygulanan yanık hastalarında ağn 10 dakika içinde kaybolmuştur. Migren de diğer tedavilere oranla, negatif iyon tedavisine iyi cevap verir.
Soğuk algınlığı, bazı romatizma vakaları, ağn, verem ve anksiyete bu tedaviye olumlu cevap veren diğer hastalıklardır. Hastalıkları ayrı ayn değerlendiren tıpçüar, birçok şeyi birden tedavi ettiği öne sürülen metodlara şüpheyle bakarlar. Bütün vücudu tedavi ettiği söylenen yöntemler genellikle faydasızdır. Fakat bunu negatif iyon tedavisi için söylemek zordur. Birçok ilaç deneyseldir, hasta etkili olup olmadığından başka birşeyle ilgilenmez. Nasıl etkilediği ispatlanmadığı sürece, faydalı bir tedaviden bahsetmek hata olur ve eğer bu yöntemi uygularsak ortadaki tıbbi tedavilerden pek azı ayakta kalacaktır.

Nasıl uygulanır?
Hava iyonizasyonu iki türlü kullanılabilir. En yaygını, teneffüs edilen havaya iyonize parçacıklar karıştıran makinedir. İkinci yöntem ise etkilenmiş bölgeye doğrudan gönderilmesidir ki, yanıklar, egzama, siğil ve kistlerin tedavisinde kullanılır.
Hasta kapalı odada oturur veya uyurken, jeneratörden çıkan iyonlann karıştığı havayı teneffüs eder. Küçük iyonlar çok aktif olduklan ve yol aldıkça büyüdükleri için jeneratörün hastanın yakınında olması olumlu sonuç alınmasını arttırır.

Hastanın statik elektrikle yüklü olmaması da önemlidir. Bu, iyonlann vücud tarafından emil imini engeller. Bu durumun ortadan kalkması için hastanın eline küçük bir metal elektrot verilir. Negatif iyonlann vücut tarafından çekilmesini arttırmak için bu elektrodun diğer ucu toprağa bağlanır (evdeki kalorifer borusu gibi).
Bilindiği kadanyla iyon tedavisi tehlikesizdir ve hiçbir yan etkisi yoktur. Solunum hastalı klan, her gece tekrarlanan ve jeneratörün 1-1.5 metre uzaklığa yerleştirildiği iyon tedavisine iyi cevap verir. Hastaya daha yakın yoğun ışın-lamalardan daha çabuk sonuç alınsa bile, bu metod bir seferinde 45 dakikayı geçecek şekilde uygulanmamalıdır. Bir hasta için en etkili metod, deneme yanılmayla anlaşılmalıdır.

Beyin fonksiyonunun iyileştirilmesi amaçlandığında, jeneratör hastadan 2-3 metre uzaklığa yerleştirilmelidir.Yanık, migrenin bazı türleri, nezle ve saman nezlesinde ilerleme hemen görülebilir. Fakat astım ve egzema gibi durumlar daha uzun tedaviye ihtiyaç gösterirler.

Çocukların üşütmesinin tedavisi bir gece iyonize hava teneffüs edilmesiyle iyileşirken, müzmin migrenden şikayetçi bir kişide belirtilerin ortadan kalkması haftalar süren tedavi gerektirir. 20 yıllık klinik deneyimler ve binlerce tedavi olmuş hasta iyon tedavisinin işe yaradığını kanıtlamaya yeterlidir.

İngiltere'de müşterilerin aletleri kullandıktan sonra ar-t.k ihtiyaçları olmadığı gerekçesiyle geri satmak istemeleri de ilginçtir. Bu tür olaylar, etkinin geçici olacağına inanan ve uzun vadeli iyileşme beklemeyen negatif iyon terapistlerini bile şaşırtacak niteliktedir.

Geleceği nasıl olabilir?
Negatif iyon tedavisi, günümüzde doktorlar arasında ve bilim çevrelerinde itibar kazanmaktadır. Dünya'nın pek çok ülkesinde (özellikle İngiltere'de) negatif iyon tedavisinin lehine gelişmeler görülüyor.

Tıp dünyasında bütün imkânlarıyla kullanılmaya başlanmadan çok önce onun üretim sahasında kullanılacağım tahmin ediyorum. İşçilerinin çevresini daha doğal hale getirerek üretim artışı sağlayabile-cek olan sanayiciler bu işin öncülüğünü yapacaklardır. Geleceğin endüstri işinde hava kirliliğinin ucuz yoldan kontrolü hedefleneceğinden, negatif iyon yayan havalandırma tertibatları üretilecektir. Zamanla şehir havasmdaki negatif iyon oranının kır havası seviyesine yükselmesiyle pozitif iyonların çok bulunduğu yerlerdeki bazı hastalıklar da azalacaktır.
Havalandırma tertibatları havada daha az negatif iyonu yok edecek şekilde değiştirildiği zaman, kapalı yerlerde çalışan işçi ve memurlarda hissedilebilir faydalar görüleçektir. Nihayet yerel yönetimler ve hükümetler, insanların çalıştığı yerlerde ısı ve nem standardı gibi, hava iyonizasyonu standardı da getireceklerdir. Burada amaç, herkes için temiz ve kırdaki gibi hava üretilmesidir.


Tıbbi alandaki geleceğini önceden tahmin etmek zordur. Klinik deneyler arttıkça, negatif iyon tedavisinin tıbbi kullanımına yönelme de artacaktır. Tıp mesleğinde görülen temelsiz muhafazakâr tutum bu alandaki gelişmelerin hızını kesecektir. Yine de diğer alternatif tıp tedavilerinden farklı olarak, elde edilen olumlu sonuçların da yardımıyla bu karşı tavır daha çabuk ortadan kalkabilecektir. Dil uyuşmazlığı ve elde ettikleri sonuçları açıklamaları nedeniyle Ruslar bu alandaki öncü durumlarını bir süre daha sürdüreceklerdir.
 
ORGON TEDAVİSİ
Tanım
Bazı hastalıkları tedavi için, genellikle bir aküdsn elde edilen orgon'un kullanımıdır.
Arkaplan
Dr. Wilhelm Reich (1897-1957) Freud 'un en başarılı öğrencilerinden biriydi, ama Orgazmın Fonksiyonu adlı kitabının yayımlanmasından sonra, parlak ve açık sözlü çıkışları püriten Freud'u çok öfkelendirdiğinden, ondan ayrıldı. '

Reich Viyana'dan Berlin'e, İsveç'ten Norveç'e dek gezdi ve sonunda 1934'te ABD'de Organon adını verdiği bir yere yerleşti. Burada kendi laboratuvarlarını ve Hayat Enerjisi bilim araştırma merkezini kurdu. Bir deha olduğuna kuşku yoktu, ancak cinsellik hakkında hayli esrarengiz yazıları ve garip fikirleri yüzünden tıbbi çevreler ve sıradan insanlar tarafından dışlandı.
Reich'in başlıca iddiası ilkel veya Kozmik Enerji kısaca orgon  adım verdiği yeni bir tsmel enerji formu keşfettiğine olan inancıydı. Ona göre orgon, elektromanyetik dalgalar gibi bizi çevreleyen enerjinin bir süreğiydi. Bu elektromanyetizmden farklı olup değişik hızlarla da olsa her şeye nüfuz eder. Kuvvetli kısımdan zayıf kısma doğru
 
akan kinetik enerjinin tersine zayıftan kuvvetliye doğru akar. Her madde ve yaşayan organizmanın kendi organ kapasitesi vardır ve bunun fazlasını deşarj eder. Orgon her an hareket halindedir, dalga şeklinde ilerler ve genellikle Doğudan Batıya doğru nabız gibi atar. Orgon ışık hızında hereket eder.

Reich metallerin orgonu yansıttıklarım ve bitkisel maddeleri kendisine doğru çektiğini söylemişti, daha sonra metal ve ahşap katlardan yapılmış bir kutu veya akümülatörde (biriktirici) elektrik şarjı gibi orgonu yoğunlaştıra-bileceğini buldu. Bu şekilde akümülatörds yakalanan or-gon, bir tüp vasıtasıyla dışarı yöneltilip iyileştirme amacıyla kullanılabilmektedir. Eğer yeterince geniş bir akümüla-tör inşa edilebilirse hasta bunun içinde oturtulabilir.

Bir İngiliz doktor. Dr. Aubrey T. Westlake bu tür bir «vurucu» aleti ağrıları tedavide, yaralananların çabuk iyileştirilmesinde, yanık ve haşlanmaların yara izi bırakmadan çabuk ve acısız tedavisinde kullandı. Diz ekleminde eklem sıvısı enfeksiyonu (synovitis) olan bir doktor arkadaşım Dr. Westlake'in orgon «vurucusuyla» tedavi oldu. İlk bir serinlik hissinden sonra yanm saat içinde kesin bir iyileşme olduğunu, bundan sonra ağrının bir daha tekrarlanmadığını belirtti.


1950de, Reich'in orgonun radyasyonun tehlikelerine karşı etki edebileceğini göstermeye çalıştığı bir deney esnasında kullandığı orgon ve radyum arasında bir reaksiyon meydana geldi. Orgon Enstitüsünün fareleri kitle halinde öldü ve çalışanlardan bir çoğunda radyasyon hastalığı ortaya çıktı. New York Times'in belirttiğine görü arkaplan radyasyon miktarı Enstitü'nün 600 mil çevresine dek yayıldı ve bu çok kötü bir reklam oldu. Reich bilmeden, önceden zararsız ve aslinda faydalı olan orgon d an Ölümcül Orgon dediği yeni bir madde üretmişti. Bu madde orgon ve nükleer fizyon arasındaki etkileşimin sonucu olmuştu ve iddiasına göre doğada da çöllerin üzerindeki bulutlarda oluşmaktaydı.

Reich a göre, savaş sonrası dönemde gittikçe artan sayıda gerçekleştirilen nükleer reaksiyonlar yüzünden atmosferdeki orgon nükleer radyasyonla reaksiyona girmekte, bu yüzden çöllerin üzerindeki bulutlarda ölümcül orgon meydana gelip birikmekteydi. Reich çöllerin genişlemesinden ve yavaş, fakat kararlı adımlarla verimli topraklan yutmasından kısmen ölümcül orgonu sorumlu tutmaktaydı. Arizona'da bulutlan dağıtmanın yollarını bulabilmek için çalışırken mahkemeye karşı gelmekten tutuklandı.

Bu tutuklama otoriterlerce kendisini gözden düşürmek ve hakkında şüphe uyandırmak için uzun süreden ben sürdürülen çalışmalara büyük bir dayanak kazandırdı. 1947 yılında Raich Federal Besin ve İlaç İdaresinin bir araştırma konusu oldu. Fakat muhalefet 1950 yılında söndü- 1954'-te konu yeniden Besin ve İlaç İdaresinin gündemine geldi ve Mart ayında Dr. Reich ve Reich Vakfı'na, davalının orgon enerjisi akümülatörü dağıtımından men edildiğine, bütün akümülatörlerin sökülüp bu konuda ve orgon enerjisi hakkında basılı bütün yazıların, orgon enerjisini yeryüzünden silmek için yok edilmesi gerektiğine dair bir bildirge geldi.


Reich'm tutuklanması sonucunda bütün çalışmaları yok edildi ve iki yıl hapis cezası aldığından Enstitü çok zor durumda kaldı. Hapisteyken bir kalp krizi sonucu öldü. Ölümünden sonra, düzenli orgon terapilerinden mahrum bırakıldığı için erkenden öldüğü ileri sürüldü. (70 yaşında olmasına rağmen düzenli orgon dozlan alması sonucu çok sağlıklı olduğunu söylüyordu). Farelerle yapılan deneyler, bunların manyetik alanlara bağımlı kalmabildiğini ve eğer manyetik alan kaldırılırsa öldüklerini gösteriyordu. Kimbilir Reich'in ölüm nedeni belki de buna paralel bir olaydır?

İşe yarıyor mu?
Reich'm kendi tedavi ettiği çok az sayıda hasta (kayıtlan yok oldu) ve bir avuç takipçisi tarafından tedavi edilenler dışında orgon tedavisini değerlendirebilmek için yeterli delil yoktur. Dr. Aubrey VVestlake deriyi etkileyen bazı hallerde (çoğunlukla yanık, haşlanma ve yaralarda) mü-kemmel sonuçlar elde ettiğini iddia etmektedir, ama gö-rüldüğü gibi bu konuda yapılması gereken daha çok şey vardır.

Sadece fikirlerinin zamanının ötesinde olması ve yeni keşiflerle kısmen desteklenmesi bile Reich'ın kanseriıi te-davisiyle ilgi teorilerini daha çok incelenmeye değer kıl-maktadır. Teorileri, kanserin bazı duygusal hallerde may-dana geldiği ve vücudun savunmasının tahrip olması sc-nucu ortaya çıktığına dair bilgilerimize tam uyum sağlamaktadır. Bununla birlikte o sadece bir teorisyen değildi. Canlı hücrelerle yaptığı çok sayıda araştırma sonucunda kanserin, herhangi bir nedenle orgonun tam olarak dolaşamadığı vücut bölgelerinde ortaya çıktığım gösterdi.

Tıbbın bu kenar dalı da, aynen radyestezi ve diğerleri gibi, günümüz bilimsel terimleriyle açıklanamamaktadır. Muh-temelen çalışmaları durdurulup, bunun üzüntüsü kendisini ve bütün çalışanları perişan etmeden evvel Reich gerçekten çok önemli bir şey bulmak üzereydi. Birleşik Devletler otoritelerinin verdikleri inanılmaz derecede ilkel cevabın, eğer Reich'ın yaptıkları zararsızsa veya iddia ettikleri gibi orgon tedavisi aslında hiç mevcut olmadıysa, açıklanabilir tarafı yoktur. Bu belki de bir çok kişinin korktuğu şeyin bir başka örneğidir; yani bir konu toplumda büyük dalgalanmalar meydana getiriyorsa (örneğin UFO'lar) otorite-lar hemen olaya el koymakta veya yasak getirmekte veya o konu üzerinde çalışanları gözden düşürmektedirler. Orgon gibi tamamen yeni enerji biçimlerinin keşfi çok büyük etkiler yaptığından, belki de bunu halkın yani bizlerin kal-dıramayacağına karar verildi.


OSTEOPATİ
Tanım
Hastalıkların tedavisinde vücudun ve özellikle omurganın manipülasyonunu semptom ve bulguları omurgayla bağlantılı olmasa da kullanan bir tıbbi tedavi sistemi.
Arkaplan
Osteopati ABD'de Dr. Andrew Stili tarafından bir yüz-yıldan fazla zaman önce tasarlandı. Stili makineler üzerine çalışmıştı, bunun ve tıbbi eğitimin sonucunda insan vücu-duyla bir makine olarak ilgilendi. Arızalı bölümlerin, aynen bir makinsnin hareketli parçalarıyla olduğu gibi, vücudun normal çalışan bölümlerinin fonksiyonunu nasıl bozduğunu çözmeye çalıştı. Temel teorisi, mustarip olduğumuz birçok hastalığın mekanik bir arıza gibi açıklanabileceğiydi. Stili üç çocuğunu menenjitten kaybetti; Ortodoks tıptan yüz çevirmesi muhtemelen bu trajediden kaynaklanır. Kuvvetli Metodist geçmişi onu kurtardı ve daha sonraki tıbbi teorilerinde de yol gösterici oldu.

Still'in dikkatli çalışmaları 'osteopatik lezyonlar' teriminin doğmasını sağladı. Osteopati kelimesi Yunanca iki kelime olan Osteo (kemik) ve Pathos (hastalık) tan gelir, fakat osteopati anladğımız şekilde hastalıklı kemiklerle uğraşmaz, bu yüzden bu terim yanıltıcıdır. Bu. osteopatinin kemiklerle hiçbir şekilde ilişkisinin olmadığı hallerde uygulamalar göz önüne alındığında özellikle çok talihsiz bir adlandırma olmaktadır. Osteopatik lezyon, çoğunlukla sonradan işlevsel veya organik hastalığa yol açan herhangi bir yapısal anormalliktir.

Teorik olarak osteopati bilimsel vücut bilgisine ve biraz da zooloji ve embriyolojiye dayanır. Oysa Dr. Stili dindar bir hıristiyandı (babası din,adamıydı) ve insan vücudunu hücrelerin ve organların bir birleşimi olarak görmekten çok Tann'nın üstün bir mahluku sayıyordu. Bu yüzden Still'e göre osteopatinin manevî ve mistik bir boyutu da mevcuttu. «Bütün Lezyon» adını verdiği, bir kişinin aynı anda biyo-kimyasal, psikolojik ve yapısal olarak rahatsız olabileceğini ileri sürdüğü bir kavram üzerinde özellikle durdu. Kişinin dengesini yeniden normale döndürmek için osteopat, vücudun fonksiyonunun üç seviyesini de ayarlamak zorunda kalabilir. Buna «Bütün Ayarlama» adı verilmektedir.

Stili çalışmalarının ve çabalarının kısa zamanda karşılığını gördü. Birçok hastalığın omurga bozukluklarıyla ilintili olduğunu göstermekle kalmadı, metoduyla kemik-sel olmayan bütün hastalıkları da tedavi etti. Hastalıkların vücudun bir bölümünden çok bütünüyle bağlantılı olduğu fikrindeki ısrarı, Ortodoks olmayan tıbbın diğer dalları ile, özellikle radyestezi ve akupunkturla benzerlikler taşımak-tadır.

Metotları alışılmıştı, fakat halk doktor olduğundan dolayı onu dinledi. Missouri eyaletinde bir grup  ve doktor hayranına yanlış yerleşmiş kemikleri yerine oturtmayı gösterdi.
Başlangıçta bu tek kişilik şov olmaktan öteye gide-mediyse de, zamanla diğerleri onun metotlarım kullana-bileceklerini anladılar ve kısa zamanda, Missouri'de halen faaliyetini sürdüren Amerikan Osteopati Okulunu oluşturmak için yeterince insan bir araya geldi.
Osteopati İngiltere'ye ilk olarak bu yüzyılın ük yularında girdi ve 1917'de İngiliz Osteopati Okulu kuruldu.

Bir osteopatın hekim olması gerekmemektedir. İngilte-re'de 500 kadar kalifiye pratisyenden ancak 50'sinin tıbbi unvanı vardır. Burada rahatsız edici olan İngiltere'de tıp kökenli olmayan osteopatlardan ancak yarısının yeterli meslelıi eğitiminin olmasıdır. ABD'de 7000 civarında uzman osteopat vardır vc ostscpati tıbbi alanda büyük kabul gör-mektedir. ABD'de osteopatların çoğu 7 yıllık bir eğitim görmektedir ki, bu bir doktorun eğitimi kadar ciddi ve çok kere ondan daha uzundur.
Nitelik problemi birinin Ortodoks olmayan tibbm her-hangi bir dalında karşılaştığı derece ve unvan sorunlarım ortaya çıkarmaktadır ve osteopatların yasal pozisyonları bütün diğer resmi tıp dışı pratisyenlerin pozisyonlarına dik katleri yöneltmektedir.


Doktorlar, ahlaki ve meslekî organizasyonlarca kontrol edilen bir kitleye mensup olduklarından ve en azından belirli mercilere hesap vermek zorunda olduklarından herkes onlara güven duymaktadır; diğer grup insanlarda olduğu, gibi bazı zaman kötüler ve yetersizler mevcut olsa da...
Tıbbi dereceleri olan osteopatların bile başından bazı talihsiz kazalar geçmekte ve bazen hata yapmaktadrlar. Fakat resmi tıbbın dışındaki tıp pratisyenlerinin insanlara zarar verdiğini duyduğumuzda mesleki hesap vermenin mevcut olmadığını hissedip eleştirilerimizde daha sert olabiliyoruz.

İngiltere'de osteopatlar yazılı olmayan yasalara uygun olarak mesleklerini icra etmekte olup bütün diğer tıbbi hizmetlerden bağımsızdır ve yükümlülükleri yoktur. Fizyoterapist veya kiropodist gibi tıbbi bir yardımcı olmadığından bir doktora teşhisini onaylatıp tavsiyelerine uygun hareket etmek zorunda değildirler.
Bir çok osteopat Ulusal Sağlık Hizmetlerinin bir parçası olmayı, bunun kendilerini doktorların alt kademesine yerleştireceğini ve kendi düşüncelerine göre çözüm aramaktan ve harekete geçmekten men edeceğini düşündüklerinden dolayı istememektedirler. Birçok doktor hastalarını tavsiye niteliğinde olarak ona gönderiyor olsa da, bir os-teopat hastalarım genellikle doğrudan kabul etmektedir. Bu noktada ABD'deki kiropratikçilerle benzerlikler vardır.
Son 30 yılda Amerika ve ingiltere'de sahte öğrenim unvanları büyüyen bir iş kolu haline gelmiştir. 39 Amerikan eyaleti bazı başarılarla bunların uygulanmasını yasaklamıştır, fakat İngiltere'de hâlâ devam etmektedir. İlk ger-çek protesto sesi 1972'de, bazı emlâkçı yetki sertifikalarının bir kediye verildiği anlaşıldığında yükseldi.
Bir zaman ABD'de 200, İngiltere'de 50 kadar, 5'le 50 sterlin arası bir fiyat karşılığı süper sertifikalar üreten 200 sahte 'unvan fabrikası' mevcuttu. Bu unvanlar için yapılan bir tek reklamın 10.000 dolar kazandırdığı öğrenildikten son. ra bir çok kişinin bu sırada nasıl zengin olduğuna şaşmamak gerekir.
Coventry, Nebraska Fiziksel Tıp Fakültesi osteopat veya kiropratisyen olmak isteyenlere unvanlar sattı. Bunu düzenleyen kişinin bir gazeteye şöyle bir demeç verdiği görüldü : «Bunu bu ülkede tamamen yasal, zararsız bir sahtekârlık oyunu olarak kabul ediyorum. Birilerinin mesleklerinde ilerlemelerini sağlamaktan çok mutluluk duydum. Cam temizleyicim bana kendisini beyin cerrahi yapıp ya-pamayacağımı sormuştu. Tabii ki bunu yapamam. Fakat ona istediği unvana sahip olduğunu söyleyen bir diploma verebilirim.»
İste bu tür olaylar osteopati üzerine endişeler yaratmaktadır.
Birisi bir gece, bir belge satın alarak veya almayarak işe koyulup insanların omurgalanyla oynamaya başlayabilir. Bu tür olaylar osteopatinin. ancak hekimler tarafından özel merkezlerde uygulanabildiği Fransa'da cereyan etmemektedir. Bu, isteyenin kendine osteopat unvanım verip işe koyulabildiği İngiltere'deki durumun tam tersidir. Ümit edilen odur ki, orta yol her iki ülkede de bulunacaktır.
Fakat bazı osteopatlar ve kiropratikçiler (osteopatlara benzerler, fakat tedavi metodlan daha etkindir) nitellkl.' o İm asa ve hatta potansiyel zararları mevcut clsa da. uygun eğitim almış olanların pek çok iyi iş başardığı bir gerçektir.


 


SESLE TEDAVİ


Tanım .
Ses dalgalarının iyileştirmede kullanımı. Arkaplan
Sesle tedavi vücudun kendini iyileştirmesine yardım etmesi için kullanılır. Modern bilim yüksek frekanslı sesle ilgilenmiş ve ondan şimdi en kullanışlı tıbbi teşhis ci-hazlarından olan ultrasonda bir teşhis aracı olarak yarar-lanmıştır. Öte taraftan çok düşük frekanslı ses dalgaları askeri amaçlarla, büyük bir potensiyel silah olarak, ses dalgalarının dünya kabuğu içinden, çok uzun mesafelere iletilmesi için keşfedildi.
Fakat bu ikisinin arasında, bizim de duyabileceğimiz aralıkta, dalga boylarının çoğunluğu bulunmaktadır. Hepimiz günlük hayat içinde gürültünün etkilerinin farkın-dayızdır. Gürültü bizi en basitinden oyalar, hatta deli bile edebilir. Araştırmalar, büyük, milletlerarası havaalanları çevresinde yasayan insanların, daha sakin yerlerde yaşayanlara göre daha fazla akıl hastanesine gittiklerini göstermiştir. Araştırma şunları da göstermiştir ki, biz uyurken de sesleri duyarız ve bu uykunun kalitesini etkiler. Trafiği yoğun yolların kenarlarında oturanların gürültüye tepki gösterdikleri gece boyunca kaydedilen beyin dalgalarından anlaşılmıştır ve gürültüsüz ortama göre daha az dinlendikleri ortaya çıkmıştır.

Çevresel gürültü iş sırasında çok fazlaysa ve uzun zaman periyotları süresince devam ederse, sağırlığa yol açabilir ve ses dalga boylarının bir çoğunun vücudumuzun diğer bölgeleri üzerinde etkileri vardır. Pop konserlerindeki bağırışan histerik kitlelerin bu davranışı bir tesadüf değildir, güçlü ses dalgaları şüphesiz iç organlarını titreştirir. Bazı bas notaların, kadınların üreme organlarım titreştirdiği ve onların bu yüzden bas ritmindeki müzikten zevk aldıkları ileri sürülmektedir. Bitkiler bile müziği zevkli bulmaktadırlar ve müzikle karşılaştıklarında sıradan gürültüyle karşılaştıklarından daha iyi büyüdükleri görülmüştür.

Sesin hepimiz için temel bir önemi vardır. Aslında hepimiz iyi biliriz ki, bir şahsın konuşmasının ses kalitesinin onu sevip sevmememizde büyük bir etkisi vardır. Dr. Haris Jenny, «tonoskop» adım verdiği sesi üç boyutlu hale getiren bir cihaz geliştirmiştir. İnsan sesini kaynak olarak, mesela «O» sesinin toneskopta mükemmel bir daire oluşturduğunu ortaya koyabilmiştir.
Kültürlerin temel ve önemli seslerini oluşturan şekiller arasında büyük benzerlikler vardır. Matra Yoga'da her-şeyin temeli olan bir ses vardır: OM ya da A UM. Hindu Mandykya Upanişad der ki «bütün geçmiş, şimdi ve gelecek gerçekten OM'dur. Zamanın üçlü kavramının ilerisi de OM'dur.» Tibetliler, Budistler, Lamalar, Çinliler, Japonlar ve Endenozyahlar da OM'un benzer bir yorumuna sahiptirler. Hıristiyan ve Yahudiler AMEN ve Müslümanlar da AMİN derler. Yuhanna İncil'i «önce söz vardı»,diye yazarken, herhalde eski ve yaygın bir inanç olan, söylenenin (sesin) bilgi aktarmaktan çok daha derin bir önemi olduğunu vurgulamak istiyordu.
Eski Mısırlılar şekil ve maddenin sesle alakasını anlamışlardı ve Rudolf Steiner'in bir öğrencisi olan VVachs-muth, sesin iletimi hakkında, insan tabiatı ve onu kuşatan kainat açısından birçok karmaşık teoriler geliştirmiştir. Şifa duaları ve aslında bütün ibadet çeşitleri tekrar eden seslere dayanır ve bunun ibadet edenler üzerinde büyük etkisi vardır. Bu herhalde en iyi Ayurvedik tıpta kullanılan mantralarda görülür.
Sesle tedavi, ses dalgalarım iyileştirmek maksadıyla kullanılır. Biraz önce de kısaca belirttiğimiz gibi, her organın ses dalgalarının uygulanmasıyla değişebilmek bir titreme frekansı vardır. İşte sesle tedavi bu temel prensibi kullanır.
Moleküler yapı ve atom fiziği hakkında bilgilerimiz arttıkça, her maddenin, atomaltı parçacıklarının temelinde sürekli bir titreşim içinde olduğunu anlıyoruz, öyleyse insan vücudunun her bir hücresi küçük birer pildir ve enerji alanlarıyla dolu olup, mikroskopik bir enerjiyle titreşir. Sağlıklı bir durumda, hücredeki hayat olayları bu enerjiyi sürekli olarak yayarlar, ama hastalık sözkonusu olduğunda bu yayma düzensiz bir hale gelir. Bu prensibin günlük tıptaki en basit ve en iyi bilinen uygulaması elekt-rokardiogramdır. Bir seri elektrot kalp üzerinde deriye ve daha uzak bölgelere (el ve ayak bilekleri) yerleştirilir ve bunlar kalp tarafından oluşturulan elektrik titreşimleri veya frekanslarım kaydederler. Bunlar TV tipi bir ekranda incelenebilir veya kalıcı olması için bir kağıda basılabilir. Kalp kası arızalandığı zaman (mesela bir kalp kriziyle) çıktının verileri, doktorların kağıda bakarak kalbin hangi bölgesinde ne olduğunu kolayca söyleyebileceği ve şaşılacak bir doğrulukla kalbin hangi bölümünün hastalıktan etkilendiğini belirtebilecekleri bir şekilde değişir. Hasta iyileştikçe EKG de, elektrik yollarının normale dönmesiyle normali eşir.
Sesle tedavi uygulayanlar bütün vücudumuzun ve hücrelerimizin kalp gibi çalıştığım ve bütün hastalıkların ken-' dilerini enerji yayımı veya titreşim frekansındaki değişikliklerle" belli ettiklerini kabul, ederler. Bu, değişik bir grup hücrede, vücudun bir organında veya vücudun tamamında yer alabilir. Sesle tedavi, titreşimleri normale çevirmeyi amaçlar.
 
Işık uzun sûreden beri tedavi amaçlarıyla kullanılagelmiştir ve kızıl-ötesi ve mor-ötesi bombalan tıpta ve halk arasında iyi bilinmektedir. Bu enerji kaynakları, sesle tedavi yapanların kullandıklarıyla karşılaştırıldığında, deği-şik tip titreşimler oluşturan jeneratörlerdir. Fakat sonuç aynıdır: Tahrip olmuş veya hastalıklı dokunun normal haline dönmesi.

Nasıl Uygulanır?
Pratik detaylarından önce, sesle tedavinin ses dalgası seviyesinde geçmişine bir bakalım. Dalgaları hepimiz tanırız. Denizdeki dalgalar bizi hasta eder, havadaki dalgalar bize TV ve radyo dalgalarını getirir. Fakat hepsinin ortak bir yanı vardır: Hepsi, içinden geçtikleri ortamı önce sıkıştırırlar, sonra da yayılırlar. Öyleyse bir ortamdan (su, hava veya vücut dokuları gibi) geçen dalgalar bir seri sıkışma ve yayınma dalgalarıdır. Kulaklarımız, aynen gözlerimizin küçük bir ışık frekans aralığını yakalayabildiği gibi, küçük bir ses dalgalan aralığını da belirleyebilir.
Sesle tedavi ses dalgalarının elektronik cihazlarla üre-tilmesini içerir. Bu dalgalar daha sonra, vücudun tedavi is-teyen, etkilenmiş bölümü üzerine yerleştirilen uygulayıcı-larla vücuda verilir. Hastalık tarafından üretilen, istenmeyen frekanslar böylece ortadan kaldırılır ve iyileşme başlar.
Ses uygulayıcılar sesi, belirli bir organ ya da doku için doğru dalga boyunu uygulamaya ayarlanmış manyetik kasetlerden uygulayan, basit cihazlardır. Uygulayıcı dernek, sesin nişan alınarak odaklaştırılabilmesi demektir. Hasta ses banyosuna sokulmaz. Bir ses uygulayıcısı basit bir titreştirici değildir. Uygulanan ses frekansı yolları karmaşık ve tedavi edilen organa özeldir.
Bir şahıs sesle tedavi edilirken titreşimleri hissedebilir veya hissetmeyebilir. Hasta titreştiren uygulayıcıyı his-setse bile, iyileştirici olan ve iç organlar tarafından duyulan frekansı duymayabilir.

Ne İçin Kullanılır?
Sesle tedavi romatoid artrit, fibrozit, kas durumları, kırıklar ve kemik hastalıkları, gerilmeler ve burkulmaların tedavisinde çok büyük bir öneme sahiptir. Bu bölgeler sesle tedavi için uygulayıcıların tatbik edilecekleri en uygun bölgelerdir, ama şimdi iç organlar da tedavi edilmektedir.
Sesle tedavi uygulayanlar tedaviyi sesle etkilemeden önce teşhisin konulmasının çok önemli olduğunu vurgularlar. Eğer gerçekten psikolojik bir sebebe bağhysa, artrit tedavisinde etkili olabilir, ama eğer temelde yatan hastalık tedavi edilmezse bu uzun sürmez. İngiltere'deki  bir ses terapistinin karşılaştığı vakaların % 80'i, vücuttaki hasarın artrit veya başka bir kas iskelet hastahğı şeklinde ortaya çıkmasından önce yıllar bile geçmiş olsa, bir trav-matik olaya dayanmaktadır. Aynı terapist, kalça   çıkığı ameliyatı geçiren hastaların ameliyat öncesi sesle tedavi görmeleri halinde, daha çok fayda gördüklerini belirledi. Bu yolla tedavi edilen hastalar daha çabuk, diğer hastalardan daha önce iyileşip ayağa kalkarlar. Kendisi, sesle tedavinin fizyoterapinin yaptığından daha çok şey yapabile-ceğini, çünkü daha çabuk, sessiz, kolay ve hasta üzerinde bir uygulama gerektirmediğini söyler.
Bir İngiliz sesle tedavi öncüsü Peter Guy Manners'e göre sesle tedavi, romatoid artrit'te kullanılabilir. Buna rağmen, eğer eklem çok fazla hasar görmüşse, bütün umabilecek eklem hreketliliğinde bir artıştır. Buna rağmen kronik romatizma hastalan için bu harika bir gelişmedir. Manners, disk kaymalannda da iyi sonuçlar almış ve bu metodun manipulasyon içermediği için (bu hastaya çok acı verebilir) çok popüler olduğunu görmüştür. Uygulayıcı, hastalıklı bölge üzerine 10-15 dakika tatbik edilir. Bu adale spazmlarını engeller ve böylece eğer gerekliyse mani-pulasyonu kolaylaştırır. Klasik lumbago da bu tip bir tedaviye cevap verir.
Sesle tedavi yalnızca yaşlılıktan dolayı oluşan hastalıklar için değil, aynı zamanda bebekler ve çocuklarda duygulanabilir. Manners, sesle tedaviyi adale zayıflığı ve hatta felci olan çocuklarda kullanıp cevap almıştır.

Geleceği
Sesle tedavinin çok parlak bir geleceği vardır. Bu ucuz ve kolayca kontrol edilebilen tedavi, büyük araştırmalara
açıktır. Halk ve tıp çevreleri ultrasonun yumuşak doku hasarlarında neler yapabileceğini görmüştür ve bu tedavi
şeklini de ek bir tedavi şekli olarak kabul etmeleri gerekir,iyileştirici dalgaların, diğer organ ve dokular üzerinde
bir zarara yol açmaması garantiye alındığı müddetçe, sesle tedavi güvenli bir gelecek için benimsenmeyi haketmek-
tedir. •

Tanım
Sözlük anlamı parmak baskısı olan Shiatsu, akupunktur noktalarım ve meridyenlerini uyarmak için uygulanan. Doğu kökenli bir çeşit masajdır.

Arkaplan
Shiatsu, akupunkturun Çin'de ortaya çıkışıyla aynı zamanda, kendi kendine ve bağımsız olarak Japonya'da ortaya çıkrn bir tıbbi tedavi metodudur. Japonya'da daima bir aile tıbbı şeklinde olagelmiştir ve ailenin bir ferdi tarafından diğerleri üzerinde iyileştirici bir masaj olarak uygulanmıştır. Fakat bu görünüşteki basit uygulamanın ar-kasında, büyük miktarda geçmişten gelen bilgiler ve folklor vardır.

Nasıl Etki Ediyor?
Temel olarak Shiatsu, akupunktur noktaları ve meridyenleri üzerinde parmak baskısını öngörür. Bu yüzden Batı'da akupressure veya iğnesiz akupunktur diye anılır. Akupunkturun problemlerinden birisi uygulayıcının, iğneleri kullanırken, istenilen en iyi sonucu elde etmek için. çok uzmanlaşmış olmasının gerekmesidir. Diğer taraf dan, Shiatsu, uyarılan alanlar açısından, parmaklar kullanıldığı için daha fazla hata payına sahiptir ve steril olmayan akupunktur iğnelerinin yol açtığı hasta şikayetleri söz konusu değildir, öyleyse, kısaca, Shiatsu, akupunkturla aynı nedenler dahilinde çalışır.

Nasıl Uygulanıyor?
Shiatsu'nun iki şekli vardır: Ya hasta, vücudun enerji yollarını uyarmak ve onları düzenlemek için belirli bölgeler üzerinden sıkıca, fakat acısız bir şekilde masa) edilir ya da terapistin belirli bir parmak ucu belirli akupunktur noktalarının uyarılmasında kullanılır.
Rolf metodundan farklı olarak Shiatsu, acı vermez. Hem masaj, hem de baskı tekniği acıya yol açmayacak kadar kısa, fakat yine vücuttaki bölgeler üzerinde etkili olabilir. Shiatsu'da bir çok ilk yardım teknikleri vardır. Dağda, bir kayak kazası sırasında, bir hastanın fena şekilde bükülüp kırılan ayağını yerine oturtan bir doktor tanıyorum. Doktor hiçbir anestezi veya ağrı kesici kullanmadan, yalnızca başka bir kayakçıdan bir Shiatsu noktasına basmasını isteyerek, ayağı düzeltip yerleştirdi. Bazı Shiatsu taraftarları hiçbir zaman diş anestezileri uygulamazlar, onun yerine diş ile ilgili ağrı verici işlemler sırasında, sadece doğru akupunktur noktasına bastırırlar.
Shiatsu, Japonya'da hâlâ çok popüler olup ABD'de de popülerliği gittikçe artmaktadır. Amerika'da yaklaşık olarak 300-400 uygulayıcısı vardır ve Avrupa'da, yalnızca Belçika'da 500 kişi Shiatsu'dan fayda görmüştür. Hollanda'da-ki popülerliği de gittikçe artmaktadır.
Shiatsu'nun çoğu tabu olarak hepimizde vardır. Karın ağrısı çektiğinde çocuğunun karnını ovuşturan anne, hemen hemen aynen Shiatsu uygulayıcısının yaptığı gibi, vücudun enerji güçlerini uyarıyordu. Kısaca iyileşme gücünün bir insandan.diğerine aktarılması, düzeltilemez haldeki vücut enerji yollarının nötralize edilmesidir. Bata tıbbında buna en yakın olarak, çoğumuz iyileştirici bir masajın veya ateşli bir alma konan elin kendimizi daha iyi hissetmemizi sağladığım kabul etmişizdir. Hasta olduğumuzda, eğer yumuşak ve sempatik birisi elini başımızın veya ağrıyan yerimizin üstüne koyarsa kendimizi çok daha iyi hissettiğimizi hepimiz farketmişizdir. Ağrıdan bu yolla kurtulma çarpıcı gelebilir, ama bunu biz Batı tıbbı açısından açıklayanlayız. Doğulular tam olarak neler olduğunu bilirler. Onlara göre bütün bu iyileşmeler, elin temasının tabii ifadesi olan bizim hayati enerji alanlarımızın, diğer şahısınkilerle bir uyum içine girmesi sayesinde olmaktadır. Çok karamsar ve zor kabullenen tipler dahi 45 dakikalık bir Shiatsu masajından sonra kendilerini daha değişik hissettiklerini belirtmişlerdir.

Ne için kullanılır?
Shiatsu, hastalığı önlemede —kısaca vücudu çevreyle uyum içinde tutmada kullanılabilir. Bugün çoğumuz hiç te tabii olmayan bir ortamda yaşıyoruz ve özellikle gıda konusunda, çevreye iyi bir uyum sağlayamamış durumdayız. Shiatsu uygulayıcıları hemen hemen her zaman hastalarını beslenme konusunda yeniden eğitmeyi denerler ve çoğunluğu doğal ve modası geçmiş, Batıda bizim makrobi-yotik dediğimiz diyetleri tavsiye ederler. Doğu tıbbının büyük bir kısmı hastalığın hastanın içinden kaynaklandığı inancına dayandığı için (Batı tıbbı hastalığın vücudun dışından geldiğine inanır), Shiatsu uygulayıcıları hastaların hayat tarzlarını değiştirerek, onların beslenmelerini ve genel zihinsel sağlıklarını geliştirmek için büyük çaba harcarlar. İşte bu, Shiatsu tekniği ile beraber hastaları iyi eden şeydir.
Shiatsu vücudun enerji akımlarım ya ayarlamak, ya da yatıştırmak üzere değiştirir. İyi bir Shiatsu uygulayıcısı yaptıklarına ve uyardığı meridyenlere göre hastayı teskin edip yatıştırabilir. Yüzü bir ayna gibi kullanarak çeşitli bölgeleri orada gördüklerine göre tedavi eder. Batı dok-torlarının yanlış teşhis koyduğu ağrılardan şikayetçi olarak Shiatsu'ya gelen birçok hasta vardır. Mesela, benim bildiğim bir uygulayıcı, siyatikten şikayetçi olan ve aslında siyatikle alakalan olmadıklarını bildiği bir çok hasta görmüştür. Siyatik bölgeden aşağı doğru inen meridyen safra kesesine bağlanır ve genellikle bu siyatik hastalan safra keseleri alındıktan sonra -problemlerinden kurtulurlar. Batı tıbbı bu bağlantıyı kolay kolay yapamazdı. Shi-atsu uygulayıcısı hastaya daha iyi ve safra taşı yapmayan diyetleri öğretir.

Shiatsu'nun ilkyardım uygulamalarından birini zaten anlatmıştım fakat diğer şekilleri de var. Bacak kramplan, baş ve ikinci ayak parmaklannın arasına 10-15 saniye sıkıca bastırılarak kolayca iyileştirilebilir. An us ve genital organların arasında, uyarıldığı zaman şahsın derin derin nefes almasını ve yutulan suyun dışarı atılmasını sağlayan bir boğulma noktası da vardır. Eski çağlarda savaş sanatı öğrencilerinin gözlemsel teşhis için yetiştirilmelerini düşün-mek çok ilginçtir. Bunlar bir adamı gördüklerinde zayıf noktalarını bulurlar ve daha sonra sırasıyla akupunktur noktalarını kullanarak onu etkisiz hale getirirlerdi. Bugün bu daha yapıcı amaçlar için kullanılmaktadır ve Batı dünyasında yüzlerce ve binlerce insan, sonunda Japonlar için 30 yıldan beri yaran ispatlanmış olan bu tarihi sanatı paylaşmaya başlamışlardır.

Tanım
Hastalıkları hafifletmek ve iyileştirmekte bir insandan faydalanılması.

Arkaplan
Aslında, Mşilerarası ilişkilerde şif acılık sanatı oldukça eskidir. Eski Doğu tedavi sistemlerinde elle şifa verme tek-niği kullanılmış, Eski Mısır şifa tapmaklarında da rahipler ellerini kullanmışlardır. Günümüz Hıristiyan Kilisesınce şi-fanın profesyonel olmayanlarca da yaygın olarak uygulanması kabul edilmektedir.
Şifacılık, tıbbın kenar dallarından muhtemelen tanım-lanması en zor olmasına karşın en sık başvurulanıdır. Her ülkede doktordan fazla hastalan şu veya bu şekilde iyileştiren insan vardır. Tıpta yardımcı rolü olan bir çok kişi, örneğin hemşireler ve fizyoterapistler, osteopatlar ve kiropratisyenler gibi kenar tıp pratisyenleri ve doktorlar, yaptıklarının farkında olmasalar bile her gün şif acılık yap-maktadırlar. Müteakiben kendilerine şif acı adım veren ki-şiler gelmektedir. Batı ülkelerinde bunlardan binlercesi mevcuttur. Son olarak dünya üzerine milyonlarca kendi-liğinden şifa bulma gücüne sahip olup bunun farkında ol-mayan insan vardır.
Giriş bölümünde de gördüğümüz gibi insan oldukça karmaşık bir yaratıktır, ama onu anlaşılabilir bir seviyeye indirgeme çabalarımız temel verileri gözden kaybetmemize neden olmuşa benzemektedir. Yaşam üzerine derin düşünen herkesin onaylayacağı gibi, insan sadece son derece karmaşık bir makineden ibaret değildir.
Bunca çok mucizevi tedavinin varlığını nasıl açıklayabiliriz? Ya eşlerinden birinin ölümünü müteakip diğerinin de hemen onu izlemesini? Hayata küsmüş bir kalp mi? Konuştuğunuz herhangi bir doktor size hastalarından bazılarının bir hastalıkları olduğunda nasıl ölmeyi ister göründüklerini, bazılarının da sebepsiz yere korkutucu bul-dukları faydalardan kaçtıklarım söyleyecektir.
Tedaviyi herhangi bir duyu- ötesi varlık veya güçle ilişkiledirmek böyle bir kuvvetin, bırakın ölçümünü, tespitinin bile imkânsız olmasından dolayı problem doğurmakta, bu da doktorları şaşkınlığa düşürmektedir. Birçok doktor aslında bir bilim adamı gibi çalışmamaktadır, buna rağmen kendini kontrollü, akılcı, bilimsel bir şekilde hareket eder gibi düşünmekte ve bundan zevk almaktadır. İnsan sonsuz derecede karmaşık olduğundan böylesi soğuk ve hesaplı yaklaşımlar hastaca arzu edilir, gerekli ve hatta aranan bir şey olmayabilir.
Saf bilim ve uygulamaları bir apandisiti alırken ya da zatürreyi tedavi ederken kendini ortaya koymakta, fakat böyle açık seçik vakalarda bile hikaye ilk göründüğü denli basit olmamaktadır. Apandisit gibi sık rastlanan ve basit hallerde bile modern tıbbın yanıtlayamadığı sorular mevcuttur.
Uzun yıllardan beri bazı fiziksel hastalıkların ayrılmaz şekilde zihin ve fonksiyonlarına bağlı olduğu bilinmektedir. Günümüzde araştırmacılar psiko-somatik denilen bu tür hastalıkların listesini öylesine uzatmıştır ki, nerdeyse bütün hastalıkların yakında akıl veya ruhla ilişkilen-dirümesi mümkün görünmektedir.
Bir çok kanserin, en azından kısmen psikosomatik kökenli olduğuna dair büyük miktarda kanıt mevcuttur. Bu olayın çağlar boyunca bir çok seçkin doktorca farkına varılmış ve hatta M.S. II. yüzyıl kadar eskilerde, Galen, melankolik kadınların mutlu kadınlara göre kansere yakalanma oranlarının daha fazla olduğunu gözlemlemiştir.
O halde, acaba kanser araştırmaları için her sene ayrılan milyarlarca lira yanlış şeyleri gözlemlemeye harcanıyor olmasın?
Bütün tedavilerdeki problem, şif acının (iyileştiricinin) kişiliğinin psikolojik etkisini, önerdiği ilaç ve ameliyatın saf kimyasal ya da fiziksel etkilerinden ayırabilmenin imkansız olmasıdır. Kaç kere hastalar doktorlarına gittiklerinde sadece doktorun her şeyin normal olduğunu temin etmesi üzerine kendini iyi hissetmiştir?
Genel pratisyenlerin muayenehanesine gelen hastaların % 40'mın tespit edilebilen hastalığı yoktur. Sadece ruhlarındaki sıkıntılı halin giderilmesi gerekmektedir. İşte tam bu konuda da modern tıp yetersiz kalmışa benzemektedir.
Şifacıhk birincil iyileştirici güç olarak bir tür algılamadan faydalanmaktadır. Eğer şifacı veya hasta bir tür do-ğa-üstü gücün şifa verme gücüne inanıyorsa, buna 'imana bağlı şifa bulma' denebilir, ama manevi şifacılar (bazı şifacıların da ait oldukları ruhçularla kanştırmamalidir) hastaların herhangi bir şeye inanmasını istememektedirler.
Batı'da şifacılann çoğu dindar Hıristiyanlardır ve şifa verme güçlerini Hz. İsa'nın etkisine bağlamaktadırlar, ama tedavi ettiklerinden de her zaman bu tür isteklerde bulunmamaktadırlar.
Hz. İsa'nın mucizelerinden birçoğu, muhtemelen bir tür imana dayalı şifa vermelerdi; fakat diğerleri manevi iyileştirmeye daha çok benziyordu, çünkü bazen tedavi ettiği kişiler inançsız kişiler olmasına rağmen sağlıklarına kavuşuyorlardı. Lourdes'e ve diğer kutsal' yerleri ziyaret eden imanla dolu milyonlarca hacı, istatistiksel olarak şifa bulma şanslarının az olduğunu bilmelerine rağmen yolculuk et-mektedirler.

İşin tuhaf olan yanı, günümüzde manevi şifaya karşı çıkışı herkesin beklediği gibi tıp çevresi değil, kilise yapmaktadır. Bir çok klasik klişe, manevi şifayı değişik nedenlerden dolayı onaylamamakta, bunun sonucunda da manevi şif acılar küçük gruplar halinde, çatısı altında hastalan iyileştirdikleri ayn kilise veya cemaatler kurmaktadırlar.
Büyük kiliselerin yaklaşık tümü manevi şifa alanında değişik sonuçların elde edildiği çalışmalar yapmışlardır. Etraflıca dökümante edilmiş, spontane olarak ruhun başlattığı tedavi vak'aları birçok din adamım cesaretlendirmeye yeter, ama buna rağmen resmi tıp katı tutumunu sürdürmektedir.
1956 yılında İngiliz Tıp Birliğinin «İlahi Şifa ve Doktor ile Din Adamları Arasında İşbirliği- konusunda yayınladığı bir raporda manevi şifa yoluyla tıp bmminin açıklayamadığı iyileştirmelerin gerçekleştiği belirtilmektedir.
Şifa dağıtma gücü muhtemelen nerdeyse evrenseldir, ama şif acılar öylesine farklı metodlarla çalışmaktadırlar ki, bir sınıflandırma yapabilmek imkansızdır. Buna rağmen üç değişik tip iyileştirmeyi gözönüne almak bize yardımcı olacaktır. Apaçık ortadadır ki, bu sınıflandırma bir deney olmaktan öte bir önemi haiz değildir ve sıklıkla her şifa vak'asında her birinden birşey mevcuttur.
Şifacının tipik örneği manevi şifacıdır. O, insan neye inanıyorsa onu gerçekleştirmenin mümkün olduğu prensibiyle çalışır. Bunu da hastanın bilincinin sınırlarını genişletip daha yüksek bir ruh seviyesiyle uyumlu hale getirerek başarır. Giriş bölümünde tanımlandığı şekilde hastanın duyu-ötesi dünyaya, girmesine yardımcı olur. Hasta bir kere Tanrı ile gerçekten uyumlu hale gelince (veya duyu-ötesi güç olarak neye inanıyorsa) önemli sayıda tedavi imkânı ortaya çıkar. Büyük uyum sağlama durumlarında jTiBfl.nl«.r mucizevi tedaviler tecrübe ederler. Uzun süren romatizma! nodüller birkaç dakikada yok olmakta, guatr bir kaç saat içinde boyca küçülmekte ve felç ve halsizlik, hastaların gözü önünde tedavi edilmektedir. (*)
( *)  Türk okuyucusunun hiç te yabancısı olmadığı halde hep horlanıp küçümsediği için iyice 'kenarda' kalan, 'cinci' ya da
Manevi şifacıların önde gelenlerinden biri, mümkün görünmeyen şeyleri yapabilmekten çok büyük zevk aldığını söylemektedir. Fakat kendisi de yaptığının nasıl gerçekleştiğini bilmediğini kabul etmektedir.
«Tanrı adını verdiğim bir doğa-üstü gücün beni tedavi kuvvetini hastaya aktarmak için bir tür dönüştürücü olarak kullandığım hissediyorum. Nasıl olduğunu henüz anlayabilmiş değilim, fakat ne zaman bu gerçekleşse, etkili olmak için fiziksel temasa bile ihtiyaç duymuyorum >•
Bundan sonra dünyanın öte tarafından —muhtemelen bu düşünce iletimi metoduyla.— gerçekleştirdiği kayıt edilmiş anlık tedavilerinden bahsetmektedir. Kim aksini iddia edebilir ki? Beynimizin yalnızca beşte birinin ne yaptığım biliyoruz. Görevini bilmediğimiz bir bölümü düşünceleri başkalarına iletip onlardan mesaj alıyor olamaz mı?
«Tabii ki manevi şifacılar dediklerimiz, oldukça garip insanlardır» diyor şifacı. «Bazıları hâlâ hastalarını hastalıklarından kurtarmak için her tür teatral sahneleri, sürtme ve ovalamayı kullanmaktadırlar. Bu konuda gerçekten iyi olabilmek için 6 yıldan 8 yıla kadar değişen bir süre eğitim görmek gereklidir.»
«Herkesi tedavi edebildiğimizi iddia etmessm de, herkesin bundan fayda sağlayabileceğini söyleyebilirim. Fakat tıptan fayda görememiş hastaları kabul ettiğimiz gözönüne alınırsa, yapabileceğimiz herşey kabul görecektir. Bana göre en coşkunluk verici şey, doktorların da artık bizi ciddiye alıp hasta göndermeye başlamış olmalarıdır.»
Bazı manevi şifacılar ve birçok eliyle şifa dağıtan kişi hastanın hayat güçlerini yeniden düzene koymak için fiziksel olmayan enerji veya hayat güçlerini kullandıklarını iddia etmektedirler. Dünyanın her yanında manevi şifacılar özel uygulamalar sayesinde Hayatın Evrensel İyileştirme Gü-
' üfürükçü' diye adlandırılan hocalar şif acılık kapsamında değerlendirilmelidir. Yozlaşmış örnekleri, bir yana bırakırsak. Kur'an ayetlerinin veya bazı sırri şifrelerin bazı hastalıklara iyi geldiği bilinen bir durumdur. (Ed.)

cü'nü kontrol altına alabildiklerini ileri sürmektedirler. Buna derin nefes alma, diğer yoga hareketleri, kutsal dualardan faydalanma. Hıristiyan duaları ve birçok diğer şeyler dahildir. Hangisi yapılırsa yapılsın, bu iyileştiriciler şifa verme güçlerim ellerinde yoğunlaştırıp hastalarına dokunmakta, böylece şifa gücünü onlara aktarmaktadırlar. O halde şifacı bir tür güç (enerji) biriktiricisi olup kendi başına şifa verme gücüne sahip değildir. O sadece, şifanın kendisi üzerinden aktarıldığı bir vasıtadır. Shiatsu bu tür bir şifa verme metodudur. Bastır-oraya metodu ise, kendi kendine tedavinin bir şeklidir. İkinci tür şifa (ruh şifası) dünyaya tekrar gelmemiş ruhların dünyasıyla ilişki kurmaya dayanır. Birçok duru-görücü (clairvoyant), ruhçu veya psişik güçleri olan kişiler, diğer varlıklarla ilişkiye girip yardım isteyebildiklerini iddia etmektedirler. .Bu tür şi-facılar kendi yaptıklarının bilincinde olmayıp sadece buncada bulunmakta ve bunun sonucunda zihni bir masaj veya bazı değişik dış görünümler almaktadırlar. Bu şifacıların çoğunluğunun «daha yüksek bir ben» diye bir kavramları yoksa da, sonuç alabilirler ve almaktadırlar. Şifanın onlardan kaynaklanmadığı, fakat ihtiyacı olan hastaya yöneldiği söylenmektedir.
En son iyileştirme türü birçok doktor, radyonik pra-tisyeni, homeopat ve diğerlerince uygulanandır. Bu tür, kanımca pozitif düşüncenin gücü ile oluşturulmuştu. Pla-sebo çalışmaları bize hastaların % 20 ile % eo'ı arasında değişen bir kısmının tamamen etkisiz tabletler verildiğinde dahi iyileştiklerini hep göstermektedir, ama ben inanıyorum ki, bunları veren doktor (eğer bir şifacı ise ve gerçekten hastanın iyi olmasını istiyorsa) bir şifa biçimim tabletlere aktarmakta ve bunlar da daha sonra görevlerini yerine getirmektedirler. Bu çerçeve içinde radyoniğin nasıl çalıştığını gördük. Muhtemelen birçok şifacı da aynı düşünce aktarımı metodunu kullanarak çalışmaktadır.
Fakat bu üç grup şif acının dışında birçokları fiziksel fenomenleri kavramış görünmekte ve bunları hastalıkları iyileştirmede veya teşhis etmede kullanmaktadırlar. Bazı şifacılar uyurken zihinlerinin vücutlarım terkettiğini ve diğer insanları uzaktan iyileştirebildiklerinin farkına var-dıklarım tespit etmişlerdir. Diğer şifacılar da bazı çevrelerin zararlı veya hastalığa yol açıcı olduğunu ya da hastalığın fiziksel bir cisim veya bir gürültüden kaynaklanabileceğini farketmişlerdi.
Sadece üyelerin sayıca çok olması ve iyi anlaşılmaması nedeniyle bile bir grup şifacı, üstünde durulmaya hak kazanmaktadır. Hristiyan Bilimciler (Christian Scientists) Ortodoks Hıristiyanların bir kolu olup, tarihi 1879'lara, Bary Baker Edely'nin Church of Christ, Scientist'i (Bilimci İsa Kilisesi'ni) kurmasına dayanmaktadır. Günümüzde yaklaşık 57 ülkede 3500'den fazla Hıristiyan Bilim Kiliseleri mevcuttur. Hıristiyan Bilimciler şifacılık alanında, bütün iyileştirmelerde Tann'ya yakınlaşmanın önemine "işaret et-tiklerinden dolayı ilginçtirler. Şifa bulma, onların iddiasına göre Tanrı'nm insanlara olan merhametinin bir delilidir. İman önemli bir değerdir, ama Hıristiyan Bilimciler'in-den olmayıp ta onlarca şifaya kavuşanların itiraf ettikleri gibi elzem değildir. Hıristiyan Bilimciler yaygın görüşün tersine, doktorlara da gidebilmeye izinlidirler, ama birçokları bunu yapmamayı tercih etmekte ve dua etmek ve bütünüyle Tann'ya güvenmekten ibaret manevi vasıtalarla kendi kendilerini tedavi etmek istemektedirler. Ciddi hastalıklar ve kırıklar bile gerçek Hıristiyan Bilimcilerini doktora götürmemektedir; ama bir branş olarak diğer insanlar için klasik tıbba hiç bir şekilde karşı değildirler ve hatta bazen çok olağandışı vak'alarda kendileri de bundan faydalanmayı tercih ederler. Hıristiyan Bilimini (Christian Science) ilgi çekici kılan bu kişisel Tann-merkezli. zihnin maddeye üstünlüğüne dayanan şifa metodunun gerçekten işliyor görünmesidir. Hıristiyan Bilimciler, liderlerinden birine göre, daha uzun yaşamaktadırlar ve Amerikan hayat sigortası şirketleri de böylesi az sağhk riski olan bu kişilere daha düşük sigorta primi ödeyerek sigorta olabilme imkanım tanımaktadır.
O halde, ister «kendiniz için» yaptığınız bir şey olsun, ister «size- yapılan bir şey olsun, şifa verme yaygın olarak uygulanmakta ve oldukça başarılı olmaktadır. Fakat hiçbir şifa verme biçiminde hiç kimse hiçbir zaman şifa dağıtanın aslında kendisi olduğunu iddia etmemektedir; şifacı sadece, kendisi kanalıyla Tanrı'nın Evrensel Hayat Gücünün etki ettiği bir vasıtadır.

Nasıl Uygulanır?
Besbelli ki, şifacılık metodlan böylesine farklılıklar gös-terdiklerinden, okuyucu kitapta adı geçen şifacılık metodlan için özel olarak ayrılmış bölüme başvuracaktır, fakat kısaca çoğunluğun şifa —ellerle şifa dağıtma veya gücü elle aktarma— deyince ne anladığını açıklayacağım.
Manevi şifacılık çok kişisel ve doğal bir şeydir, herkes yapabilir, hepimizde bu potansiyel mevcuttur.
Her şifacının kendine özgü bir uygulama şekli vardır ve hepsi içgüdüsel olarak davranırlar. Bazı şifacılar hastaların başına, diğerleri de rahatsızlık duyduğu bölgeye dokunmaktadır. Bazıları parmaklarını kullanırken, diğerleri el ayalarından faydalanır, bir bölümü ise gördüğümüz gibi dokunmaya bile ihtiyaç duymamaktadır. Temas etmeden şifa verme (absent healing), kanıtlanmış bir fenomendir ve muhtemelen düşünce aktarımı yoluyla etki etmektedir.
Şifacı tamamen kendini gevşetip olabildiğince pasif kal-maya çalışır ki, iyileştirici güçler kendi üzerinden harekete geçebilsinler. Genellikle hastanın vücudunun yardıma ihtiyaç duyan kısmını düşünür ve bu şekilde şifa veren enerjileri o bölgelere sevkeder. Şifacının elleri sıcağı, soğuğu veya iğneleri hissedebilir, hatta bunları bir arada da duyabilir. İşte bu yüzden hasta genellikle şıracıdan aktarılan duyumları hissetmekte ve bu esnada çekilen Kirlian fotoğrafı da iyileştirici ışınlarda müthiş bir artışa şahitlik etmektedir.
Herhangi bir durumda elle şifa dağıtmanın ne kadar hızlı cevap vereceğine dair bir kural yoktur. Çok ciddi durumlar günlük tedavilere ihtiyaç doğurabilir, ama genellikle 15 günde bir yapılması yeterli olmaktadır.
Bir çok kişi için oldukça etkili olan bu metod, şifacının gücüne bağımlıdır. O çok sakin olmak ve bu şekilde şifa bulma sürecinde hiç bir şeyin araya girmemesini sağlamalıdır. Bazen dua, meditasyon, nefes alma egzersizleri ya da iyileştirici güçlere alıcıhk yapmasını sağlayan her neyse onu, saatler boyunca yapmak zorunda kalabilir. Şifa bulma, pratisyen için çok yorucu olabilir ve bazen iyileştirme sırasmda kendisi de ağrı duyabilir. Hasta çok rahatlayabilir, hatta uykusu bile gelebilir; bazı elle şifa dağıtanlar hastalarına günlük yaşamın karmaşasına dönmeden önce bir süre dinlenmeyi tavsiye etmektedirler. Az sayıda hasta duygusal olarak rahatsızlık duymakta ya da elle iyileştirmeden duygusal boşalım yaşamaktadır.

İşe yarıyor mu?
Dünyaca ünlü İngiliz manevi şifacısı Harry Edwards, kendisine tedavi olmak için gelen hastaların yalnızca  20'sinde başarısızlığa uğradığım iddia etmiştir. Diğer şifacılar 70'lik bir tedavi oranını tahmin etmekte, fakat en gerçekçileri kendilerine başvuranlardan yaklaşık yarışma gözle görülür şekilde yardımcı olabildiklerini söylemekte-dirler. Bu düşük bir basan oranı gibi görünse de, eğer bu hastaların nerdeyse tamamının Ortodoks tıbbm bütün metodlarını deneyip tüketmiş ve sınırlı hastalıkları olmayan hastalar olduğu göz önüne alınırsa aslında çok yüksek bir rakamdır.
Başta ABD ve SSCB olmak üzere psişik fenomenler üze-rine çok sayıda eser mevcuttur, ama şifayı kullanan uygun şekilde hazırlanmış kontrollü deneyler çok azdır: Bütün diğer kenar tap metodlannda olduğu gibi, pratisyenler de hünerlerini kullanmakla öylesine meşguldürler ki, araş-tırmaya vakit bulamamaktadırlar. Tedavi edilen durumları
 
 ortodoks tıbbın tatmin olabileceği biçimde sınıflandırabilmek için şifacılar tıbbi bir ortak çalışmaya (şimdiye kadar yapılamamıştır) ihtiyaç duymaktadır. Bir deneyde sırtında yarası olan 25 fare kullanılmış ve bunların iyileşme hızı, profesyonel bir şif acının iyileştirmesine bırakılmış benzer 25 fare ile karşılaştırılmış tır. Bir diğer 25 farelik grup ta iyileştirme seansları arasında şif acının elinden çıkan ısıya eş miktarda ısı yayan bir lambanın altında tutulmuşlardır. Şifa tedavisi gören 25 fare gerçekten de diğer iki gruptan daha belirgin derecede hızlı iyileşme göstermişlerdir. Kirlian fotoğrafçılığı iyileştirme esnasında şif acının ellerinde gerçekten bir şeylerin olduğunu kanıtlayarak yeni ufuklar açmıştır. Şifacının pozitif olarak şifayı düşünmesi esnasında ellerinden alınan Kirlian fotoğrafları, vücut güçlerinin karakterinin değişerek çok daha aktif hale geldiğini göstermektedir. Başta ellerde olmak üzere vücut enerji alanları olağanüstü dolum göstermektedirler.
Bütün dünyada insanlar Şifa verici güçlerin etkili olduğunu bilmesine rağmen, hala ortodoks bilim ve tıp dünyasında pek ilgi görmemektedir. ABD'de tıp mesleğindekilere ve kilise rahiplerine iyileştirme izni verilmiştir, ama bunlar dışındaki şif acılara hastaya dokunma izni dahi verilmemektedir. Avrupa kıtasında, özellikle Al-manya'da konuya büyük bir alaka vardır, ama bazı ülkelerde yazılı olarak belirtilmeden müsaade edilmişse de, genelde Kıta Avrupa'sında yasadışı kabul edilmektedir.
İngiltere manevi şif acılık konusunda resmi düzenlemelere sahiptir ve günümüzde yaklaşık 6000e yakın şif acının uygulamada bulunduğu tahmin edilmektedir. Bir bu kadar, hatta bundan da fazla şif acı ABD'de mevcuttur, fakat bunların çoğu İngiltere'de olduğu şekilde nitelendirilmemekte ve zihin kontrolü gibi diğer tedaviler uygular gözükerek çalışmaktadırlar. Buna rağmen bir Amerikan Manevi Şifacılar Federasyonu mevcuttur.

Gelecekte neler olabilir?
Kenar tıp dünyasında, şif acılığın dünyada çok hızlı bir büyüme devresinde olduğunu düşünenler vardır. Şüphesiz ilgi şimdiye dek hiç görülmemiş boyutlardadır; özellikle İn-giltere'de tıp ciddi şekilde ilgi duymaya başlamış ve deneyler başlatılmıştır. Çok sayıda kişinin şifa verme becerisi olduğuna ve usta şifacılarla çok daha fazlası geliştirilebileceğine göre, Batıda şifacılığm iyi bir geleceği olması ihtimal dahilindedir. Şifacılık dini inançları barındırmakta (ki bugünkü gerçekten inançsız Batı toplumunda bunlar bir fazlalıktır) ve septik hastalarda bile etkili olmaktadır. Buna ucuzluğunu ve hızını eklerseniz ilaçlarla arası gittikçe bozulan bir dünyada tedavi için gerçek bir kuvvete sahipsiniz demektir.


Twitter Share  



Untitled Document
Sesle Tedavi ile ilgili Tüm başlıklar
Radyonik TedaviSesle TedaviNefes İle Tedavi Genel
Nefes Kokusunun Tedavisi

    


Afrodizyaklar | Müşteri Hizmetleri | Garanti ve İade Şartları | Teslimat Şartları | Gizlilik Taahhüdü ve Güvenlik Politikası | Yardım | İletişim | Ana Sayfa  

Copyright © 2009 Şifa Market | www.sifamarket.com

 0224 224 55 92 (pbx)

 
Bu sitedeki açıklamalar sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir. Ürünler ilaç değildir, tıp ve sağlık profesyonellerinin tavsiye ettiği ilaçlar ile eşdeğer değildir. Ürün bilgileri ambalajlardaki açıklamalardan ve üreticilerin tanıtım broşürlerinden alınmıştır. Üreticilerin ürünleri hakkında verdiği bilgilerden ve yazım hatalarından kaynaklanan sorunlardan ve şikayetlerden sifamarket.com sorumlu değildir. Ürünlerin kullanımı ve sağlık sorunlarınız için öncelikle bir sağlık uzmanına, hekime, eczacıya danışınız.